Hüzün Kovan Kuşu

  • Kullanıcı Arda1
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • - Üye Günlüğü
FORUMSAL.NET YENİDEN ERİŞİME AÇILDI ForumSAL · Bilgilendirme

Yaşanan süreçte sabır gösteren ve yanımızda olan tüm üyelerimize teşekkür ederiz. Alternatif adreslerimiz üzerinden de bize ulaşabilirsiniz.

Alternatif erişim adreslerimiz
⚪ Konu yazarı en son 1117 gün önce aktifti
O yeşil gözlerin gözlerimin önüne gelmemeliydi bu akşam. Niye geldin ki gözlerimin önüne. Aklıma niye düştün ki sen akşam akşam. Lanet olsun niye sökemiyorum seni içimden niye atamıyorum seni beynimden. Gözlerimi her kapattığımda yeşil gözlerin karşmda beliriyor lanet olsun​

ukw54.jpg
 
"Bir gün bitti masallar ve büyüdük gri bir kalabalığın ortasında defalarca sırtımızdan vurularak, umutla omuz omuza başladığımız yollarda tek başımıza bırakılarak, nice haksızlıklarla nice anlamsızlıklarla boğuşup da hatta kazanamadan, kimseye kendimizi anlatamadan, büyüdük; avuçlarımızda kırık kalplerimizle. Ve sonra tabularla sınırlandırılmamış düşlerimizle sardık yaralarımızı; acılarımız hafiflemedi belki ama sabretmeyi öğrendik..."​
 
Neye ihtiyacım var, biliyor musun?
Müziğe ihtiyacım var. Yeni şarkılara, onlarla beraber gelen yeni duygulara.
Sırf yeni bir şarkı bulduğum için hissettiğim o minik mutluluğa.
Kasetlere, plaklara sonra. Eski şeylere. Yenilere ihtiyaç duymadığım oranda eskileri özlüyorum mesela.
Minik bir arabaya ihtiyacım var. Bilirsin buralardan kaçma planları.. Evet gitmek istiyorum, kimsenin beni tanımadığı, benim hiç bilmediğim bir yere gitmek istiyorum. Kaybolup tekrar yönümü bulmak için, kendimi bulmak için. Kaybettiğim duyguları yeniden kazanmak için.
Maviliğe ihtiyacım var. Denize olsun, göğe olsun bir özlem var içimde. Maviye özlem var. Mavi bir kuşa. Kuşun mavisi olur mu, deme. Seni düşününce oluyor işte. Fazlasıyla mavi olmalı mesela, çünkü ihtiyacım var.
Kitaplara ihtiyacım var. Kimisi ikinci el, kimisi sıfır bir sürü kitaba ihtiyacım var. İçinde kaybolunması gereken binlerce satır var çünkü.
Şiirlere ihtiyacım var işte, Turgut’a, Cemal’e, Edip’e ve nicelerine. Çok ihtiyacım var. Göğe bakma durağına ya da.

Öyle işte...​
 
"Kızıyordum, artık kızmıyorum. Bir şey oldu epey önce, kimsenin beni öldüremeyeceğini fark ettim. Affedilmeyecek ihanetlere tanık oldum. Affetmeyeceğim. Affetmenin, ne büyük uyum isteği ve palavra olduğunu fark ettim. Çok uyumsuz muşum. Azıcık uyayım diye, ne fedakarlıklar yaptım, geçmiş olsun, affedemiyorum, etmeyeceğim de. Korku kendi cehenneminde debelensin, benim cehennemim başka..."

(UMAY UMAY)​
 



Oysa ki geldiğinde elimdeydi urganım boynuma kravat yapmaya çalışıyordum. Cebimdeki intiharları masanın üzerine boşalttım buna sıcacık bir gülüşün yetti. Ve birgün o gülüş beni gözçukurlarımdan aşağı itti. Şimdi kendi içimde kayboldum bu kentin ışıklı caddelerinde kayboldum yetmedi bir intihar kursuna kaydoldum. Başarılı bir melektin sen. Hala öylesin. Sadece kanatlarına yüzümden kan sıçramış sadece beyazlığını tenha bir yalnızlıkta yakalamış ayrılık.

Batuhan Dedde.


