acıktım. en yakın pideciye attım kendimi. atatürke selam çakıp "sade kuşbaşılı tek" diye seslendim. pidemin o sıcacık fırında ağır ağır pişmesini beklerken şu konudaki mesajları güle güle okumaya başladım;
denizler altında nerden baksan yirmi bin fersah
-tıhaa
-tıhahaha hafif sıklet memet mi
-ahahahaha miğder dibi tatsızlığı mı ahaha
derken yan masaya birkaç orta yaşlı insan oturdu. göz göze geldik selamlaştık.
-tıhaha ulan rasko ne adamsın
ağzım kulaklarımda postları okumaya devam ederken pidem geldi. yanına garnitür olarak salata ve biber... pardon, bu dolmalık biberleri değiştirebilir miyiz? biraz acı seviyorum da... dedim. garson kız gülümsüyor.
önce güle eğlene, yer yer kahkaha atarak yediğim pideler ve biberler biraz dakika sonra zulüm olmaya başladı. öksürerek temizlemeye çalışıyorum boğazımı.. ı ıh... pardon, bir ayran daha rica edebilir miyim? diyorum... garson kız gülümsüyor.
ayran kesmeyince biraz daha pide ile bastırmaya çalıştım. ulan bu kez de karabiber taneleri o acıyan yerlerime değmez mi? başladım ağlamaya. ağlaya ağlaya pide yemeye devam ederken yanımdaki masa ayaklandı. noldu? neyin var? sakin ol! su getirin şu çocuğa sinir krizi geçiriyor diye ortalığı velveleye vermesinler mi? benim ağzımda pide, gözümden aşağı akan yaşlar eşliğinde olayı açıklamaya çalışıyorum; "aböler böşeyöm yök".böyle dedikçe bileklerime kolonya, yüzüme şaplak atmaya başladılar. bir gayretle lokmamı yuttum. ağlaya ağlaya; abiler, gerçekten bir şeyim yok deyip sıyrıldım heriflerden.
kafamı çevirdiğimde garson kız hâla gülümsüyordu.
(içeri girdiğimde acı biberini sıvazlıyordu shshs)