Günlük Dönüp Dolaşıp Aynı Yere Gelmiyor Muyuz?

FORUMSAL.NET YENİDEN ERİŞİME AÇILDI ForumSAL · Bilgilendirme

Yaşanan süreçte sabır gösteren ve yanımızda olan tüm üyelerimize teşekkür ederiz. Alternatif adreslerimiz üzerinden de bize ulaşabilirsiniz.

Alternatif erişim adreslerimiz
🕒 Konu yazarı 5 saat önce aktifti
Neden buradayım? Neden yazıyorum? Neden okuyorum? Düşünce ve kültür lağımının içinde besili bir fare olduğumu biliyorum. Şeytanımın hep önündeyim. Belki de bu şeytanın bir oyunu.

Ahmet İnam
 
SESSİZ GEMİ

Artık demir almak günü gelmişse zamandan,
Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan.
Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol;
Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol.
Rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli,
Günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli.
Biçare gönüller! Ne giden son gemidir bu!
Hicranlı hayatın ne de son matemidir bu!
Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler;
Bilmez ki giden sevgililer dönmeyecekler.
Birçok gidenin her biri memnun ki yerinden,
Birçok seneler geçti; dönen yok seferinden.

Yahya Kemal BEYATLI
 
Hepsini elde etmek isteyip hiçbirini alamamak. Benim sorunum da bu. Kollarımı çok büyük sanıyorum, oysa ufacık tefecik bi insanım.ddd
 
Olağan Hayatın Olağanüstülüğünü Keşfetmeye Hazır mıyız?

Çağımız insanının en büyük sorunu, yaşadığı hayatı olağan, sıradan bulmasıdır. Hayatımızın bize verildiğini düşünüyoruz. Yaşadığımızı yaşamaya mahkum olduğumuzu sanıyor, kabullenmekten başka bir çıkış yolu bulamıyoruz.

Yakınıyoruz; içinde bulunduğumuz koşulları eleştiriyor, söylenip duruyoruz. "Bu kadar" oluşumuzu olağan buluyoruz. Duyduğumuz rahatsızlık "bu kadar" gördüğümüz kendimizi, yaşayışımızı aşmamıza yetmiyor; tersine, rahatsızlığımız, rahatsız olduğumuz dünyaya alışmamızı sağlıyor. Aklımızca muhalefet ederek (söylenme muhalefeti!) bize "verilen" koşulların oyuncağı oluyoruz. Yaşamıyoruz: Yaşattırılıyoruz!

Kendimizi yaşayamıyoruz, tanıyamıyoruz. Doya doya üzülemiyor, doya doya sevinemiyoruz. Çevremize uyma, başkalarına göre yaşama endişesi, iç dünyamızı geliştirmemizi engelliyor. İçi olmayan, sığ insanlar oluyoruz. Çok az sözcükle konuşuyoruz. Yargılarımız basmakalıp, dünyayı algılayışımız sıradan; sürünün silik "koyunları" olup çıkıyoruz.

İsyanımız yok! Olsa da içimizde kalıyor. Etrafımızı kollayarak yaşadığımız için, "herkes gibi", "herkes kadar", "bu kadar" olduğumuzu düşünüyoruz. Hayat "anlam vererek" yaşanıyor. Hayata nasıl bir anlam yüklüyorsak, hayatımız öyle oluyor. Anlam ufkumuz çok dar: Dünyanın "bu kadar" olamayacağını anlayamıyoruz.

Hayat öylesine zengin ki! Bu zenginliği yaşamanın elbette biyolojik, sosyolojik, politik, ekonomik, düşünsel, ideolojik, inançlarımızla ilgili koşulları var. Bu koşulları aşabilmenin temel koşullarından biri, hayata karşı tavrımızı değiştirmekten geçiyor: "Bu kadar değil" hayat! "Ben bu kadar değilim." Ötelerde bir can var, canlılık var. Olağanlığı içine tıkıldığımız hayatın olağanüstlüğü var. Hemen önümüzde. Gözlerimizin önünde. Göremiyoruz. Koşulları değiştirmek için mücadele gerekli: Anlamlı mücadele için, alışkanlıklar dünyasını aşmaya yarayan bir istekliliğe, heyecana, umuda gereksinimimiz var. "İçi geçmiş, yorgun, yılgın insanların dünyasından" silkinip dışarı çıkmak gerekiyor. Yaşayabilmenin, canlılığın, can olmanın ateşini içimizde duyu duyuvermek: "Hayat! Seninle baş etmeye, sendeki zenginliği, mucizeyi keşfe hazırım!" diyebilmek!