​
 
''Bazılarımızın hayatı böyle işte; darmadağınık, yarım yamalak..
Öyle bir şehirde yaşıyoruz ki, bak ne ordayız ne orda ..
Bir deniz koca bir şehri bile ortasından ikiye bölüyor.
İnsan nasıl tam olsun ki…''​
 
bazen ama bir insanla birsey olur
kisa suren bir sey
iki geyigin sicrayip havada opusmesi gibi
bazi insanlarla
yillarca gorussen de
bir sey olmaz​
 
[YOUTUBE]My2LvqSKo_o[/YOUTUBE]​

Gidelim. Hiç geri dönmeyelim istersen.
Dünya dediğin, çirkin bir cümlenin noktası.
Gidelim.
Hiç geri dönmeyelim.
Kurusun karanfiller dalında.
Filleri ve kedileri incitmeden gidelim.
​

un05f.jpg

Kimseye eyvallah demeden geldik, eyvallah demeden gidiyoruz...​
 
Bu yazıyı yalnızca .... ihanetin dudaklarında sabahlamışlar, sokaklara ait olanlar, sevişirken soğuk kalanlar okuyabilir.

Geriye kalanlarınız siktirin gidin!

Bizler, kullanılmak üzere vücuda gelmiş insanlarız. Duygularımız yok, düşüncelerimiz veya isteklerimiz. .Geçmişin bütün izini silene kadar; sevişeceğiz, seveceğiz ve kalbimizin sütünü tamamen emdireceğiz. Sonra ihanet öpecek yanaklarımızdan
. Hepsi bu!

Şarkılar dinleyeceğiz beraber..Bulutlu sonbahar günlerinde, buğul
u sinema salonlarında filmler izleyeceğiz.Yağmurlu iklimlerde yürüyeceğiz elele. Şiirler okuyacak, sıcak şarapların ucunda tadabileceğiz aşkı. Sentetik görüneceğiz ve asla asılamayacak yüzümüz.Bütün hakaretlerini sabırla dinleyecek, her düşüncesinde hak verecek, bizi her siktir ettiği yerde biraz yalvaracak ve sonra çekip gideceğiz.

Çünkü bizler, kullanılmak üzere vücuda gelmiş insanlarız.

Toplum tarafından hep aranan olacağız. Bütün kavramlarına uygun olarak tamamlayacağız eğitimimizi. Dürüst olacağız dibine kadar. Yeteri kadar kıskanan olacağız. Güven veren olacağız. Sabırlı olacağız. Biraz da yakışıklı veya güzel olmamız gerekecek. İstenildiği zaman sevişecek, istenildiği zaman ortadan kaybolacak,istenildiği zaman sevecek, istenildiği zaman kavga edecek, istenildiği zaman terkedileceğiz.

Çünkü bizler, kullanılmak üzere vücuda gelmiş insanlarız.

Bütün misyonumuz, hayatının merkezine aldığın her kimse, onu mutlu etmek olacak ! Ne kadar kırıldığının, ne kadar kızdığının ve ne kadar sevilmeye ihtiyacın olduğunun bir önemi olmayacak.

Bizler KİMLİKSİZ kalacağız.

Maskelerimizden mutluluk akacak.Önemi olmayacak gözyaşlarımızın dağıttığı makyajımız.
Biraz cesaret mümessili, biraz şehrin yumuşak karnı, biraz hayatın taşağa alınan kısmı olacağız. Komedinin viraj tiratında ağlaya ağlaya güleceğiz.

Çünkü bizler, kullanılmak üzere vücuda gelmiş insanlarız.

Eksiği veya fazlamız olmayacak. Kusursuz tablosu olacağız her kime aitsek. Bizi satın almayacak ama kölesi olacağız. Her dediğini kabulleneceğiz. Hep haksız olacağız. Hep satılacağız, hep unutulacağız. Hemde ses çıkarmayacağız.

Günah kadar iyi olacağız. Kanunlar kadar aptalca. Hükümetler kadar bayağı. Kitaplar kadar derin. Tozlu raflarda eskiyenler kadar ucuz. Ulaşılması zor sanılan basit yaratıklar olacağız.Sığ görüneceğiz ve izin vereceğiz üzerimizden milyonlarca ayak geçsin. Kasabalar..Ülkeler..Dünyalar...

Bütün geçmişinden arındıracağız. Bütün yaşadıklarını unutturacağız. Sonra zaten kendiliğinde kimliksiz olduğumuzu anlayacak bizim. Geçecek ve gidecek. Arkasından sessizce bakıp, salağa yatacağız.

Bizler kimliksiz olacağız.

Çünkü bizler kullanılmak üzere vücuda gelmiş insanlarız.

Duygularımız yok, düşüncelerimiz veya isteklerimiz. .Geçmişin bütün izini silene kadar; sevişeceğiz, seveceğiz ve kalbimizin sütünü tamamen emdireceğiz. Sonra ihanet öpecek yanaklarımızdan. Hepsi bu! Hepsi bu ! HEPSİ BU !​
 
Rahatsız ettiğim için özür dilerim. Dün gece daha önceki ve ondan önceki gece olduğu gibi seni düşünürken,seni aramamın ne denli bir aptallık olduğu gerçeğine rağmen elim telefona uzandı.Cevabını bilmek istemediğim, cevabını bilirsem beni öldürecek, cevabını bilirsem beni boğacak, cevabını bilirsem nefesime bıçak atacak bir soru sormak için yazdım sana.

