Günlük Dönüp Dolaşıp Aynı Yere Gelmiyor Muyuz?

FORUMSAL.NET YENİDEN ERİŞİME AÇILDI ForumSAL · Bilgilendirme

Yaşanan süreçte sabır gösteren ve yanımızda olan tüm üyelerimize teşekkür ederiz. Alternatif adreslerimiz üzerinden de bize ulaşabilirsiniz.

Alternatif erişim adreslerimiz
🕒 Konu yazarı 4 saat önce aktifti
Bu Çanakkale'den bir bok olmaz. Okumuşluk oranı en yüksek şehir diye överler bir de. Millet okuyor 18 Mart'ta, sonra gidiyor. Kim kalsın ki zaten? Esnaf dediğin 5'te dükkan kapatıyor, sabah 10'dan önce açmıyor. Biz ezanla kalkmaya, işlerimizi öğleden önce bitirmeye alıştırılmışız, bu tembellik zor geliyor. Hafta sonu desen çarşı dışında her yer ölü sessizliğinde. Öğrenciler de olmasa, kordonu şenlendirmeseler yaşanacak yer değil aslında. Fazla sakin, fazla küçük, seni de sevmiyorum.
 
Bir anlamı kalmamış artık. Yüklediğim anlamların hepsini geri aldım, bir güzel temizledim onları. Anlamlandırmaya ihtiyacım da kalmadı. Vakti gelmiş, hissettirmiş kendini gel gitlerle . Gidene yol vermeli, kalanı hoş tutmalı. Kalanlara selam olsun, gidenlere eyvallah. : )
 
Bu döngülerden nefret ediyorum. Aynı şey olacağını bile bile aynı adımları atmaya sürüklenmek, bilinçsizlik değil de nedir?

Yine soğuk, yine parmaklarım kaşınıyor ve acıyor, yine huzursuzum.
 
surreal-long-exposure-photography1.jpg


"Anneme her gidişimde, bundan sonra hayatımda kaç kere göreceğim onu acaba diye hesap yapardım. Sayılar şekillenince zihnimde, korkardım, daha bir sıkı sarılırdım ona.
Hesapladığımdan da az gördüm, içim acıyor."

Ben senden de az gördüm onu, hem de hiç hesaplayamadan, hem de hiç sıkı sıkı sarılamadan, hem de hiç doyasıya öpemeden, gidiverdi bilinmeze.
 
[YOUTUBE]uI7T0k5brKo[/YOUTUBE]​

Hayaller yıkılınca, insanlar kırılır, umutlar körelir, sevinç kahkahaları gözyaşlarına döner.

Hayallerimiz bağlar bizi yarınlara, hayallerimiz katlanmamızı sağlar bugünümüze, hayallerimiz ört pas eder geçmişin kirli sayfalarını..

Hayallerimiz kadarız kimi zaman...
 
bir insanın kendisine duyduğu saygıyı yitirmesi kadar onu yaralayan bir şey var mıdır?
 
Cinselliğe şeytansı bir genişlik kazandırabilmek için suç ortakları gerekmektedir. Onların varlığıyladır ki birine uyguladığımız ya da birinin bize uyguladığı cinsel edim, olağan anlarda eriyip gideceği yerde güvenli bir biçime bürünebiliyor. Böyle bir gerçeklik kazandıkça da her türlü suç, her türlü kıyıcılık mümkün olabilmekte, olağanlaşabilmektedir; o suçla, o kıyıcılıkla öyle bir ilgi, öyle bir yakınlık kuruluyor ki artık onu kötüye yormak iyice güçleşiyor; şaşırmak için, korkmak için kişinin kendine uzaktan, başkalarının gözüyle bakması gerekiyor.

Simone De Beauvoir - Sade'i Yakmalı Mı? (Sayfa 37)
 
İnsan doğanın bütün bütüne tutsağı da değildir ona göre; Aline et Valcour'da insanın Doğadan kopabileceği ve ona karşı olabileceği belirtilmektedir: Şu anlaşılmaz Doğayla oynama sanatını daha iyi öğrenmek için saldırmak cesaretini göstermeliyiz ona. Juliette'te ise daha kesin bir dille şöyle denmektedir: İnsan bir kez yaratıldı mı, artık Doğanın elinden çıkmış oluyor: Doğa insanı bir kez yarattıktan sonra artık onun üstünde bir egemenliği kalmıyor. Sade bu fikrinde ayak diremiş ve doğayla bağıntısını anlatmak için insanı buhara, köpüğe benzetmiştir: Ateşte ısıtılmış bir sıvı kabından yükselen buharı düşünelim: Bu buhar yaratılmış olmayıp sadece sonuç olarak meydana gelmiş bir şeydir; heterojendir; kendini meydana getiren elemanın varlığı o kadar önemli değildir, yabancıdır o elemana. Böylece buharın sıvıya bir şey borçlu olmadığını söyleyebiliriz. Sıvının da buharla bir alıp vereceği yoktur. İnsanın Doğa karşısında bir köpük parçacığının evrenin gözünde taşıdığı önemsizlik gibi bir önemsizliği vardır; insana özerkliğini kazandıran da bu önemsizlik olmaktadır. Temelde insan da heterojen olduğuna göre Doğanın düzeni onu- boyunduruk altına alamayacaktır; yani insana ahlaki kararlar alma yeteneği kazandırılmışsa da, bunu ona kabul ettirme gücü kimseye verilmemiştir.

