Kaan Turkoglu Kisisel Paylasim Sayfasi

stonecypher
  • Kullanıcı stonecypher
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • - Üye Günlüğü
FORUMSAL.NET YENİDEN ERİŞİME AÇILDI ForumSAL · Bilgilendirme

Yaşanan süreçte sabır gösteren ve yanımızda olan tüm üyelerimize teşekkür ederiz. Alternatif adreslerimiz üzerinden de bize ulaşabilirsiniz.

Alternatif erişim adreslerimiz
Kaybettiğim her insan, bir kadeh rakı ediyordu,
biri eksiliyor bir kadeh artırıyordu çilingir acımızı,
sıra sana geliyor, kaldıramıyorduk
juliette gréco bize eşlik ediyordu, davayı kaybediyor, devayı kazanıyorduk.
ulan dünya ağıtları içinde,
birinin kaybetmesi başkasının kazanması demekse
ve birinin ezilmesi başkasına güçlendiriyorsa,
gözlerin bu kırmızılığın arasına izinsiz karışan kahverengi..

seninle iki yol.
biri uçurum aşağısı, diğeri dağ gibi yukarı,
aşağı sürüklenmek ile zirveye tırmanmak gibi,
düzlük ve yürümek mi?
yok...

başıma gelenlere şaşırmış gibi yaparak sıkılıyordum,
aman yarabbim, aman ya..

şimdi sana içimi dökmek isterdim fakat
otopsi yapma siktir et, ne var ne yok ot hepsi..
yıllardır tanıdığın birini sevmeyip hiç tanımadığın biriyle sevişmek,
arabesk dinleyip, ara be, ara be demek gibi.

iki yol dedim dikkat edersen
seninle yollara düşeceğiz, düşüp kalkacağız her gece,
ama işte rahmine biri daha düşecek..

ve güzel olduğumuz kadar acı çekeceğiz,
niye acı çekiyoruz mutlu olmak dururken diyorsun da,
bebeğim,

Acı, hayatın sosudur..
 
Evet bazen her şey ters gider


Annen ölür
Baban ölür
Kızın olur

Derin bir nefes alırsın
her şey geçti gibi gelir
bir keyif sigarası yakarsın dert gelir
bir nefes daha alırsın
içinden "her şey çok geç"ler geçer
söndürürsün bir umut doğar küllerinden bu böyledir
"çok şükür" lerin "allah kahretsin" lere dönmesi anlık saniyeliktir

bazen her şey olur herkes her şeyi söylemeyebilir
içine atmak muhteşem gibi görünür
bir gün yalansız dolansız içini dökmek istediğinde birine
konuşacak çok şeyin olsun dersin ama
zira muhteşemlerin iğrençlere dönüşmesi de öyledir

konuşmak ve kelimeler her şeyi değiştirebilirken
bir erkek bir kadın dilsizin arasındaki aşkı asla anlamazsın
konuşmak zannedersin
sevişmek zannedersin

bazen her şeyi özlersin ama herkesi
çay demler kahve içersin su biter yağmur başlar
çok özlemek mesela
yağmur yağar camların ardında kalırsın hani.

bazen her şey öyledir
sen içine atarsın ama onlar söyler
sen susarsın konuşurlar
sen özlersin onlar sevişirler mesela.

bir kelimenin bizi allahla tanıştırdığı gibi
"ikra"

öyle bir kelime can verebilecekken her şeye

bazen her şey ölür
tüm duyguların, hislerin

gitmek istersin,
gitme demezler.
 