Neyse..

Son konuşmamızda "dilerim mutlu olursun" demiştim sana. Umarım değilsindir, değilim de, özledim de, sensiz nefes alamadım, aramanı bekliyordum de. Sakın mutluyum deme, her şey yolunda deme. Başkası var deme, birine dokundum, sarıldım, kokladım deme. Deme lan işte, öyle şeyler söyleme. Söyleme ki bende ha siktir kelimesini kullanmayım.
ben aslında sana ;

Sensiz bu şehirin, sensiz bu hayatın, sensiz bu benin a..na koyayım demek istedim. Şey ; Umarım mutlu olursun.

Görüşürüz...
​
 
Yıkıntıların arasında geziniyor gözlerim ah diyorum yüreğim ahh..
ne çok cinayeti aşk sandın..
ne çok ölüm sessizliği tattın
ne çok katil tanıdın..​
 
Aklımın içinden ne zaman def olup gideceksin ?
 
Biliyorum, Hiç bırakmayacağımı anladığın için uzatmadın bana ellerini. Çok şekil sevecektim çünkü seni, anlamıştın. o yüzden dinlemedin söylediklerimi, biranı çeyrekte yani en tatlı yerinde sırf bu yüzden bıraktın. o sigarayı sırf bu yüzden yarıda, en az 6 nefes daha çekebilecekken hızlıca söndürüp kalktın.

Hoşçakal diyemezsin sen, görüşürüz dersin.
Çünkü ne güzel saçların var, saçların kokmak isterdim. Kuş olup sana yakın uçuşlar gerçekleştirmek, irtifa kaybetmek köprücük kemiğine yaklaşmak için gerekirse.
Ki Türkiyedeki en güzel şelale senin başından omzuna dökülen saçlarındır. Bunu bir tek ben bilirim.
Gazete okurken spor sayfasını açmadan geçen kadınlardan da değildin.Beşiktaşlıydın. O gün biraz daha sevdim siyah beyazı.
Bu yüzden uykusuz göz kapakların enfes öpülesidir.
Gece bu kadar **Spam/Adversiting** çocuğudur.
Annen çok eli öpülesi kadındır.
Keşke bira değil, şarap söyleseydik o gün.
Biraz yavaş içerdik,
seni daha çok görürdüm.
Görmek fiil olurdu,
Fiillerin lafı olmazdı aramızda.
Fail kelimesini düşündüm bu satırın başına ama arkasına söyleyecek bir şey bulamadım..

Neyse bahçede gökyüzüne bakarken gördüğümüz yıldızları unutma, bir de sırf sen istedin diye kalamar yediğimi. Sarhoştun bir gece beni arayıp şarkı söylemiştin ondan bahsetmiyorum bile.

Eminim hiç bırakmayacağını anladığın için tutmadın ellerimi.
Hiç sevmedin diyeceğim, canım acıyor..

Amına koyim ben böyle dünyanın
​

[YOUTUBE]8pssbnry85o[/YOUTUBE]​
 
Yüzünü astı, bana baktı. Bak dedi, araya girdim, bakıyorum dedim, buraya oturduğumuz andan itibaren, seni tanıdığım andan beri, hatta doğduğum gün itibariyle sürekli sana bakıyorum. Ben sana bakmak için yaratılmışım. Ben sana bakınca tuhaflanıyorum, karnımdan gıdıklanıyorum. aklım uçuyor, esrar içmiş habeş maymununa dönüyorum. Sen de tahmin edersin ki ben sana bakarken aynı anda sen de baktığında yeryüzündeki en mutlu adam ben oluyorum. Ki, göz göze gelmek denilen durumun kralı budur, galaksideki bütün takım yıldızlar bana aitmiş gibi hissediyorum.. O yüzden şimdi yeniden düşün ve o dikkatimi çekmek için vurguladığın" bak" ı geri al, biz seni tanıdığım günden beri gazetelerin arka sayfalarında resmi basılan bikini güzelleriyle bile ilişkiyi kestik, sağda solda gözümüz zaten yok. Bir şey söyleyeceksen de ben bakmıyorken söyle. Hem, bugün kirpiklerin çok güzel, sıcak bir şeyler söyleyesi geliyor insanın.Ama ne bileyim ben susarsam sen gitmeli bir şeyler söyliycekmişsin gibi bir şey seziyorum. Ben de ağzı kuruyup çok konuşmaktan ölen ilk kişi olmak için aday olmuş kelime doğurmaya devam ediyorum.
Hem, dudakların bugün ne güzel..
Bütün ülkeye çay ısmarlamak istiyorum..
​
 