Simone De Beauvoir - Sade'i Yakmalı Mı? (Sayfa 51)
 
Toplumun karşı geldiği şey iyilik, güzellik gibi kavramlar olsaydı, bu kez de onları mı savunacaktı acaba?
 
Erdem dendiğinde şöyle konuşmuştur: Hareket yoksunluğuna bakın! Ne soğuk! Beni coşturan, kışkırtan bir şey yok. Zevk mi yani o da? Ama tutalım ki tersim yaptınız neler değişecek? Duygularınız gıcıklansa sözgelimi! Bir yerim acısa sözgelimi! Sonra da ekler: Mutluluk yalnız kışkırtıcı şeydedir ve yalnız kışkırtıcı suçtadır. Çağının uğraştığı hedonizmi açıklamak bakımından bu kanıt oldukça önemli.

Simone De Beauvovir - Sade'i Yakmalı Mı? (Sayfa 59)
 
Çekilirken ölüm haberlerinde kullanılacağı kimsenin aklına bile gelmeyen hayat dolu fotoğraflar, gazete sayfalarını süslüyor.

Ayşe Arman
 
"Yarınlar senin", dedim, beni alkışladın; hayır,
Bir şey senin değil, sana yarın emanettir;
Her şey emanettir sana, ey genç, unutma:
Senden de hesap sorar, yakınır gelecek.
Geçmişe şimdi sen ibretle bakıyorsun,
Gelecek de senden böyle kuşkulanacak.
Her organı ihtiyaç kasırgasıyla sarsılan
Bir kuşağın oğlusun; bunu arasıra anımsa.
Unutma; çağın şimşeklerin bollaştığı çağdır .
Her yıldırımda bir gece, bir gölge yıkılır,
Bir yükseliş ufku açılır, yükselir yaşamak;
Yükselmeyen düşer. ya ilerlemek, ya yıkılmak!

Yükselmeli, dokunmalı alnın göklere;
Doymaz insan denilen kuş yükselmelere...
Uğraş, didin, düşün, ara, bul, koş, atıl, bağır;
Durmak zamanı geçti, çalışmak zamanıdır!

Tevfik Fikret'in Yarın adlı şiirinden.
 
Kızlarını okutmayan ulus, oğullarını manevî öksüzlüğe bırakmış demektir; yitirdiğine ağlasın!

Tevfik Fikret
 
Zaten bu hayatta özlem duyacağım kadar beni üzebilecek ne kaldı ki? Aslında, hapishanenin karanlık gündüzü ve kara ekmeği; kürek mahkûmlarına çok az miktarda verilen çorbaya benzer yemek, horlandığımı görmem, o kadar eğitim almış birisi olmama rağmen, gardiyanlar ve diğer mahkûmlarca aşağılanmak, sohbet edebileceğim ve anlattıklarını dinleyebileceğim özellikte bir insan görememek, yapmış olduğum ve bana yapılacak olan şeylerden dolayı tedirgince ürpermek. İşte celladın elimden alabileceği bütün servetim budur.

Bir İdam Mahkumunun Son Günü - Victor Hugo
 
Bu binanın uzaktan bakıldığında azametli bir havası vardı. Ufuktaki bir tepenin üstünde yer alan bu bina, uzaktan eski ihtişamından hiçbir şey kaybetmeden, bir kral şatosu havasıyla yükseliyor, fakat şatoya yaklaştıkça yapının aslında bir harabe olduğu anlaşılıyordu. İnsanın göz zevkini bozan bir yapıydı. Bu asil cepheler niçin böylesine utanç verici, yoksul düşmüştü. Duvarları sanki cüzama yakalanmış gibiydi. Pencerelerinde ne cam ne de ona benzer bir şey kalmıştı; sadece bir kürek mahkûmunun ya da bir delinin soluk suratının yapıştığı, birbirini çapraz kesen kalın demir parmaklıklar.
İşte yaşamın yakından görünüşü.

Bir İdam Mahkumunun Son Günü - Victor Hugo
 
O gün de, aynen şu anda olduğu gibi mevsim yağmurları yağıyordu. Bu satırları yazdığım dakikada bile hâlâ devam eden, şüphesiz gün boyu yağacak ve benden sonra da yağmayı sürdürecek olan, ince ince çiseleyen, soğuk bir yağmur.

(Bir İdam Mahkumunun Son Günü)

Benden sonra hayatın aynı telaşında devam edecek olması beni hep üzdü. Buna kayıtsız kalabilecek olgunluğa erişemedim. Bencilim, sıkı sıkıya bağlandıklarım var.
 
Kıskanmak yerine takdir etmeli, elindekini almak yerine, bu da varmış diye kendini mutlu etmeli. Böylesi, içini kemirip durmaktan çok daha iyi.

Yapamıyorsan bakma, ezik hissedeceksen karalama, aç kapını, ışığı senin de odanı aydınlatsın.

(Nerden nereye...pppp)
 
Geri