Günün bir kenarına…

FORUMSAL.NET YENİDEN ERİŞİME AÇILDI ForumSAL · Bilgilendirme

Yaşanan süreçte sabır gösteren ve yanımızda olan tüm üyelerimize teşekkür ederiz. Alternatif adreslerimiz üzerinden de bize ulaşabilirsiniz.

Alternatif erişim adreslerimiz
🟢 Konu yazarı şu anda aktif
Günlüğümü üç paradigma üzerinden sürdürmeyi planlıyorum.
Gündem
Hayat
Forum

Dahil olmak isteyenler lütfen polemikten uzak dursunlar. Bizlere katacağınız bişey varsa buyrun meydan karalayın.

İnceden başlayalım;

Hayat oldukça karmaşık bu yüzden bazı şeyleri kazanmak için çok konuşmak, kendini ispatlamak ya da son sözü söylemek gerekmiyor. Bazen insanın kendine yapabileceği en büyük iyilik, her tartışmaya dahil olmamayı öğrenmek. Çünkü huzur, her haklı olduğun yerde kendini anlatabilmek değil; bazen anlatmaya değmeyeceğini bilmektir. Bu yüzden müdahil olmadan önce bir durup düşünmek gerek…
 
Güneşin doğuşuyla ufka bakıp düşüncelere dalıp giderken insan düşünmeden yapamıyor.

Kendini sorgularken “ben böyleyim” demenin , her zaman karakter göstergesi olmadığı kafamda dönüp dolaşıyor.
Bu bazen insanın değişmemek için kendine bulduğu en kolay bahanedir.
Yanlış mıyım?
Oysa ki karekter; hatalarının arkasına saklanmak değil, gerektiğinde kendine dönüp “burada ben yanlışım” diyebilmektir.
 
Yakınınızda duran sizi gözünden sakınanlara sıkıca sarılın. Yada ideallerinizin bayraktarlığını yapanları el üstünde tutun. İlkesel olarak yol aldığınız aynı kaygıları paylaştığınız yada değerli dostlarınızın kıymetini bilin.
Neden mi ?
Çünkü ; İnsanların çoğu kaybettiklerinin kıymetini, artık geri getiremeyeceklerini anladıklarında fark ediyorlar.
Oysa bazı şeylerin değeri, yokluğuyla değil; hayatımızdayken verdiği huzurla anlaşılmalı.
Çünkü bazı insanlar gidince eksilmez hayatımız…
Hayatımızda oldukları halde kıymetleri bilinmediği için eksilir.

Saygı ve Rahmetle anıyorum seni Cemil Meriç…
 
Güne dündeme dair birşeyler karalamaya geldim ama vazgeçtim.
Şöyleki ; gündem çok hızlı değişiyor, isimler değişiyor, tartışmalar değişiyor…
Ama memleketin asıl meselesi değişmiyor:
İnsanların adalete, ekonomiye ve geleceğe güvenebilmesi.
Siyasetin başarısı da kaç tartışma kazandığıyla değil, insanın yarına ne kadar güvenle bakabildiğiyle ölçülmeli.
Gerisi biraz gürültü.
Vesselam , geceniz hayrola…
 
Bugünü yapay zekaya ayıralım…
1990 - 2010 aralığında kim yapay zekadan bahsetse sanırsam kafayı yedi deyip hedef tahtasına oturturduk. Geldiğimiz noktada yapay zeka artık geleceğin konusu değil, bugünün gerçeği.
Peki biz buna nasıl yaklaşacağız? Asıl meselenin teknolojinin ne kadar gelişeceği olmadığını anladığımızda ; bizim ona ne kadar hızlı ayak uyduracağımızı yada uydurabileceğimizi görebilir veya konuşabilirz!

Gerçek şu ki ; bazı ülkeler geleceği beklemiyor, şimdiden inşa ediyor.
Bizim de artık “Yapay zekâ ne yapacak?” sorusundan çıkıp, “Biz onunla ne yapacağız?” diye sormamız gerekiyor…

Harbiden biz onunla ne yapacağız ?
 