Kaan & Aşk'ı Lahuti Kardeşlerim :)


BP8B3-aCYAASFz-.jpg:large

 
Kei Çok teşekkür ederiz güzel insan. :cici:
 
ALLAHU Teala buyuracak; Ey ölüm meleği (Azrail) Yaratılanlar arasında kim hayatta kaldı? - İnsanlar öldü, Cinler öldü, Melekler öldü, Melekler Allah'ın vaadi hakkında sorduğunda (ALLAH onlara hatırlattı) Her nefis, Ölümü tadacaktır (Enbiya) Melekler dediki : ''Bizler basit ruhlar değiliz doğrusu halis ruhlarız'' Ve Allah'ın ayeti tecelli oldu. Yeryüzünde bulunan bütün canlılar yok olacak. (Rahman) Melekler dediki doğrusu bizler yeryüzünde bulunmuyoruz, biz ancak semada bulunuruz. Ve Allah'ın ayeti tecelli oldu. O'nun zatından başka herşey yok olacaktır. Hüküm O'nundur ve siz ancak O'na döndürüleceksiniz. (Kasas 28:88) Melekler secdeye kapandı ve dedilerki: Ebedi ve tek olan Allah'î tesbih ederiz. Melekler öldü, Ve insanlar, Ve cinler, Ve kuşlar, Ve yerde ve gökte her ne varsa.. Ölüm meleği dışında Allah, Ölüm meleğine sordu: Ey ölüm meleği yarattıklarım arasında kimler hayatta kaldı? O da der ki: Ey, Allah'ım Cebrail, Mikail, İsrafil ve şimdi karşında duran şu kulun dışında kimse kalmadı. ALLAH buyurdu: ''Cebrail'in ruhunu kabzet, Ey ölüm meleği'' Ve cebrailin ruhunu kabzeder. Kim (hayatta) kaldı? Cevap verir: Mikail, İsrafil ve şu aciz kulun. ''Mikail'in ruhunu kabzet, Ey ölüm meleği'' Ve mikailin ruhunu kabzeder. ''İsrafil'in ruhunu kabzet, Ey ölüm meleği'' Ve israfilin ruhunuda kabzeder. Ve sonra Cebbar olan Celle Celaluhu ona sorar; Ey ölüm meleği yarattıklarım arasında kimler hayatta kaldı? Azrail dediki bu aciz kulun dışında kimse kalmadı. Ve ölüm meleğine dediki: ''ÖL, EY ÖLÜM MELEĞİ'' Ve ölüm meleği ölür. Ölüm şarhoşluğunu hissettiği zaman diyecek ki: ''Ey azamet ve izzet sahibi rabbim'' Eğer ölüm sarhoşluğunun bu kadar can yakıcı olduğunu bilseydim. Sen'den kullarının ruhlarını kabzettiğim için af dilerdim. Ve ölür, Ölüm meleğide ölür. ALLAH dünyaya baktığında dünya tam bir harabedir. Güneş katlanıp dürüldüğünde (Tekvir:81:1) Yıldızlar (kararıp) döküldügünde (Tekvir:81:2) Dağlar sallanıp yürütüldüğünde (Tekvir 81:3) Gebe develer salıverildiğinde (Tekvir:81:4) Denizler kaynatıldığında (Tekvir:81:6) Ruhlar bedenlerle birleştirildiğinde (Tekvir:81:7) Gökyüzü sıyrılıp alındığında (Tekvir:81:11) Ve cennet yaklaştırıldığında (Tekvir:81:13) Cehennem tutuşturulduğunda (Tekvir:81:12) Sonra Allah dünyaya bakar. Ve tamamen boş. Ve derki,: Ey, dünya nehirlerin nerede? ağaçların nerede? denizlerin nerede? sarayların nerede? Kralların nerede? Kralların çocukları nerede? Diktatörlerin nerede? Diktatörlerin çocukları nerede? Benim çeşitli nimetlerimle yaşayan fakat benden başkasına ibadet edenler nerede? Bugün hükümranlık kimindir? (Mümin 40:16) Sizden önce kendilerine zulmedenlerin yurtlarına oturdunuz.Onlara nasıl muamele ettiğimiz size apaçık belli oldu. Ve size misalalrde verdik (İbrahim 14:45) Hilelerin cezası ALLAH katında malum iken, onlar, tuzaklarını kumuşlardı. Halbuki onların hileleriyle dağlar yerinden gidecek değildi. (ibrahim 14:46) Unutmayinki her ölüm nefsi mutlaka tadacaktir. Allah bizi sevgili ve iman gücü kudretli kullarindan eylesin inşallah..​
 
tumblr_mk2jtviGK21rwar0io1_1280.jpg


...bileyim ki çağıranım sensin bileyim ki bekleyenım sen .
Kapımın kapanmayacagini bileyim .
Yagmurdan sonra ki toprak kokusu gibi seveyim seni.
Bazı geceler mum ışığında bir şeyler oku bana .
Ben bileyim ki hep benim kalacaksın.
Sen bilesin ki ben senden başkasına fazlayım.
​
 
