-
- Katılım
- 13 Ağustos 2023
-
- Mesajlar
- 2.779
-
- Tepkime puanı
- 4.070
-
- ForumSAL Yaşı:
- 3 yıl 2 ay
- Kıdem:
- Yerleşik Üye
-
- Konum
- Germany
Hakikat Neden Rahatsız Eder?
Nietzsche’nin düşüncesinde insan ile hakikat arasındaki ilişki oldukça sancılıdır. İnsan her zaman gerçeği olduğu gibi istemez; kimi gerçekler güvenli hissettiren düşünceleri, inançları ve insanın kendisi hakkında kurduğu algıyı sarsabilir. Nietzsche, özellikle Hakikat ve Yalan Üzerine adlı metninde insanın yanılsamalarla ilişkisini ve hakikatin yalnızca hoş sonuçlarını isteme eğilimini tartışır.İnternette Nietzsche’ye atfedilen şu söz de bu düşüncenin modern bir özeti gibidir:
“Aşırı idealizme kanmayın ve gerçeği söylemenin sizi insanlara yaklaştıracağını düşünmeyin. İnsanlar, onları yanılsamalarla avutup okşayanları sever ve ödüllendirir. Tarih boyunca, insanlar yalnızca gerçeği söyleyenleri cezalandırmıştır.”
Ancak bu sözün Nietzsche’nin eserlerinde bu biçimde geçtiğine dair güvenilir bir kaynak bulunmamaktadır. Bu nedenle doğrudan Nietzsche alıntısı olarak değil, Nietzsche’nin hakikat ve yanılsama üzerine düşüncelerini çağrıştıran bir yorum olarak değerlendirmek daha doğrudur.
Yanılsamaların Konforu
İnsan, hayatın sert gerçekleriyle yüzleşmek yerine kendisini güvende hissettiren düşüncelere sığınabilir. Nietzsche’nin felsefesinde din, ahlak ve toplum tarafından kabul edilmiş bazı değerler de bu açıdan ciddi biçimde sorgulanır.İnsanları rahatlatan, onlara duymak istediklerini söyleyen kişiler daha kolay kabul görebilir. Hakikat ise her zaman aynı rahatlığı sunmaz.
Gerçeğin Tehditkâr Doğası
Gerçek, insanın yerleşmiş inançlarını ve kendi hakkındaki konforlu algısını sarsabilir. Bu nedenle gerçeği söyleyen kişi kimi zaman insanların gözünde hakikati gösteren biri olmaktan çok, huzurlarını bozan biri hâline gelebilir.Sorun her zaman gerçeğin yanlış olması değildir. Kimi gerçeklerin bedeli, insanın kendisi hakkında inanmak istediği şeylerden vazgeçmesidir.
Tarihten Örnekler
Sokrates, Atina’da yerleşik düşünceleri sorgulayan yaklaşımıyla tartışmalı bir figür hâline geldi. Dinsizlik ve gençleri yozlaştırma suçlamalarıyla yargılandı ve MÖ 399’da ölüme mahkûm edildi.Galileo Galilei, Güneş merkezli evren modelini savunması nedeniyle 1633 yılında Engizisyon tarafından yargılandı. Mahkûmiyetinin ardından hayatının geri kalanını büyük ölçüde ev hapsinde geçirdi.
Giordano Bruno ise sonsuz evren ve çok sayıda dünya düşüncesinin yanı sıra dönemin Katolik öğretisiyle çatışan çeşitli teolojik görüşleri nedeniyle Engizisyon tarafından yargılandı. Görüşlerinden vazgeçmeyince 1600 yılında Roma’da yakılarak öldürüldü.
Bu örneklerin her biri kendi tarihsel koşulları içinde değerlendirilmelidir. Onları yalnızca “gerçeği söyledikleri için cezalandırıldılar” şeklinde açıklamak tarihsel olayları fazla basitleştirir.
Özetle
Nietzsche’nin düşüncesinden çıkarılabilecek asıl mesele, insanların daima hakikati arzuladığı varsayımının sorgulanmasıdır.Gerçek insanı özgürleştirebilir; fakat önce sahip olduğu rahat yanılsamaları elinden alabilir.
Bu nedenle hakikati söylemek, insanı her zaman başkalarına yaklaştırmaz. Kimi zaman tam tersine, insanı kalabalığın karşısında yalnız bırakabilir.