Bunun için içimizin zengin olması gerek: Oysa zenginlikten yalnızca maddi zenginliği anlıyoruz. İçi olmayan insanların yaşadığı bir toplum, ekonomik, toplumsal, politik sorunlarını çözse de hayatı ıskalamaya devam eder.

Dışımızdaki dünyayı, içimizdeki dünyayı güzelleştirmeden güzelleştiremezsiniz. "Kahrolası hayat"ın değişime ihtiyacı var. Kabul ama, nasıl bir değişime? Güzellikleri, refahı, mutluluğu göremeyen bir gözün önüne bütün görmek istediklerini koysanız ne olur ki?

Dünyayı yönetenlerin çoğu kez anlayamadıkları budur: Malumat sahibi olmak, diplomalar almak, ünvanlara kavuşmak, makamlar elde etmek... Bize nasıl yaşayacağımızı öğretemiyorlar. Neden mi? İç dünyamızı nasıl oluşturacağımızı, nasıl derinleşip, geniş ufuklu bakışlar elde edeceğimizi anlatmıyorlar. "Bilgi" edinmekle yaşama öğrenilemez. Nasıl öğrenilir? Önce içimizi özgürleştirerek. Kafamızın, yüreğimizin içini. Oysa, kanunlar çıkararak ya da yasaklayıcı kanunları kaldırarak özgür olacağımızı sanıyoruz. Mal mülk sahibi olunca, toplumun bizden istediği davranışları "görünüşte" yerine getirince, köşe dönme becerisini elde edince mutlu olacağımızı düşünüyoruz. Hiç sığ insandan mutlu insan olur mu? Yüzeyselliğin, kabalığın, basmakalıplığın, cehaletin mutluluğu mu olur?

Çağımız, yaşayamadan ölenlerin çağı. Paradoksal bir biçimde: Tıp gelişiyor, insanın biyolojik ömrü uzuyor; hastalıklara çareler, geçmişe oranla, daha fazla bulunuyor. Bilim daha fazla bilgi sunuyor; teknoloji inanılmaz hızla üretiyor. Bütün bu olumlu olması gereken bu gelişmeler, insan mutsuzluğunu, yaşayışındaki tatsız tuzsuzluğunu gideremiyor.

İnsan içinde taşıdığı "derinliği", "olağanüstü" potansiyelini unutmuştur da ondan. Yaşadığımız anlardaki sonsuzluğu göremiyoruz. Toprağımızdaki bilgeliği, umutlarımızdaki gökyüzünü, düşünmemizdeki ateşi kavrayamıyoruz. Hiçbirimiz "olduğumuz kadar olmaya" mahkum değiliz. Yaşamak bir imkandır. Çok azını gerçekleştirebiliyoruz. Kendimizi, hayatımızı oluşturamıyoruz.

Sabah, penceremize vuran gün ışığına umutla bakarak, içimizdeki derinliği, içimizdeki kainatı keşfedip güne başlamak: Hayatın can suyuyla beslemek beklentilerimizi. Yeni yepyeni insan olmaya çabalamak.

Çabalayın. Olursunuz.

Ahmet İnam - Hayatımızdaki İnce Şeylere Dair isimli kitabından
 
Hayat bisiklet gibidir: Dengeyi kaybetmemek için, ilerlemek gerekir.