Başını bir sağa ve bir sola çevirdiğimde gördüğü
sağ tarafta küllük sol tarafta bira şişeleri filan o loş o karanlık o it sürüsü yalnızlık
hayatını özetleyebilirdi bir çok kişinin, dili olsaydı
olmasaydı da belki.

Her insanın ayıp kriterleri, belli prensipleri, klasik özellikleri
insanı insan yapan şeyler daha çok
insanı insanlıktan uzaklaştıran şeyler daha çok
birini toplumdan uzak tutmak için gereken her şey
ve kasıklarda aranan şey,
o da her zaman mutlu etmeyebilir insanı ve hatta
hiç kimse anlayamaz attila ilhan ile juliette greco arasındaki bağı.

Neden gittiğini anlayamadın demelerine rağmen,
not bırakmayı severdi peçeteye istek bir şarkı yazar gibi

Ayrılmalar barışmalar ve sevişmeler dahildir buna dedi,
kim daha çok severse değil,
kim daha iyi oynarsa baylar!
 
İnsanın karşılaşacağı ölüm gerçeğinin son saniyeleri geldiğinde, o sırada yanında bulunanlardan Dr. Neşet Ömer bey

“Dilinizi göreyim efendim. Lütfen dilinizi dışarıya doğru çıkartın”

diye telaşlanırken, Atatürk, Dr. Neşet Ömer beye bakarak

“VE ALEYKÜM SELAM” diyerek gözlerini kapatmıştır.

“İyiliklerini içeren kitabı sağ tarafından verileceklere, melekler:

“SELAMÜN ALEYKÜM derler.” (Vakıa Suresi 90,91)
​
 
Dinlemek istersen eğer, bacaklarını ayırmadan dinle beni
bir hayatı başından sonuna hayal ettiğin gibi anlatabilirim sana.
esrar içebiliriz. müzik dinleyebiliriz. dans edemem.
sesim güzel olsaydı sana şarkı söylerdim ama
bested bones tavsiye edebilirim, bu da bir trip şeklidir
önemli değil anlamayabilirsin ama beni kırmaman hoşumuza gider
direnmek istersen eğer tarifsiz bir acı verebilirim göğsüne.
sevişmek istersen eğer kendimi kaybedebilirim teninde
koşmak istersen bizi geçmeden yorulabiliriz
konuşmak yaramıyorsa ağzımı ağzına dayayıp susturabilirim.

İnsanların yüzleri gibi, değişik değişik duygular içindeyim
ölmeye gel çünkü, lütfen, daima
seni öperken organlarını içime çekmek istiyorum

Ama sorarlarsa eğer dalga geçercesine beni
masayı dağıtır gibi defolup gidişini anlatamam,
içime litrelerce civa dökülmüş gibi bir şey olur
ayrılırız ama yani şöyle bir şey,
sigarayı bırakırsın ama ciğerindeki leke geçmez

Dur dediğin yerde, bitti dediğin yerde,
bütün gerçekleri yaşanmamış sayabilirim yine,
o bildiğimiz yeni baştan oyununu oynarsın karışmam
her şeyi unutup yeni doğmuşçasına büyüyebilirsin anne karnında
ama bana kendinden bahsetme yalan söylediğin anlaşılıyor
rica ediyorum, acı bana..
 
Dağ gibi karayağız birer delikanlıydık. Babamız, sırtında yük taşıyarak getirirdi aşımızı, ekmeğimizi.