Bugünü yapay zekaya ayıralım…
1990 - 2010 aralığında kim yapay zekadan bahsetse sanırsam kafayı yedi deyip hedef tahtasına oturturduk. Geldiğimiz noktada yapay zeka artık geleceğin konusu değil, bugünün gerçeği.
Peki biz buna nasıl yaklaşacağız? Asıl meselenin teknolojinin ne kadar gelişeceği olmadığını anladığımızda ; bizim ona ne kadar hızlı ayak uyduracağımızı yada uydurabileceğimizi görebilir veya konuşabilirz!

Gerçek şu ki ; bazı ülkeler geleceği beklemiyor, şimdiden inşa ediyor.
Bizim de artık “Yapay zekâ ne yapacak?” sorusundan çıkıp, “Biz onunla ne yapacağız?” diye sormamız gerekiyor…

Harbiden biz onunla ne yapacağız ?


Bu konuya ithafen..

Bence asil soru yapay zekanin bizim icin ne yapacagi degil, bizim onunla ne yapmayi sececegimiz.

Dogru kullanildiginda muazzam bir arac ama düsünmeyi tamamen ona birakirsak, o gelisirken biz körelebiliriz. Mesele ayak uydurmak kadar, kendimizi kaybetmeden ayak uydurabilmek.

Bu konuyla alakali sonumuzu bende merak etmiyor degilim : )
 
Bu konuya ithafen..

Bence asil soru yapay zekanin bizim icin ne yapacagi degil, bizim onunla ne yapmayi sececegimiz.

Dogru kullanildiginda muazzam bir arac ama düsünmeyi tamamen ona birakirsak, o gelisirken biz körelebiliriz. Mesele ayak uydurmak kadar, kendimizi kaybetmeden ayak uydurabilmek.

Bu konuyla alakali sonumuzu bende merak etmiyor degilim : )

Belki de yapay zekanın bizi geçmesinden çok, ona yetişmeye çalışırken kendimizden uzaklaşmamız daha düşündürücü hatta ürkütücü diyebilirim.
Sonumuzu ben de merak etmiyor değilim…Bana soracak olurdan asıl hikaye, o gün geldiğinde hala kendi cümlemizi kurabiliyor olup olmadığımız olacak. Güzel katkı, Günün Bir Kenarı’na yakıştı. 😉
Teşekkürler…
 
Yine gece , sessizlik ve tahammülsüzlük…

İnsanlar yormaktan vazgeçmiyor, yine her gün biraz daha fazla konuşuyoruz, ama birbirimizi biraz daha az dinliyoruz.
Kitaplarla baş başa kaldığım sosyal medyasız günleri özledim. Evet sosyal medya herkese söz hakkı verdi. Bu güzel bir şeydi; fakat zamanla söz söylemekle söyleyecek değerli bir şeyinin olması arasındaki farkı unuttuk. Biz biz olmaktan çıktık…
Bir konuda fikrimizin olması, o konuda haklı olduğumuz anlamına gelmiyor. Her tartışmayı kazanmak zorunda değiliz, her söze cevap vermek zorunda da değiliz.
Belki de çağımızın en büyük lüksü, herkesin konuştuğu bir yerde kendi sesini duyurmak değil; hangi sesin dinlenmeye değer olduğunu ayırt edebilmek.
Çünkü bazen olgunluk, daha güzel bir cevap vermek değil… cevap vermeye değmeyecek şeyi fark edebilmektir.
 
Hayat ne garip , hep bir yerlere yetişmeye çalışıyoruz. Hep acelemiz var; Bir mesaja, bir işe, bir habere, bir insana…
Sanki hayat biraz yavaşlasak bizi geride bırakacakmış gibi.
Oysa bazen yetişmemiz gereken yer dışarıda değil, kendimizin yanıdır. Bir gün durup fark ediyoruz ki herkese zaman ayırmışız ama kendimize hiç uğramamışız.
Belki de hayatı kaçırmak, geç kalmakla değil; hep bir yerlere yetişirken kendini geride bırakmakla oluyor.

 
Zaman hiç durmuyor , akmakta…
Bu yorucu hayatta birbirini kovalayan koşturmacaların arasında kaybolup gidiyoruz. Kolay kılacağımız yerde her şeyi dahada zorlaştırıyoruz. Birini anlamak yerine onu bir kelimeyle tanımlamak ne kadar kolaylaştı…
Muhafazakâr, seküler, sağcı, solcu, zengin, fakir, güçlü, zayıf…
Bir etiket yapıştırınca insanı tanıdığımızı sanıyoruz. Oysa insan, tek bir kelimeye sığmayacak kadar karmaşık.Belki de bugün en çok ihtiyacımız olan şey, haklı çıkmadan önce anlamaya çalışmak.
Çünkü karşımızdaki insanı gerçekten dinlediğimizde, bazen fikrinin değil; bizim ona bakışımızın değiştiğini fark ediyoruz.
 
