Toplum mu Bizi Yazar, Biz mi Toplumu?

FORUMSAL.NET YENİDEN ERİŞİME AÇILDI ForumSAL · Bilgilendirme

Yaşanan süreçte sabır gösteren ve yanımızda olan tüm üyelerimize teşekkür ederiz. Alternatif adreslerimiz üzerinden de bize ulaşabilirsiniz.

Alternatif erişim adreslerimiz
🕒 Konu yazarı 5 saat önce aktifti
Fransız sosyolog ve filozof Émile Durkheim’a yöneltilen şu felsefi soru, aslında hepimizin hayatına dokunuyor:

Toplumu birey mi şekillendirir, yoksa bireyi toplum mu şekillendirir?

İnsan dünyaya geldiğinde hazır bir toplumun içine doğar; dili, ahlakı, inançları, değerleri ve davranış biçimlerini büyük ölçüde bu toplumdan öğrenir. Fakat aynı insan, zamanla öğrendiklerini sorgulayabilir, değiştirebilir ve hatta kendisinden sonra gelecek insanların yaşayacağı toplumu yeniden biçimlendirebilir.

Mesele elbetteki birey ile toplumdan hangisinin diğerini yarattığını bulmak değildir; ikisinin birbirini nasıl şekillendirdiğini anlamaktır. Çünkü toplum bireyi yetiştirirken, birey de düşünceleri, seçimleri ve itirazlarıyla topluma yeniden biçim verir.

Mesela çok basit bir örnek:

Bir çocuk, “büyüklerin yanında söz kesilmez” denilen bir toplumda büyür. Bunu kimse ona uzun uzun öğretmese bile zamanla öğrenir ve davranışlarının bir parçası hâline getirir. Burada toplum bireyi şekillendirmiştir.

Ama aynı çocuk büyüdüğünde, çocukların da fikirlerinin dinlenmesi gerektiğini düşünür ve kendi çocuklarını böyle yetiştirir. Bu anlayış çevresine yayıldıkça eski alışkanlık yavaş yavaş değişmeye başlar.

Bu kez de birey toplumu şekillendirmiştir.

Yani aslında ilişki tek yönlü değil:
Toplum insana bir kalıp verir; insan da bazen o kalıbı kırıp topluma yenisini bırakır.



aNeS0nTQEZeYpgQcZ_g1ewMAZQhYHL2hjd4ag5QzY_LZilg0C7Clz7FDug55h_XN3QKdBNBnqNhBGLiJTCKHLq24ILdDT...jpeg
 
Toplum içinde yaşamanın belli kuralları var ancak tabii ki mantığa uymayanları da sorgulamak ve yenilemek gerekebiliyor.
 
Bence birey ve toplum ilişkisi biraz “tavuk mu yumurtadan, yumurta mı tavuktan?” meselesine benziyor. 😄 Toplum bize dili, alışkanlıkları ve doğruları öğretir; biz de büyüyünce “Bir dakika, bunu neden böyle yapıyoruz?” diye sormaya başlarız.
Kısacası toplum bizi şekillendirir, biz de fırsat buldukça toplumu şekillendiririz. Hatta bazen toplum bizi öyle güzel yoğurur ki, kendi şeklimizi bulmamız yıllar sürer. Belki de asıl mesele kimin kimi şekillendirdiği değil; şekillenirken düşünmeyi bırakıp bırakmadığımızdır.

Ne dersiniz? @Cherry ve @Lefty 🤗
 
Bence birey ve toplum ilişkisi biraz “tavuk mu yumurtadan, yumurta mı tavuktan?” meselesine benziyor. 😄 Toplum bize dili, alışkanlıkları ve doğruları öğretir; biz de büyüyünce “Bir dakika, bunu neden böyle yapıyoruz?” diye sormaya başlarız.
Kısacası toplum bizi şekillendirir, biz de fırsat buldukça toplumu şekillendiririz. Hatta bazen toplum bizi öyle güzel yoğurur ki, kendi şeklimizi bulmamız yıllar sürer. Belki de asıl mesele kimin kimi şekillendirdiği değil; şekillenirken düşünmeyi bırakıp bırakmadığımızdır.

Ne dersiniz? @Cherry ve @Lefty 🤗
Sorgulamadan kabul edilen her şey doğrudan ön kabule dayanıyor.