Arabalar şırıl şırıl ışıklarıyla caddelerden geçerken bizler bir mum ışığında bitirirdik kitaplarımızı. Kendimiz gibi yaşayan binlerce yoksulun yüreğini yüreğimizde yaşayarak katıldık o büyük kavgaya. Ecelsiz öldürüldük. Dövüldük, vurulduk, asıldık.

Vurulduk ey halkım, unutma bizi...

Yoksulluğun bükemediği bileklerimize çelik kelepçeler takıldı. İşkence hücrelerinde sabahladık kaç kez. İsteseydik, diplomalarımızı, mor binlikler getiren birer senet gibi kullanırdık. Mimardık, mühendistik, doktorduk, avukattık. Yazlık kışlık katlarımız, arabalarımız olurdu. Yüreğimiz işçiyle birlikte attı. Yaşamımızın en güzel yıllarını birer taze çiçek gibi verdik topluma. Bizleri yok etmek istediler hep. Öldürüldük ey halkım, unutma bizi...

Fidan gibi genç kızlardık. Hayat, şakırdayan bir şelale gibi akardı göz bebeklerimizden. Yirmi yaşında, yirmi bir yaşında, yirmi iki yaşında, işkencecilerin acımasız ellerine terk edildik. Direndik küçücük yüreğimizle, direndik genç kızlık gururumuzla. Tükürülesi suratlarına karşı bahar çiçekleri gibi, taptaze inançlarımızı fırlattık boş birer eldiven gibi. Utanmadılar insanlıklarından, utanmadılar erkekliklerinden. Hücrelere atıldık ey halkım, unutma bizi...

Ölümcül hastaydık. Bağırsaklarımız düğümlenmişti. Hipokrat yemini etmiş doktor kimlikli işkencecilerin elinde öldürüldük acınmaksızın. Gelinliklerimizin ütüsü bozulmamıştı daha. Cezaevlerine kilitlenmiş kocalarımızın taptaze duygularına, birer mezar taşı gibi savrulduk. Vicdan sustu. İnsanlık sustu.

Göz göre göre öldürüldük ey halkım, unutma bizi...

Kanserdik. Ölüm, her gün bir sinsi yılan gibi dolaşıyordu derilerimizde. Uydurma davalarla kapattılar hücrelere. Hastaydık. Yurtdışına gitseydik kurtulurduk belki. Bir buçuk yaşında kızlarımızı öksüz bırakmazdık. Önce, kolumuzu omuz başından keserek, yurtseverlik borcumuzun diyeti olarak fırlattık attık önlerine. Sonra da, otuz iki yaşında bırakıp gittik bu dünyayı, ecelsiz.

Öldürüldük ey halkım, unutma bizi...

Giresun’daki yoksul köylüler, sizin için öldük. Ege’deki tütün işçileri, sizin için öldük. Doğu’daki topraksız köylüler, sizin için öldük. İstanbul’daki, Ankara’daki işçiler, sizin için öldük. Adana’da, paramparça elleriyle ak pamuk toplayan işçiler, sizin için öldük.

Vurulduk, asıldık, öldürüldük ey halkım, unutama bizi...

Bağımsızlık Mustafa Kemal’den armağandı bize. Emperyalizmin ahtapot kollarına teslim edilen ülkemizin bağımsızlığı için kan döktük sokaklara. Mezar taşlarımıza basa basa, devleti yönetenler, gizli emirlerle başlarımızı ezmek, kanlarımızı emmek istediler. Amerikan üsleri kaldırılsın dedik, sokak ortasında sorgusuz sualsiz vurdular.

Yirmi iki yaşlarındaydık öldürüldüğümüzde ey halkım, unutma bizi...


