Sitemizi ana ekranınıza bir web uygulaması olarak nasıl yükleyeceğinizi görmek için aşağıdaki videoyu izleyin.
Not: Bu özellik bazı tarayıcılarda kullanılamayabilir.
Foruma hoş geldin 👋, Ziyaretçi
Forum içeriğine ve tüm hizmetlerimize erişim sağlamak için lütfen foruma kayıt olun veya giriş yapın. Üyelik tamamen ücretsizdir ve sadece birkaç dakikanızı alır.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz.. Tarayıcınızı güncellemeli veya alternatif bir tarayıcı kullanmalısınız.
Sayfamda ki yazılarımı çalıp, kendi yazısıymış gibi blog lar da paylaşan köstebek. Her kimsen bilmiyorum ama bu huyundan bir an önce vazgeçersen sevinirim. Yoksa farklı yollardan tepene binmek zorunda bırakma beni...
Sakinim ama içimde gök gürlüyor. Eklem yerlerim ağrıyor ama hasta değilim. Gitmek istiyorum düzenim den. Mükemmel olan her şeyi bozmak istiyorum. Utanmak istemiyorum. Göle çıplak girebilme yeteneğim olsun istiyorum. Ne yalnızım nede şımarığım, ben sadece anlatmak istiyorum kendimi. Bu yazının sonu hiçliğe bağlanacak. Kablolara ve bütün p!çlere hediyem. Yine dejavu oluyorum. Sanırım şimdi bir küfür bir küfür daha ve perde.
O zaman herkese günaydın
Sen gülünce ben de hemen gülüyorum. Sen ağlayınca ben de hemen bir sigara yakıyorum. Sen pazara çıkınca ben de en azından balkona çıkıyorum. Sen bir şey sorunca biraz düşünüp cevap veriyorum ama çoğu zaman yine yanlış oluyor, kimi zamansa susarak boş bırakıyorum o soruyu. Sen tartışmak isteyince bildiğim her şeyi unutuyorum. Sen unuttun mu deyince zaten bildiğim bir şeyi tekrar hatırlıyorum. Senin varlığın bana yapılmış enteresan bir şaka sanki.
Sahi kaç kez kırılmıştı bu kalp. Kaç sevdiğim insana. Hangi otel odasında harcandı bu ruh hangi kitap arasında. Beklemek mi yoran yoksa kaybetmek mi ? Yolda olmak mıydı asıl olan. Bazen dolup taşmak zamanıdır. Öyle anlarda kendini tutmak anlamsız. Korku duyguların en saçmasıydı zaten. Biriktirdiklerini taşımak yorucu. Ve ben sevmem yükleri, kurtulmak gerek. Yapılması gereken şimdi yapılmalı. Çünkü sırlar ağırdır aldığın nefesi zorlaştırır. Attığın her adımı dolaştırır.
Bana göre değil diyordum sevmek aslında. Kalbimin bu heyecan silsilesini, bu maneviyatı güçlü duygu felsefesini kaldırabilecek kapasitede olduğunu düşünmüyordum. Bu yüzden hep sessiz sakin hayatı perde arkasından yaşamayı ve seni de hep perde arkasından seyretmeyi tercih ettim. Olsun dedim girmeyim gönlüne ne olur ki. Seni düşünüp senden habersiz seni sevmek yeterdi aslında bu yorgun bedene. Çünkü ben beni sevmediğini bildiğim zamanlarda bile seni sevdim. Her ne kadar elini tutmasam da yüzünü görmeyip sesini duymasam da sevdim seni. İnsan illa yanında olan birini sevecek diye bir kaide yok ya. Hiç haberin yoktu. Kendi yaşamını sürüyordun, benim yaşamımdaki bütün alanlara girdiğinden, her sabah seninle uyanıp, her gece seninle uyuduğum dan, yüzyıllar öncesinden kalma şiirlerden, televizyonda çalınan sıradan bir şarkıdan ikimize ait bir dünya kurduğumdan haberin yoktu.
Ben seni kendimden bile sakladım ve ben seni çok önceden sevdim...
Neredeydin diyorum nasılsın iyi misin? Seni özledim diyor. Kalbini kırdıysam özür dilerim kardeşim diyorum. Önemli değil diyor, zaten kalbini İkea’dan almış, söküp takabiliyormuş. Ayrıca yalanlara inanmaya ihtiyacı varmış. Bütün çaresiz insanlar gibi. Bütün hasta yakınları gibi. Dağılan bir okul gibi.
