Günlük Dönüp Dolaşıp Aynı Yere Gelmiyor Muyuz?

FORUMSAL.NET YENİDEN ERİŞİME AÇILDI ForumSAL · Bilgilendirme

Yaşanan süreçte sabır gösteren ve yanımızda olan tüm üyelerimize teşekkür ederiz. Alternatif adreslerimiz üzerinden de bize ulaşabilirsiniz.

Alternatif erişim adreslerimiz
🟢 Konu yazarı şu anda aktif
Uçmuşum haberim yok.
 
40'a adım adım yaklaşıyorum hala 20'lik dişlerle uğraşıyorum. Biri bitti, biri sallantıda, diğer ikisi uykuda. Kimin ahını aldım da bu kadar acıyla sınandım acaba??????
 
Kaybetmediğin yerde kazanç da oluşmuyor.
 
Bu kitap beni kendime getiriyor:

İnsan kızgın olduğu için diğer insanlardan korkar, insanlardan korktuğu için de onlara kızar. Kızgın insan, "Nasıl olsa beni engelleyecekler ya da reddedecekler!" beklentisi içinde öylesi davranışlarda bulunur ki, çoğu kez gerçekten de engellenir. Bu kez, "İstenmediğimi zaten biliyordum!" biçiminde yaşanan bir duygu, kızgınlıkları daha da pekiştirir ve böylece bir kısırdöngü oluşur. Düşmanca duygular taşıyan bir insan, bilinçli düzeyde insanlar tarafından kabul edilmeyi isterken, bilinçaltında bunun gerçekleşmemesini ister. İlk bakışta bu çelişki yadırganabilir. Ama düşmanca duygular taşıyan bir insan gerçekten kabul edildiğini fark ettiğinde, "istenmediğimi zaten biliyordum!" senaryosu da geçerliğini yitireceğinden, düşmanca duygularıyla yüzleşmek zorunda kalır ve bu kez suçluluk duyguları yaşar. Bunu yaşamamak için de kabul edildiği durumları bozmaya ve kendi senaryosunu gerçekleştirmeye çalışır. Bu mekanizma bilinçdışında işlediğinden, ortaya çıkan durumları aslında kendisinin yarattığım fark edemez.
 
Dursun şimdilik:

"MuHaMmeD'nin M(mim)'sinden hiçbir şey çıkmadı ve hiç kimse girmedi onun H(ha)'sına; H(ha)'sı, ikinci M(mim)'nin aynısı; D(dal)'si, ilk M(mim)'si gibidir. D(dal)'si onun zaman içindeki sonsuzluğudur; M(mim)'si, saygınlığıdır; H(ha)'si onun Tanrılık durumudur, ikinci M(mim)'si gibi."

(En-el Hak / Hallacı Mansur)
 
Sen benim musikîmsin, o güzelim ellerin
Kutlu tahta tuşlarda nağmeler yaratınca
Ve coşup durmasıyla ahenk dolu tellerin
Can kulağıma o hoş ezgiler can katınca,
Çevik sıçrayışlarla yumuşacık avcunu
Öpüp duran o tuşlar beni kıskandırıyor,
Zavallı dudaklarım hasat sanıyor bunu,
Tahtadaki cürete bakıp duruyor mosmor.
Ne eşsiz zevk: danseden tuşlar gibi olmayı
Özlemek, parmakların dolaşırken kayarak
O tuşların üstünde coşmak, cansız tahtayı
Yaşayan dudaklardan daha çok kutsayarak.

Arsız tuşlar sevinsin: uzat parmaklarını
Ve öpeyim diye ver bana dudaklarını.

Shakespeare - Soneler 128
 
"Hallac’la yedi yıl arkadaşlık ettim. Onda gördüğüm tek şey, tuz ve sirkeden başka hiç bir yiyecek tatmamasıydı. Üzerinde tek parça bir cübbeden başka hiç bir şey yoktu. Başında ise sadece bir takke vardı. Geceleri hiç uyumazdı. Ancak gündüzleyin çok az bir vakitte uyurdu. Ramazanın ilk günü niyet eder, bayram günü iftar ederdi. Her gece kıldığı iki rekat namazda Kur'an'ın tamamını okurdu. Ve hergün 200 rekat namaz kılardı. Bayram günü siyah giyinirdi. Hallaç der ki: Bu siyah elbise, davranışı kendisine yansıyan kimsenin bir alametidir."

(En-el Hak / Hallacı Mansur)

Beyaz giyseymişsin ya mübarek insan!
 
"Bu, o zamanlar normaldi" diyip, o zamanın sapkınlıklarına empati kurdurmaya çalışarak, olanları şimdinin normali haline getirmeye çalışmak hiç samimi gelmiyor.

Çok mu art niyetliyim bilmiyorum. Belki bilinçli belki bilinçsiz yapılıyor ama hoşuma gitmeyen şeyler var.
 