Bazı insanlar hayatımızdan sessizce çıkıp gidiyor. Ne büyük bir kavga oluyor, ne de dramatik bir veda…
Sadece aramalar azalıyor, mesajlar seyrekleşiyor, sohbetlerin yerini sessizlik alıyor. 😞
Sonra bir gün fark ediyoruz ki insanları kaybetmek bazen bir anda olmuyor; küçük ihmallerin birikmesiyle oluyor.
Belki de sevdiğimiz insanlara daha çok “seni seviyorum” demekten önce, bunu davranışlarımızla göstermeyi öğrenmeliyiz.
Çünkü bazı insanlar gittikten sonra özlenmez sadece…
“Keşke kıymetini zamanında bilseydim” dedirtir.
Hele bazıları varki , geri dönüşü yok…

Kokunu çok özledim…
Aradan geçen 29 yıla rağmen…
 
Gerçekten artık çok yorgunum…
Büyüdükçe bazı şeyleri kazanıyoruz; para, tecrübe, çevre, sorumluluk…
Ama bazen bütün bunların arasında kendimizden bir şeyler bırakıyoruz.
Çocukken bizi heyecanlandıran şeyler anlamsızlaşıyor, başkalarının beklentileri kendi isteklerimizin önüne geçiyor.
Sonra bir gün durup düşünüyoruz:
“Ben gerçekten böyle mi yaşamak istiyorum, yoksa benden bekleneni mi yaşıyorum?”
Belki de büyümek, kendini değiştirmekten çok; değişirken kendinden vazgeçmemeyi öğrenmektir…
Yinede bilmiyorum, bildiğim tek şey ben çok yorgunum…
 
Beklemek…
Hayatın bize öğrettiği en zor şeylerden biri galiba beklemek…
Bazen nedensiz, bazense mecburi, bazense sırf özlediğimiz için…
Yada bir haberin gelmesini, bir şeylerin düzelmesini, doğru zamanın gelmesini…
Oysa hayat çoğu zaman bizim hazır olmamızı beklemiyor. Belki de mesele, beklerken hayatı ertelememek.
Çünkü bazen “doğru zamanı” beklerken fark etmeden bütün zamanımızı tüketiyoruz.
Ve insanın kendine verebileceği en güzel sözlerden biri şu olabilir:
“Bir gün başlayacağım” değil, “bugün ne yapabilirim?”
Affet beni…
Gün gün yazdım seni anılarıma,
Hep doğru zamanı bekledim, tükettiğim zamanda…
Ve şimdi soğuk kabrine sarılmak, artık taşıyamıyorum, ne ertelediklerim için seni kaybedişimi nede gelmeyeceğini bile bile bekleyişimi….

Kaldı hepsi geride ,
Geçmeyen bir mazide…
 
Hep bir değişim derdindeyiz; Ülke , düzen , insanlar değişsin istiyoruz…
Peki istediğimiz bu değişim döngüsünde biz yok muyuz? Bunu unutuyoruz galiba…
Gerçek bir değişim; başkalarından beklediğimiz cesareti kendimizi öne sürerek göstermekle başlar.
Sloganın yerini eylem almalı ve iç sesi haykırmalı ; “ Artık böyle olmayacak”

Peki o halde neyi değiştirmeye hazır olduğunu biliyor musun?
 
Ben geleceği görmenin mümkün olduğuna asla inanmıyorum. Tanrının bile geleceği bildiğine ve gördüğüne inancım yok.

Çünkü ; geleceği gördüğün anda onu değiştirmiş yada yeniden yaratmış olursun. Bir kehanette bulunurken aslında ona sebebiyet vermiş oluyorsun.

Sosyal psikoloji buna ; “ Kehanetlerin otomatik olarak gerçekleştirilmesi “ der.

Ben ise bunu hayatın doğal akışına müdahale olarak görürüm.

