43 GEMİ MAYMUNU GİBİ
Unutulmaya yüz tutan, hatta unutulan deyimlerimizdendir; oturduğu yerde kıpırdamadan saatlerce duran veya elini alnına siperlik edip uzun uzun aynı noktaya bakan kişiler hakkında "Gemi maymunu gibi (oturuyor/bakıyor)!" denilir.
Bugün televizyonda şovmenlik yaptırılan maymunlar, tarihin her devrinde insanoğlunun dikkatini çekmiş; ama ilk defa Osmanlılar tarafından faydalı bir iş kolunda istihdam edilmişlerdir. Atalarımız, Mağrip'ten (Kuzey Afrika memleketleri) getirdikleri maymunları cinslerine göre tasnif eder ve sağlıklı olanlarını tersane hizmetlerine ayırırlarmış. Akdeniz'i,neredeyse bir Türk gölü olacak kadar avucunun içine alan Türk denizcilerinin, özellikle 16.asırdan itibaren denizcilik fenninde mükemmel gelişmeler gösterdikleri bilinmektedir.
İşte, o dönemlerde ve bilhassa Sultan II. Bayezit devrinden itibaren gemilerde gözcü olarak maymunlar kullanılmıştır. Bunlar, Gelibolu ve İstanbul tersanelerinde özel eğitim ile terbiye edilen maymunlar olup harp gemilerinin seren ve cundalarına oturtularak, ufuktaki gemiler gözetletilir imiş. Maymunların gözleri yaratılıştan keskin olup uzakları çok iyi gördükleri bilinmektedir. Gemi maymunlarına biz, fazla sesi çıkmayan, isyan ve kışkırtmalara iştirak etmeyen, birkaç muz ile akşam sabah hizmet eden; kar, fırtına demeden seren direği üzerinde oturup etrafı gözetleyen ve ucuz iş gücü teminine imkân veren bir tayfa gözüyle bakabiliriz. Üstelik, bir gemide iki tane böyle maymununuz var ise, iki vardiya nöbet hizmeti de tamam olacaktır. En güzeli de gemiyi veya karayı görünce kaptandan bahşiş istemeyecek, yahut gördüğünü saklayıp ihanet etmesinden korkulmayacaktır.
Maymunların resimleri neden hep elleri alınlarında siper olmuş şekilde uzaklara bakarken çizilir diye merak ederdim. Şimdi anlıyorum ki zavallı hayvan, günün yarısında böyle durmaktan kaskatı kesiliyor besbelli. Seren kaidesine tünemiş vaziyetteyken ufukta bir gemi gördüğünde aşağıya seslenerek haber veren maymunlar, acaba kalyon veya kadırga gördüklerinde bunu da ayırıyorlar ve ayrı bir ses veya hareket mi yapıyorlardı, doğrusu merak
konusu!..
İskender Pala - İki Dirhem Bir Çekirdek (Sayfa 34)