Yabancı petrol şirketlerine karşı devletimizi savunduk; komünist dediler. Ülkemiz bağımsız değil dedik; kelepçeyle geldiler üstümüze. Kurtuluş Savaşı’nda emperyalizme karşı dalgalandırdığımız bayrağımızı daha dik tutabilmekti bütün çabamız. Bir kez dinlemediler bizi. Bir kez anlamak istemediler. Vurulduk ey halkım, unutma bizi... Henüz çocukluğumuzu bile yaşamamıştık. Bir kadın eline değmemişti ellerimiz. Bir sevgiliden mektup bile almamıştık daha. Bir gece sabaha karşı, prangalar vurulmuş ellerimiz ve ayaklarımızla çıkarıldık idam sehpalarına. Herkes tanıktır ki korkmadık. İçimiz titremedi hiç. Mezar toprağı gibi taptaze, mezar taşı gibi dimdik boynumuzu uzattık yağlı kementlere.

Asıldık ey halkım, unutma bizi...

Bizi öldürenler, bizi asanlar, bizi sokak ortasında vuranlar, ağabeyimiz, babamız yaşlarındaydılar. Ya bu düzenin kirli çarklarına ortak olmuşlardı ya da susmuşlardı bütün olup bitenlere. Öfkelerini bir gün bile, karşısındakilere bağırmamış insanların önünde, öldürüldük. Hukuk adına, özgürlük adına, demokrasi adına, Batı uygarlığı adına, bizleri, bir şafak vakti ipe çektiler.

Korkmadan öldük ey halkım, unutma bizi...

Bir gün mezarlarımızda güller açacak ey halkım, unutma bizi... Bir gün sesimiz hepimizin kulaklarında yankılanacak ey halkım, unutma bizi...

Özgürlüğe adanmış bir top çiçek gibiyiz şimdi, hep birlikteyiz ey halkım unutma bizi, unutma bizi, unutma bizi...

Uğur MUMCU —
​
 
+ Annesi öldüğü gün insan ne yapar?
- Bilmem. Ağlar, ama genelde susar sanırım, dua eder.
+ Sen ne yaptın?
- Doğdum. "



-Hadi o şarkıyı koy dinleyelim...
+Hangisi?
-Ağlama anne.
.
+Her gün aynı şarkı, bıkmadın mı, her gün aynı yemek yenmez ki...

-Saçmalama. Her gün aynı rakı içilir...


***


İnsan nedir?
Tanrının çamurdan yaptığı bir yemek.

Yani?
İçinde her şey var, ilk anda ki kokusu muhteşem...

Anlamadım?
Bebekler..

?
Sen masaya yenilmesi için koyuyorsun dimi yemekleri?
Evet.
İşte, tanrıda bizi...

Kazanamıyoruz bir türlü, oynuyoruz, yeniliyoruz.

Peki savaş nedir?
Yemeğin içine kaçan bir sinek.

Peki aşk?
Tuz.

Yani?
Yemek seçmez.

Peki kafirler?
Onlar çiğ, cehennemde pişecek..

Tanrı bizi dünya denen masaya yenilmemiz için bıraktı anladın mı?
Yenilmeyenler bozulup atıldı...

Atıldı derken?
İntihar...

Cennet ne anlama geliyor?
Bir nevi buz dolabı..

Peki o kız kimdir, hani şu hep bahsettiğin?
O mu? O masayı dağıttı...

Sen kimsin?
Çöp kutusu.

-Kafamı karıştırdınız-
Susun bayan, yemeğinizi yiyin..

Nasıl yani ne yemeği?
Yani o adamı öldürün, yoksa ziyan olacak...
​
 
Ben mesela az önce elimde bardakla çay koymaya gittim
Ve bardağı unutup geri geldim.

Seninki de böyle bir şey. gitmedin yani,
Beni bir yere bırakıp geri geldin. İçim boşken doldurdun.
Anlıyor musun?
Geri almaya geldiğinde soğumuş olacağım.

Oysa
Demli koymuştun!
Dibe çökmüştüm!

Düşüp kırılmadım ama.

Ben kimseye kırılmadım...

Alacağınız olsun dedim, alacağınız olsun boş verin!
Sizin de eğildiğinizi görürsem bir gün,
hesabi ödemem ödetirim ;)..
​
 
Geri