Toza dumana gidelim yine, şenliğin kalbine. Çünkü ölüm döşeğinde bir ihtiyar tanımıştım. İnsanlara gerçekten bakmak istiyorsan oğlum, onların sana bakamayacağı bir yere git demişti. Kıyametin ortasına git. O kadar yaşlıydı ki, öldükten bir hafta sonra sanki on sene önce ölmüş gibi düşünmeye başlamıştı herkes. Ölenlerin ölü taklidi yaptığını düşünüyordum ben o zaman. Yaşayanların yaşıyor taklidi yaptığını hissediyorum şimdi. Toplum değil toplu mezar. On bir yıldır sabah yatıp öğlen kalkıyorum. Hava kararana kadar geçmiyor dalgınlığım. Belki de uykuda kaybettiğim bir şeyleri arıyorum. Kimi görsem rüyalardan bahsediyorum. Oysaki hatıralardan konuşmak lazım. Rüyalardan daha karanlık hatıralar var. Daha çok fikir verir biri hakkında. Şekeri bitmiş sakızı, toz şekere batırıp çiğnemeye devam etmen gibi senin. Ben de tüpte satılan çokokremi diş macunu tüpüyle değiştirmiştim bir sabah. Gülmüşlerdi sadece. Oysa bir çocuk numara çekiyorsa gerçekten yemek lazım, yemiş gibi yapmak değil. Yirmi sene sonra Beşiktaş’ta bıraktığımız o ev. Bırakabildiğimiz tek ev. Beş kat seksen iki basamak. Balkon demirlerinden uzak duruyorduk geceleri. Hep daha yukarı bakmak zorunda olan iki vertigozede. Kar taneleri birbirine benzemez. Sözcükler de benzemez. Ama bir cümle bir başka cümleyi hatırlatır her zaman. Koşan atlar düşen atları. Yağmur yağar, durur, tekrar başlar. Yanlış yolda yürümek doğru yolda beklemekten iyidir oğlum. Spermden mezara kadar. Karanlıkta herkesle çarpışabilir insan. Yalan mı söylüyorum yine, olsun. Sen biliyorsun nasılsa. Bir sürü doğru söyledik ama hiç burnumuz kısalmadı.
Beni boş ver. Konu ben değilim ki. Hiçbir zaman da olmadım zaten. Asıl sen kimsin? Senin heyecanların neler, tutkuların neler, hayallerin neler? Şu hayatta başın sıkıştığında ilk kimi ararsın? Seni karşılıksız seven insan kimdir, ne bok yersen ye seni bağrına basacak insan kimdir? Eğer böyle biri varsa bu akşam onu ara, halini hatrını sor bu vesileyle. Yoksa sen de bir gün benim gibi yapayalnız kaldığında ufacık birşey danışmak için bile arayacak kimseyi bulamazsın. Bu sözlerimi harcanmış yıllarımın manifestosu olarak kabul edebilirsin. Çünkü büyük bir tecrübeyle konuşuyorum, tecrübe ıstıraptır iyiyim ve zannettiğinden çok daha fazla ıstırap çektim.
Saat 20 : 33 Kahvemin fincanından bildiriyorum...
Korkak insanlardan nefret ederim. Bir de her şeye güvensiz yaklaşanlardan. Mesela bazı erkekler vardır her yerde saçlarını kestirmezler. O erkekler düzgün bir ilişkiye adımda atamazlar. Korkarlar çünkü. Hayata her şeye temkinli ve sürekli mantığımız devrede devam edemeyiz. Hayat çokta tın anlatabildim mi ? Bir keresinde saçlarımı babamın berberine kestirdim. Çıktığımda saçlarım 3 numara asker tıraşı gibiydi. Bir şey yapmadım, söylenmedim, iyi yönünden baktım. Neredeyse 2 ay tıraş olmadım o kadar kısaydı. Aşklarımı da böyle yaşarım. Korkmam ben. Umurumda değil üzülmüşüm, terk edilmişim, kazık yemişim. Bunlar beni ben yapan özellikler. Şuan bana bunları yazdıran şeyler. İyi ki varlar. Kahvemi yapar üstüne yazımı yazar rahatlarım. Kim bilebilir yalnızlık insana ne çok şey öğretir. Korkusuzluk ne çok mutluluğa kapı açar.
''Binlerce kelime, onlarca hikaye var boğazımda düğümlenmiş. Susuyorum konuşmam gereken yerlerde; dilimi tutamıyorum ne zaman susmam gerekse. Anlatacak çok şeyim olsa da, emin değilim anlaşılmak istediğimden...''
Hayatın yükü omuzlarıma çok ağır geldi hafifletmeye karar verdim. Yanınıza geldim diyerek başladım edebiyat, tespit, hüzün, aşk meşk, dostluk, bir çok sır ve siz. Ve harbiden hafiflettiniz çok teşekkürler lan hepinize