Hayatınızın doğal akışına müdahale etmek için geleceği görmenize gerek yok. Doğru olanı yapın, kendinize, hayata ve hayatlara dokunun…
 
Günün bir kenarına bugün soruyla başlayalım;

Gerçekten adil davranabiliyor muyuz?
Haklı olduğumuz için mi adil davranıyoruz , yoksa işimize geldiği için , menfaatlerimiz örtüştüğü için mi ?

Hayat içinde herhangi bir yanlış ile karşılaştığımızda hemen ses yükseltiyoruz , itiraz ediyoruz değil mi ?
Peki ya bu yanlış bize fayda sağlıyor yada bizi iktidara taşıyorsa ?
Sizce yine aynı itirazı yapabiliyor , ortalığı yakıp yıkıyor muyuz ?

Ah insanoğlu ah ; başkasının yaptığı hatayı nede kolay görüyoruz; lakin söz konusu kendi çıkarlarımıza dokunan haksızlık olunca kör , sağır ve dilsiz kesil miyormuyuz?

Gerçek adalet nedir o zaman?

Bana göre ; başkasına yapıldığı zaman karşı çıktığımız şey kendimize yapıldığındada yanlış kabul edebilmektir.

💐☕️
 
🌼☕️☕️☕️
🌼☕️☕️☕️
 
Yaşlanıyoruz be…
Bunu kabul etsek iyi olacak,
Hiç bir şey eskisi gibi değil , hayat o kadar hızlandı ki , beraberinde bizde hızlandık.

Haber alışımız saha hızlı, her şeyi daha hızlı tüketiyoruz, çok daha hızlı karar veriyoruz. Sıra mutluluğa gelince kaplumbağadan bile daha yavaşız…
Her şey okadar hızlı akarken, biz neden mutluluğa hep geç kalıyoruz ?

Zaman yetmiyor değil mi?

Gerçekçi olun, kendinize yalan söylemeyin…
Öyle bir kaptırmışız ki her anı doldurmak zorunda olduğumuzu sanıyoruz. Yaf uyan uyan, dünya bizim etrafımızda dönmüyor…

Bazen küçükte olsa molalar vermek lazım.
Mesela bazen;…
Hiç bir şey yapmadan oturun, sadece oturun.
Bir yere yetişmek için kolturmayın , o gün de yetişmeyi verin…
Telefonu bir kenara bırakın…
Vs vs vs

Unutmayın;
Hayat sadece yaşanacak şeylerin listesinden ibaret değil…
Arada bu hayatı yaşadığımızıda hatırlayalımmmmm.
 
Neden bazı şeyleri hep erteliyoruz ?

Zamanı var…
Biraz daha zaman geçsin…
Şartlar daha oluşmadı…
Şartlar düzelsin…
Sonra yaparım…

Eeee ya sonra ?
Sonra dönüp bakıyorsun ki hayat , bizim hazır olmamızı , şartları , zamanı hiç beklememiş…

Korkuyoruz , nelerden biliyor musun ?
Başlamak ve artık bahanelerimizin kalmamasından. Yoksa başarısız olmaktan falan korktuğumuzdan değil. Başalamadığın şeyden korkmak bana her zaman anlamsız gelir.

Tecrübelerime dayanarak diyebiliri ki ; hayatın kusursuz bir zamanı asla olmayacak…

Bence başlamak için gereken tek şey , ‘daha fazla beklemeyeceğim ‘ diyebilip yola koyulmaktır…

 
Şöyle foruma bakıyorumda neredeyse herkes anlaşılmak istiyor…
Ama maalesef çok az insan gerçekten anlamaya çalışıyor, hayatta bundan farksız…

Daha söz tüketilmeden biz kafamızda önceden kurguladığımız cevapları hazırlıyor , daha ne dediğini anlamadan fikrini dinlemeden savunmaya geçiyoruz.

Vallahi haklı olduğumuzu kabul etmenizi istemiyoruz, hatta işin bu kısmı ile hiç ilgilenmiyoruz. Sadece ve sadece gerçekten dinlendiğimizi okunduğumuzu his etmek istiyoruz.

İyi iletişim bence güzel konuşmak değildir. İyi iletişim güzel konuşmaktan önce en güzel şekilde dinlemekten geçer.
Bir cevaptan ziyade , seni anlıyorum cümlesine hasret kaldık şu dünyada…


Pinhani - Dünyadan uzak dinlemek istiyorum sadece…
 
Geri