Afrika kabilesinde yaşayan birisi ile Amerika'da yaşayan biri arasındaki farklar bu konuya örnek olabilir.
 
@Lefty kessinlikle öyle ama insanoğlu çoğu zaman doğru olduğunu düşündüğü şeylerin ne kadarının gerçekten kendi düşüncesi olduğunu sorgulamalı. Evet kabul ediyorum Afrika’daki bir kabilede doğan insanla Amerika’da doğan insanın “normal” kabul ettiği şeyler bile birbirinden çok farklı olabilir. Bu hayatın doğal akışı…
Mesela biri için topluluğun çıkarı bireyden önce gelirken, diğeri için bireysel özgürlük temel değer olabilir. İkisi de kendi dünyasında bunu sorgulamadan “zaten doğrusu bu” diyebilir.
Lefty bence asıl felsefi mesele de burada başlıyor: İnandığımız şeylerin ne kadarı bizim seçimimiz, ne kadarı doğduğumuz yerin bize bıraktığı miras?
Bence bunu derinlemesine sorgulamamız gerek…
 
Bence birey ve toplum ilişkisi biraz “tavuk mu yumurtadan, yumurta mı tavuktan?” meselesine benziyor. 😄 Toplum bize dili, alışkanlıkları ve doğruları öğretir; biz de büyüyünce “Bir dakika, bunu neden böyle yapıyoruz?” diye sormaya başlarız.
Kısacası toplum bizi şekillendirir, biz de fırsat buldukça toplumu şekillendiririz. Hatta bazen toplum bizi öyle güzel yoğurur ki, kendi şeklimizi bulmamız yıllar sürer. Belki de asıl mesele kimin kimi şekillendirdiği değil; şekillenirken düşünmeyi bırakıp bırakmadığımızdır.

Ne dersiniz? @Cherry ve @Lefty 🤗

Aslinda bize ögretilenlerle gercekten bize ait olanlari birbirinden ayirabilmek.
 
ikisi de birbirini yazıyor. toplum bize senaryoyu veriyor, biz de doğaçlama bir şekilde oynuyoruz. sonra da dönüp bu toplumu kim bu hale getirdi? diye soruyoruz.
 
Aslinda bize ögretilenlerle gercekten bize ait olanlari birbirinden ayirabilmek.

Evet bencede asıl özgürlük tam da burada başlıyor. Bize öğretilenleri reddetmek değil, onları sorgulayıp hangisinin gerçekten bize ait olduğunu seçebilmek. Çünkü insan bazen kendi düşüncesi sandığı şeyin, çocukluğundan kalma bir yankı olduğunu fark edebiliyor. Bunu yapabiliyor muyuz?


ikisi de birbirini yazıyor. toplum bize senaryoyu veriyor, biz de doğaçlama bir şekilde oynuyoruz. sonra da dönüp bu toplumu kim bu hale getirdi? diye soruyoruz.
Güzel bir benzetme. Toplum senaryoyu yazıyor, birey de çoğu zaman farkında olmadan rolünü oynuyor. Ama bazıları bir noktada senaryoya bakıp ‘Ben bu repliği gerçekten söylemek istiyor muyum?’ diye sormuyor mu ? Değişim de galiba tam orada başlıyor hibime geliyor… Yani sanki toplumun bu hale gelmesini önleyebilecek güce sahibiz gibime geliyor. 🌼
 
Güzel bir benzetme. Toplum senaryoyu yazıyor, birey de çoğu zaman farkında olmadan rolünü oynuyor. Ama bazıları bir noktada senaryoya bakıp ‘Ben bu repliği gerçekten söylemek istiyor muyum?’ diye sormuyor mu ? Değişim de galiba tam orada başlıyor hibime geliyor… Yani sanki toplumun bu hale gelmesini önleyebilecek güce sahibiz gibime geliyor. 🌼

bence tam da orası meselenin düğümlendiği yer zaten. senaryoyu toplum yazıyor olabilir evet ama oyuncunun repliği sorgulama ihtimali de var. o yüzden toplumun bu hale gelmesini değiştirebilecek gücümüz var, buna katılıyorum ama sadece teorik olarak neden mi ?

