Sisifos Söyleni

  • Kullanıcı SiNGo
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • - Üye Günlüğü
FORUMSAL.NET YENİDEN ERİŞİME AÇILDI ForumSAL · Bilgilendirme

Yaşanan süreçte sabır gösteren ve yanımızda olan tüm üyelerimize teşekkür ederiz. Alternatif adreslerimiz üzerinden de bize ulaşabilirsiniz.

Alternatif erişim adreslerimiz
⚪ Konu yazarı en son 135 gün önce aktifti
Evet böyle olmuştur. Tarkovsky’nin Stalker’ında çalışmış Konstantin Lopushansky, Ştrugatski Biraderler’in senaryo desteği ile bu saraşın yapıtta, dönemin Amerikan bilimkurgusunun paranoya yaratıcı/artırıcı ajit propagandasına hiç yüz vermeden, hala aşılmaz bir noktada, kıyamet sonrası akıl yürütmelerin en dersiz ve toplu yapıtını izleyeceklere emanet etmiştir. Filmin saraşınlığında, çalışır çalışmaz bir ampulün yetersiz ışığında düşe kalka ilerleyen kıyamet sonrası mültecilerinin nefessizliğini yansıtmaya yüz dönen filtrenin payı vardır, yok mudur. Bir nükleer savaş sonrasındayız, bir yanlışlıklar komedyasında. Felaket ciddiyetten patlamamıştır, bir şaka gibi, bir teknik elemanın, bir bekçinin, bir kontrolcünün diyelim, kahve içerken dalgınlığından, kazara nükleer savaş çıkmıştır. Savaş sonrasında kalanların, sağ kalmak için direnen her canlının yapacağı, yapması gerektiği gibi, yeraltına çekildiği dönemden başlayıp, kıyametin gerçekçi tasvirine rağmen, koşullar düşünüldüğünde, yapılacak en umut dolu filmden bize kalan, bir başka etiğin, yaşarken, bir şekilde sağ kalmışken, kendi kendimizin müzesinin öznesi olmanın karanlığında, bir umudun belirmesidir. Felaketin tüm saçmalığına rağmen bize kalan tozdur, topraktır, havanın sarardığı patikada birbirimize tutunarak ağır aksak yürümektir. Bahsedilen, revizyonist bir umut ilkesi değil, eline yüzüne bulanmış tozla dahi yapabileceklerinin sınırı olmadığını ispatıdır.


0c4gQfqFzKFWgILA-Copy-556x420.png
 
Modern insan modern sevgiyi icat etti. Bu, emek gerektirmeyen bir sevgiydi. İhtiyaç duyulduğunda ortaya çıkıyor, ihtiyaç giderildiğinde hiç olmamış gibi kayboluyordu.

13177579_994093584021109_9109287688710112719_n.jpg
 
Sezen

Hiç bir kadına yalnızlık yakışmaz, ama eğer bir kadın yalnızsa, ya yüreğinde dumanı tüten bir ayrılığı, ya da canından çok sevdiklerine ömrünü adadığı bir fedakarlığı vardır.


13124823_1052610458134222_5604796120184953385_n.jpg
 
yanlizligimida kendimide sevdiklerime adadim galiba...
kalp kirginligina gelirsek... paramparca oldu elbet .eskidendi cok eskiden...
 
''bir düşünceyi iki zıt ucuyla düşünebiliyorsan ve tüm zıtlıklarını hesaplayabiliyorsan ancak o zaman gerçekten anlayabilirsin'' pi _ azra kohen
 
Bir sefer mutfakta tencere tava arasında ağlarken görmüştüm onu. Alakasız yerlerde ıstırap çekmek ıstırabı ikiye katlar. Bir mezar başında ağlamak çok daha makuldür, kimse neden diye sormaz.O halde uzun bir süre mezar başına.
 
yurek aglamazsa gozlerden yas akmazmis...

annem boyle der..
"Beni kıyametin kopmasıyla çaysız kalmam arasında bir seçime zorlasalar, dünyanın batmasını umursamaz, çayımdan vazgeçmeyeceğimi haykırırdım."
 