RTE ;''2002'de asgari ücret çay ve simide yetmezken şimdi asgari ücretin yarısı ile çay ve simit ile beslenebilirsiniz...''
Bu hesaba göre;
*2002'de yaşıyorsanız,şimdi ölmüş olabilirsiniz!
(Ali İsmail,Ethem,Medeni,Ahmet ve diğer gençler)
*2002'de iki gözünüz varsa şimdi tek gözünüz kalmış olabilir!
*2002'de Reyhanlı da anneniz babanız ile yaşıyorsanız,şimdi olmayabilirler!
*2002'de adınızın önünde ki sıfat İNSAN iken şimdi size Çapulcu,vandal vb. diyebilirler.
*2002'de çocuğunuz ekmek almaya giderken başından gaz kapsülü ile yaralanmazken,şimdi komada olabilir !

Örnekleri çoğaltmak mümkünde insan hayatı muhasebeye denk düşmüyor be USTA !
 
Benzer acıları yaşayan insanlar birbirlerini tanırlar. Ama belli etmezler tanıdıklarını. Herhangi bir yerde karşılaşabilirler. Metroda, barda, sokakta, kafede.. Sadece bir kez göz göze gelirler ve anlarlar. Daha sonra bakmazlar birbirlerine, belki canları daha çok yanacağından, belki de buna hiç gerek olmadığından. İlk bakışma aynı zamanda son bakışma olur. Ama onlar tanırlar birbirlerini. Muhtemelen o ortak acının müstehzi mahcubiyeti tekrar göz göze gelmelerine engel olur. Ama tanırlar onlar birbirlerini, çaktırmadan kimselere koruyup kollarlar..
Bazen kendinizi bir insana yakın hissetmeniz için bir şeyler paylaşmanız gerekmez. Benzer acıları yaşayan insanlar kendiliğinden ortaya çıkan görünmez bağlarla birbirlerine bağlanabilirler. Hatta bazen birbirlerinin tam olarak farkında bile olmadan yaparlar bunu...​
 
Söylesene,telefonu kapadıktan sonra nasıl hissettiğini anlatsana bana.
Nasıl bir şey o his. Yani, birinin hayatını boka çevirdiğinde nasıl hissedersin. Sigara yaktın mı, biraz dalgın yürüdün mü,uykun gecikti mi bu konuyu düşünürken.
Ne bileyim işte söylesene
Konuşmaya dalmışsın da sigaran sönmüş parmaklarının arasında.
yakıyorsun
dimi..

Bugün de yakıyorsun..​
 
Biliyorum, Hiç bırakmayacağımı anladığın için uzatmadın bana ellerini. Çok şekil sevecektim çünkü seni, anlamıştın. o yüzden dinlemedin söylediklerimi, biranı çeyrekte yani en tatlı yerinde sırf bu yüzden bıraktın. o sigarayı sırf bu yüzden yarıda, en az 6 nefes daha çekebilecekken hızlıca söndürüp kalktın.

Hoşçakal diyemezsin sen, görüşürüz dersin.
Çünkü ne güzel saçların var, saçların kokmak isterdim. Kuş olup sana yakın uçuşlar gerçekleştirmek, irtifa kaybetmek köprücük kemiğine yaklaşmak için gerekirse.
Ki Türkiyedeki en güzel şelale senin başından omzuna dökülen saçlarındır. Bunu bir tek ben bilirim.
Gazete okurken spor sayfasını açmadan geçen kadınlardan da değildin.Beşiktaşlıydın. O gün biraz daha sevdim siyah beyazı.
Bu yüzden uykusuz göz kapakların enfes öpülesidir.
Gece bu kadar **Spam/Adversiting** çocuğudur.
Annen çok eli öpülesi kadındır.
Keşke bira değil, şarap söyleseydik o gün.
Biraz yavaş içerdik,
seni daha çok görürdüm.
Görmek fiil olurdu,
Fiillerin lafı olmazdı aramızda.
Fail kelimesini düşündüm bu satırın başına ama arkasına söyleyecek bir şey bulamadım..

Neyse bahçede gökyüzüne bakarken gördüğümüz yıldızları unutma, bir de sırf sen istedin diye kalamar yediğimi. Sarhoştun bir gece beni arayıp şarkı söylemiştin ondan bahsetmiyorum bile.

Eminim hiç bırakmayacağını anladığın için tutmadın ellerimi.
Hiç sevmedin diyeceğim, canım acıyor..​
 
Geri