çünkü tek tek bireylerin uyanmasıyla toplumun değişmesi aynı şey değil. bir kişinin senaryoyu reddetmesi onu sadece farklı bir oyuncu yapabilir. yeterince insan repliğini sorgulamaya başladığında ise senaryo değişmeye başlar. belki de mesele toplumu kim bu hale getirdi? diye sormaktan önce ben bu senaryonun hangi kısmını hala isteyerek oynuyorum? diye sorabilmekte. bizim ülkemizde bunu yapacak eğitim, akıl, irade ve doktrin yok maalesef, ben inanmıyorum, tecrübelerin, gözlemlerim ve yaşım itibariyle yaşanmışlarım bana bunu gösteriyor.
 
bence tam da orası meselenin düğümlendiği yer zaten. senaryoyu toplum yazıyor olabilir evet ama oyuncunun repliği sorgulama ihtimali de var. o yüzden toplumun bu hale gelmesini değiştirebilecek gücümüz var, buna katılıyorum ama sadece teorik olarak neden mi ?

çünkü tek tek bireylerin uyanmasıyla toplumun değişmesi aynı şey değil. bir kişinin senaryoyu reddetmesi onu sadece farklı bir oyuncu yapabilir. yeterince insan repliğini sorgulamaya başladığında ise senaryo değişmeye başlar. belki de mesele toplumu kim bu hale getirdi? diye sormaktan önce ben bu senaryonun hangi kısmını hala isteyerek oynuyorum? diye sorabilmekte. bizim ülkemizde bunu yapacak eğitim, akıl, irade ve doktrin yok maalesef, ben inanmıyorum, tecrübelerin, gözlemlerim ve yaşım itibariyle yaşanmışlarım bana bunu gösteriyor.

Bir çok konuda sana katılıyorum Ocean.
Ama ben tesbitinde şuraya değinmek istiyorum kardesim; Belki bir kişinin uyanması toplumu değiştirmeye yetmez. Ama değişim de zaten herkes bir anda uyansın diye bekleyerek başlamıyor. Belki çözüm, büyük bir toplumsal dönüşüm beklemek yerine küçük çevrelerde sorgulayan, düşünen ve kendi repliğini seçebilen insanlar yetiştirmek. Çünkü senaryo bir günde değişmez; ama her sorgulayan insan, o senaryoya eklenmiş küçük bir düzeltme değil midir ?

Bence umudu korumak gerek…
 
Toplumu şekillendiren her birey sürü psikolojisi ile yaşadığı için toplumlar bayrağı taşıyan kim varsa onun ardından gider. Çoğunluklar belirler bazı şeyleri
 
Bir çok konuda sana katılıyorum Ocean.
Ama ben tesbitinde şuraya değinmek istiyorum kardesim; Belki bir kişinin uyanması toplumu değiştirmeye yetmez. Ama değişim de zaten herkes bir anda uyansın diye bekleyerek başlamıyor. Belki çözüm, büyük bir toplumsal dönüşüm beklemek yerine küçük çevrelerde sorgulayan, düşünen ve kendi repliğini seçebilen insanlar yetiştirmek. Çünkü senaryo bir günde değişmez; ama her sorgulayan insan, o senaryoya eklenmiş küçük bir düzeltme değil midir ?

Bence umudu korumak gerek…

çok güzel bir noktaya parmak bastınız, kesinlikle öyle. umudunu kaybetmek henüz ileriye doğru tek bir adım atmadan geriye dönmek gibidir. sınanmadan inşa edilmiş bir toplumun sağlamlığı ilk depremde yine yıkılan kaçak yapılar gibidir.
madem konu biraz derinlemesine genişledi kendi ülkemiz üzerinden bir aforizma ile örnek vermeye çalışayım;

misal bir gemide yolculuk yapıyoruz ve demokratik yollarla yani oy birliği ile kaptanı seçeceğiz. ancak kaptanlığı en iyi bilen kişinin kim olduğuna karar verirken yalnızca çoğunluğun tercihine güvenmek ne kadar mantıklı o da var öyle değil mi ? öte yandan, ben daha iyi biliyorum diyerek toplumun tamamını yönetimden dışlayan baskıcı bir yönetim de var karşımızda. işte demokrasinin ve toplumun en büyük paradokslarından biri burada ortaya çıkıyor. bizler demokrasinin kıymetini bilen bir toplum değiliz. demokrasi insanın yanılabileceğini kabul edebildiği için değerlidir, yalnızca oy vermek için değil düşünebilen, sorgulayabilen ve gerektiğinde kendi seçtiği kişiye bile yanlış yapıyorsun diyebilen bir toplum yaratmaktır demokrasi için önemli olan. asıl önemli olan, toplumun bilgiye ulaşabildiği, eleştirel düşünebildiği, farklı fikirleri dinleyebildiği ve yanlışını değiştirebildiği bir toplum yaratmaktır. halkın eğitimi ve toplumsal bilincinin yükselmesidir.

