Hayattan aldığımız derslerde, biyoloji, fizik, matematik ve edebiyat’ın işe yaradığı yerlerden sorumlu tutuldum
çok seviyorsunuz! - dedim, evet tanıyamıyorum o zaman kendimi
içinizdeki bütün tırtıllar gözlerine baktığınız zaman kelebeğe dönüyor,
dedim tamamlıyorum evrimi,
ciğerler koza gibi ama jiletle yırtılıyor ve
kesikten kaçarak içinizde kelebekler uçuyor! - dedim bu işte,
evet uçuyorsunuz muhteşem bir kaldırma kuvveti
sonra bilinmeyen bir x kişisi gibi yalnız bırakılıyorsunuz -
hiç sevmiyorum bu matematiği,
fakat asla yanılmıyor, sonuç kesin!
sonra biten uçuşun ardından,
kaybolan his ya da biten yakıt ile,
aşağıda acıdan doğma bir yer çekimi öyle bir düşürüyor ki parçalanıyorsunuz -
evet, dedim, bu kadar.
senin ağzından sigara dumanı gibi dağılmayı sevdim,
ciğerlerine kapkara yapıştı içim. sevdim.
kanserin de benim, nefesin de bendim!
benden kurtuluşun bir istiklal mücadelesinin marşı gibi
"bendim’i çiğner aşardın "
ve aştığın yerlerde hep başkaları seni beklerdi!
evet bu kadardı sorumluluğum
o gittiğinde,
içimdeki bütün kelebekleri öldürüp gitmişti,
ben kelebek cesetlerinden sırtıma kambur yaptım da,
dik duracak kuvveti bulmayayım hiç bir zaman demiştim
ve boynum her zaman önünde eğilmiş olsundu
güzel anısının.
dedim hepsi bu kadar!
ama hiç bir zaman da diyemedim ki,
sırtımdaki kamburluk
yumruk attığında yer değiştiren kalbimdi!
bir anne babanın aşkından değil,
birbirini tanımayan iki kişi!
40 yaşında herifin,
15 yaşında kıza tecavüzünden oldum ben!
çığlıktan, yalvarıştan, yakarıştan, korkudan, el kol bağlılıktan.
anadan değil,
acıdan doğmayım
anlıyor musun?