Einstein
 
maske dediğim şeyler aslında farklı durumlara karşı geliştirdiğim tepki çeşitleri. bi zararları yok. her olaya gülemediğim gibi her durumda aynı şekilde davranamam.

güzel tespit, sevdim kendimi.: )))
 
En sor sınavlardan biri, yolunu bulmaya çalışmak. Çevrendeki herkes bir şey önerir, herkes bir yerlere çekmeye, yönlendirmeye çalışır. Buna ihtiyaç da duyarsın aslında. Kimseler akıl vermezken, yalnız hissedersin, akıl ararken yalnızlığından sıyrıldığını hissedersin. İşine yarasın ya da yaramasın, biraz daha oyalar seni işittiklerin.

Tekrar tekrar yitirirsin aldıklarını, öğütemeden karışırlar zamanın akıntısına.

Döndük dolaştık, hep aynı yerde miyiz?
 
Biraz Orhan Veli gelsin:

Birdenbire

Her şey birdenbire oldu.
Birdenbire vurdu gün ışığı yere;
Gökyüzü birdenbire oldu;
Mavi birdenbire.
Her şey birdenbire oldu;
Birdenbire tütmeye başladı duman topraktan;
Filiz birdenbire oldu, tomurcuk birdenbire.
Yemiş birdenbire oldu.

Birdenbire,
Birdenbire;
Her şey birdenbire oldu.
Kız birdenbire, oğlan birdenbire;
Yollar, kırlar, kediler, insanlar...
Aşk birdenbire oldu,
Sevinç birdenbire…
 
Hep birden bire
 
"Bir şeyleri yaşamışsan, gerçekten yaşamışsan, onları yitiremezsin artık. İstemesen bile, yaşar onlar artık."

Oruç Aruoba
 
Kuyrukluyıldızların uğursuzluk belirtisi olduklarını, atmosferde ortaya çıktıklarını ileri süren bu iki görüşü tanrıbilimciler büyük bir önemle savundular. … Yeni bir ek yapılmıştı dualara: "Türkler ile kuyrukluyıldızlardan, koru bizi ulu Tanrım".

Bertrand Russel - Din İle Bilim
 
Eğer gerçekten sınırlarımın sonuna varmış olsaydım, bu suçluluk ve hayal kırıklığı hissi çoktan geçmiş olurdu.

Paulo Ceolho - Elif (Sayfa 25)

Hımm o halde daha çok umut var demektir. Bunu hatırlasam iyi olacak.: ))
 
hakkında konuşmuyor olmam, ilgilenmediğim anlamına gelmez.
dile gelmeyenler düşünülmüyor sanılamaz.
her şey gösterilmek zorunda değil ki.
 
her sabah ezanı vaktinde, sessizce kalkışların gelir aklıma. buz gibi suyla abdestini alışların, mırıldanarak çektiğin tespihler gitmez gözümün önünden.
 
Şeytan da tıpkı Tanrı gibi mucizeler yaratabilirdi. Ama şeytan kötü insanlara, Tanrı ise iyi insanlara yardım için yapıyordu bu işi.

Bertrand Russel - Din İle Bilim
 
Bir ev, içindeki insanlarla anlamlı. Eşyalar, duvarlar, o kadar anlamsız geliyorsunuz ki bana.
 
Şeytan da tıpkı Tanrı gibi mucizeler yaratabilirdi. Ama şeytan kötü insanlara, Tanrı ise iyi insanlara yardım için yapıyordu bu işi.

Bertrand Russel - Din İle Bilim

select.php


siparişi verdim, bakalım
 


select.php


siparişi verdim, bakalım

Pdf'i var bende, oradan okuyorum. Başka kitap ihtiyacınız olduğunda ve pdf okuyabiliyorsanız, yardımcı olabilirim. Forumda paylaşımlarım var birkaç yüz bin adet.d
 
Pdf'i var bende, oradan okuyorum. Başka kitap ihtiyacınız olduğunda ve pdf okuyabiliyorsanız, yardımcı olabilirim. Forumda paylaşımlarım var birkaç yüz bin adet.d

yandex mi ? link alabilir miyim :p
eğer bulut sunucuda dosya tutarsan klasörlemeyi seviyorsan mega yı tavsiye ederim. müthiş.
 
Geri