maalesef ülkemizin eğitim damarları yırtıldığı gibi sistemik bir şekilde cahilleştirilen bir toplum haline de geldi. dolayısı ile artık kendi repliğini seçen insanların sayısı da çok azınlıkta, ya da kendi repliğini seçen insanlar susturulmakta, baskılanmakta, tutsak edilmekte. umudu korumak bile zor bir hale geldi, çünkü insan umudunu bir günde değil, yavaş yavaş kaybeder.
 
@Ocean “birey mi toplumu, toplum mu bireyi şekillendirir?” sorusunu aşıp konuşmayı bir üst aşamaya taşımış oldun 😊 özellikle verdiğin kaptan örneği, çoğunluğun her zaman doğruyu bilmediği ama bunun çözümünün de çoğunluğu devre dışı bırakmak olmadığı gerçeğini gösteriyor.
Ülkemiz açısından mesele belki de tam burada düğümleniyor. Aslında sorun yalnızca yanlış kaptanı seçmek değil, neden o kaptanı seçtiğimizi sorgulayabilecek bir toplum kültürünü yeterince oluşturamamış olmak. Maalesef eğitim sistemimiz şimdilik bunu oluşturacak gibide görünmüyor.
Bana göre çözüm umudu romantikleştirmeden eğitimden başlayarak insanlara hazır replikler vermek yerine soru sormayı öğretmek. Çünkü bence gerçek değişim, toplumun “doğru cevabı” bulmasıyla değil, yanlış cevap verdiğinde bunu kabul edip değiştirebilecek olgunluğa ulaşmasıyla başlar.

Dahada derine inebiliriz aslında… 🌼😊
 
@Ocean “birey mi toplumu, toplum mu bireyi şekillendirir?” sorusunu aşıp konuşmayı bir üst aşamaya taşımış oldun 😊 özellikle verdiğin kaptan örneği, çoğunluğun her zaman doğruyu bilmediği ama bunun çözümünün de çoğunluğu devre dışı bırakmak olmadığı gerçeğini gösteriyor.
Ülkemiz açısından mesele belki de tam burada düğümleniyor. Aslında sorun yalnızca yanlış kaptanı seçmek değil, neden o kaptanı seçtiğimizi sorgulayabilecek bir toplum kültürünü yeterince oluşturamamış olmak. Maalesef eğitim sistemimiz şimdilik bunu oluşturacak gibide görünmüyor.
Bana göre çözüm umudu romantikleştirmeden eğitimden başlayarak insanlara hazır replikler vermek yerine soru sormayı öğretmek. Çünkü bence gerçek değişim, toplumun “doğru cevabı” bulmasıyla değil, yanlış cevap verdiğinde bunu kabul edip değiştirebilecek olgunluğa ulaşmasıyla başlar.

Dahada derine inebiliriz aslında… 🌼😊

söylemek istediklerimi sadeleştirerek çok daha anlaşılır bir biçimde özetlemişsin, tebrik ederim. elbette bu konu çok daha derinlemesine ele alınabilir. alt başlıklara tek tek girersek, muhtemelen aylarca hatta yıllarca tartışılabilecek bir konu ortaya çıkar. forum da bence bundan sıkılır :)

en basitinden, bir toplumun yanlış bir lideri seçmesini yalnızca bireylerin yanlış tercihleriyle açıklamak mümkün değil. o tercihi mümkün ve anlamlı hale getiren eğitim sistemi, aile yapısı, ekonomik koşullar, medya, toplumsal güven düzeyi, geçmiş deneyimler, kurumlara duyulan güven ve kültürel geçmiş gibi pek çok etken var.