1709145834793.png

Yalnız Sıkıcı İnsanlar Kahvaltıda Parıldar - Oscar Wilde
 
1709146239906.png

Sevdim bu kitabı.dd (Yalnız Sıkıcı İnsanlar Kahvaltıda Parıldar - Oscar Wilde)
 
Tanrının zamanlamasıyla aktif bağlantı...

(Döncem sana)
 
Seni özledim,bilio musun?
 
"Seni hatırlayan son kişi öldüğünde, hiç yaşamamış olacaksın."

Çabucak silinip gideceğim...
 
"Başarı bir insana belki çok şey öğretmez fakat başarısızlık çok şey öğretir."
Çin atasözü
 
"Hallac’la yedi yıl arkadaşlık ettim. Onda gördüğüm tek şey, tuz ve sirkeden başka hiç bir yiyecek tatmamasıydı. Üzerinde tek parça bir cübbeden başka hiç bir şey yoktu. Başında ise sadece bir takke vardı. Geceleri hiç uyumazdı. Ancak gündüzleyin çok az bir vakitte uyurdu. Ramazanın ilk günü niyet eder, bayram günü iftar ederdi. Her gece kıldığı iki rekat namazda Kur'an'ın tamamını okurdu. Ve hergün 200 rekat namaz kılardı. Bayram günü siyah giyinirdi. Hallaç der ki: Bu siyah elbise, davranışı kendisine yansıyan kimsenin bir alametidir."

(En-el Hak / Hallacı Mansur)

Beyaz giyseymişsin ya mübarek insan!

Hallac-ı Mansur hakkın da forumda bir arama yaptım ve sizin bu mesajınıza denk geldim.Dün Aziz Yıldırım münazara anında Ali Koç'a "Sen hiç Hallaç-ı Mansur okudun mu?okumanı tavsiye ediyorum" dedi.O an bu önemsiz bir tavsiye gibi görünsede,Aziz Yıldırım gibi yaşı kemale gelmiş ve maddi kaygılar gütmeyen bir kişinin,kendi yaşadığı dönemde kafir ilan edilerek asılmış bir adamın,hayatının okunmasını tavsiye etmesi manidar.

Hallaç'ın hayatına değinmeye gerek yok.Zira nakkaş yerine nakşa bakmamız gerekiyor.Yani kişiden çok sentezlediği fikir ve idam edilmek pahasına savunduğu ilkeleri ön plana çıkıyor Hallaç'ın tarihçeyi hayatında.Hallaç her ne kadar günümüzde tarikat manasında kullanılıyor olsada,o dönem fenni/felsefi/Kozmoloji bilimleri kapsayan Tasavvuf ekolünü benimsemiş bir sufidir.Ene'l Hakk-Ben Allah'ım- haşa sözlerin izahatı olan tecelliyat-yansıma- görüşü Hallac'ı ipe götürmüştür.Hallac'a göre yeryüzünde zihayat-hayat sahibi- her varlık Yaratıcıya ayinedarlık etmektedir.Bir ayna hükmünde varlıktan benliği çıkardığınız da,kalan sadece Yaratıcı olacağından ziruh-ruh sahibi- ve zişuur-akıl sahibi- varlık samimi bir arından sonra,hakikat mertebesin de zaman ve mekandan münezzeh olan Allah'ın zatını kendinde görebilirdi.

Söylemleri ve tespitleri zamanın çok ötesinde olduğundan Hallac'ı dönemin otoritesi fil dişi kulelere çekip,gelenekçiliği referans alarak kafirlik yaftası ile idam etmiştir.Kendisinden bir kaç asır sonra gelen,ve benzer bir görüş olan "la mevcuda illa hu" yani Yaratıcıdan gayri bir şey yoktur,evren de seyralan her madde O'nun yansımasıdır diyen İbn-i Arabi'de idam edilmekten kaçamamıştır.
 
Buraya da gelelim;



Meded ya sahib-el imdat!
İsmi sübhan virdin mi var?
Bahçelerde yurdun mu var?
Bencileyin derdin mi var?
Garip garip ötme bülbül.

Bilirim âşıksın güle
Gülün hâlinden kim bile.
Bahçedeki gonca güle
Dolaşıp söz atma bülbül.

Bilirim âşıksın verde,
Cünûnun var gâyet serde.
Şu sînemde olan derde
Bir de sen dert katma bülbül.

Pervâz vurup uçar mısın,
Deniz deryâ geçer misin?
Bencileyin nâçâr mısın?
Sen de hâlin söyle bülbül.

A bülbülüm uslu musun,
Kafeslerde besli misin?
Bencileyin yaslı mısın?
Garip garip ötme bülbül.

Yunus vücûdun pâk derken,
Cihanda mislin yok derken,
Seher vakti "hakk hakk" derken
Bizi de unutma bülbül.
 
"Suçlulukla başa çıkmanın en iyi -belki de tek- yolu, telafidir. insan ancak bugününü ve dolayısıyla geleceğini değiştirerek geçmişini telafi edebilir."

Irvin D. Yalom
 
Geri