SiNGo ...
Biz, tanımadığımız o büyük sınıfın, o fakir sınıfın adamıyız. Ama tanımadığımız için de onlardan, onların hayatından bahsedemeyiz. Üstelik tehlikeli bir iş o. İnsana sol diyorlar, komünist diyorlar. İyisi mi, bir yazar hep suya sabuna dokunmayan yazılar yazmalı. Ben de öyle yapacağım. Baharın Ettikleri, Hoşgör Köftecisi, Orhan Veli Kanık
 


Varolan her şey, nedensiz ortaya çıkar, zavallılığı yüzünden varoluşunu sürdürür ve rastgele ölür. Kendimi geriye doğru verip gözlerimi kapıyorum. Ama o anda, imgeler kendilerini toparlayıp sıçrıyor ve kapalı gözlerimi varoluşla dolduruveriyorlar. Varoluş insanın sıyrılamadığı bir doluluktur.
 
Foucault, disiplinel toplum inşasını ekonomik, hukuki –siyasal, bilimsel süreçler olmak üzere üç aşamaya ayırır. İktidar adlı aygıt öncelikle beden ve mekan üretme makinesi olarak işler; iktidarın görünmez bir hale geldiği hapishaneler, okullar, adliyeler, kışlalar gibi kurumlar bu iktidarın uzamını oluşturur, ki bu uzam aynı zamanda toplumsalı oluşturur. Bu uzama yayılan hapishanenin kapatma ve gözetim altına alma yöntemleriyle, insan bir yandan görülmeden gören bir göz tarafında gözetim altına alınırken bir yandan da bu gözetim boyunca devasa bir bilgi nesnesi haline gelerek iktidara hizmet eder. Foucault, “Suç adaleti diğer parçaları (onun altında değil de, yanında olan parçaları) polis, hapishane ve suçluluk olan, genel bir yasadışılıklar ekonomisinin menzilidir,” der. (Michel Foucault, Hapishanenin Doğuşu, Çev. Mehmet Ali Kılıçbay, İmge Yay.)
 
Üniversitede en sevdiğim öğrenciler, yıllardır okulu bitiremeyenlerdi. Yanlarından ayrılamazdım.
Onların başarısızlık masallarını büyük bir hayranlıkla dinlerdim.

13237786_858902560881229_3521944515723669693_n.jpg
 
İnsanlar yavaş yavaş inanmamayı, güvenmemeyi, sevmemeyi ve kronik şüpheci olmayı öğrenir. Bu gerçekleştiğinde artık ne yazık ki çok geçtir. İnsanların “Tecrübe” dediği şey budur. Kalbiyle bağlantısını kaybetmiş bir insana “Tecrübeli” denir.

13241163_264431067280355_1872514601415006554_n.jpg
 
Müzik onu fazlasıyla etkiliyordu. İçindeki cüretkâr duyguları ateşleyen bir içki gibiydi müzik; hayal gücünü ele geçirip onu bulutlara doğru uçuran bir uyuşturucuydu. Çirkin olguları kovuyor, zihnini güzellikle dolduruyor, aşkı serbest kılıp kanatlandırıyordu.
 
Sezen

"Soğuk olan hava değil Mahsun.
İnsanlar soğuk. hayat çok soğuk.
keşke bu kadar soğuk olmasaydı da
dünya, sen de bu kadar üşümeseydin…
Çok değil, bir iki aya kadar da kış biter
zaten. İdare et. Üşümezsin…"
[Tabutta Rövaşata]




tumblr_mn1vn9dsik1qkwfhyo4_1280.jpg
 
Mutluluğun aşk olduğunu söylüyorlar. Oysa aşk mutluluk getirmez, hiçbir zaman da getirmemiştir. Tam tersine, sürekli bir kaygı durumudur aşk, bir savaş meydanıdır ; kendi kendimize sürekli olarak acaba doğru mu yapıyorum diye sorduğumuz uykusuz gecelerdir.
Paulo Coelho / Portobello Cadısı


13310552_860426750728810_1950150148915505405_n.jpg
 
canı cehenneme rahat uyuyanın
kapısını örtenin perdesini çekenin.
yüreği yalnız kendiyle dolu
duvarları ancak çarpınca görenin.
 
Geri