bireyler üzerinden baktığımızda ise işin içine insan psikolojisi, evrimsel psikoloji, sosyal ve kolektif psikoloji ile toplum psikolojisi giriyor. bunun yanında sosyoloji de işin içine giriyor. eğitim, din, siyaset, ekonomi, aile, ahlak, hukuk ve toplumsal cinsiyet sosyolojisi gibi birçok alan da konunun farklı boyutları altında ele alınabilir ve incelenebilir.

benim kişisel düşüncem ise şu, gerçek bir değişimi bireyler mi başlatır, yoksa krizler mi?

geçmiş tarihe baktığımızda, büyük değişimlerin çoğunun krizlerin ardından ortaya çıktığını görürüz. antik çağ'dan orta çağ'a, orta çağ'dan yeni çağ'a geçişlerde olduğu gibi, toplumlarda ve dünyada yaşanan büyük dönüşümlerin en önemli nedenlerinden biri çoğu zaman krizler olmuştur.

biz de bir krizin eşiğinde gibiyiz gibi hissediyorum, ya da değişim olsun istediğim için öyle söylüyoruz. nereden baksan her ikisi söylem de, her iki düşünce de kötü.

saygılar.
 
Son düzenleme:
söylemek istediklerimi sadeleştirerek çok daha anlaşılır bir biçimde özetlemişsin, tebrik ederim. elbette bu konu çok daha derinlemesine ele alınabilir. alt başlıklara tek tek girersek, muhtemelen aylarca hatta yıllarca tartışılabilecek bir konu ortaya çıkar. forum da bence bundan sıkılır :)

en basitinden, bir toplumun yanlış bir lideri seçmesini yalnızca bireylerin yanlış tercihleriyle açıklamak mümkün değil. o tercihi mümkün ve anlamlı hale getiren eğitim sistemi, aile yapısı, ekonomik koşullar, medya, toplumsal güven düzeyi, geçmiş deneyimler, kurumlara duyulan güven ve kültürel geçmiş gibi pek çok etken var.

bireyler üzerinden baktığımızda ise işin içine insan psikolojisi, evrimsel psikoloji, sosyal ve kolektif psikoloji ile toplum psikolojisi giriyor. bunun yanında sosyoloji de işin içine giriyor. eğitim, din, siyaset, ekonomi, aile, ahlak, hukuk ve toplumsal cinsiyet sosyolojisi gibi birçok alan da konunun farklı boyutları altında ele alınabilir ve incelenebilir.

benim kişisel düşüncem ise şu, gerçek bir değişimi bireyler mi başlatır, yoksa krizler mi?

geçmiş tarihe baktığımızda, büyük değişimlerin çoğunun krizlerin ardından ortaya çıktığını görürüz. antik çağ'dan orta çağ'a, orta çağ'dan yeni çağ'a geçişlerde olduğu gibi, toplumlarda ve dünyada yaşanan büyük dönüşümlerin en önemli nedenlerinden biri çoğu zaman krizler olmuştur.

biz de bir krizin eşiğinde gibiyiz gibi hissediyorum, ya da değişim olsun istediğim için öyle söylüyoruz. nereden baksan her ikisi söylem de, her iki düşünce de kötü.

saygılar.


O zaman forumu çok fazla sıkmadan başka başlıklar altındada bu güzel tonlu fikir alışverişini yapalım bence. Aslıda zaman problemim olmasaydı hasbıhal olarak başlık açıp orada uzun uzun konuşabilirdik. Hasbihal proğramıma izninle senide ekliyorum inşallah. Gelelim şimdi konuya , bence ikisi de birbirinden bağımsız değil. Kriz değişimin kapısını açabilir ama o kapıdan içeri nasıl girileceğini yine bireyler belirler. Tarihte krizler birçok şeyi yıkmış olabilir; fakat her yıkımın ardından daha iyi bir düzen kurulmadı.
Ülkemiz açısından da asıl mesele belki de krizin gelip gelmeyeceği değil, kriz geldiğinde toplumun ondan ne öğrenebileceği. Eğer eski reflekslerle devam edersek sadece senaryo değişir, ama oyuncular asla değişmez. Lakin sorgulayan bireylerin sayısı artarsa, kriz bir yıkımdan ziyade gerçek bir dönüşümün başlangıcı olabilir. Belki de umut tam olarak burada: Krizi beklememek, kriz gelmeden değişmeye başlamak.

Saygı bizden efendim… 🌼
 
Geri