Günlük Dönüp Dolaşıp Aynı Yere Gelmiyor Muyuz?

FORUMSAL.NET YENİDEN ERİŞİME AÇILDI ForumSAL · Bilgilendirme

Yaşanan süreçte sabır gösteren ve yanımızda olan tüm üyelerimize teşekkür ederiz. Alternatif adreslerimiz üzerinden de bize ulaşabilirsiniz.

Alternatif erişim adreslerimiz
🕒 Konu yazarı 1 saat önce aktifti
acısa da öldürmez. -evet, işkence ettiriyor bildiğin.

acıyı sevmek olur mu? -oluyormuş işte.

piskopat etiketini de yapıştıralım şuraya. malum, onsuz bir boka benzemeyecek bu satırlar.
 
bi aliskanliktan oteye gecemedin.
 
dağıtıp da toplamaktan, yapıp da bozmaktan, evirip çevirip yerleştirmekten, hesaplardan, kitaplardan.
çok yoruldum.
 
Kimi annelerin şöyle övündüklerini duyarsınız: "Benimki iki yaşında, maşallah pek akıllı; misafirliğe gezmeye gideriz, hiçbir şeyi ellemez. Yavrum öyle uslu uslu oturur." Bence bu tavır insan haklarına aykırı. Evlerimiz züccaciyeci dükkanı gibidir; özellikle misafir gelmeden önce çekmecelerden bütün bibloları kristalleri çıkarıp sehpaları donatırız. Bunlar, o yaştaki bir çocuk için inanılmaz ilginç şeylerdir, ellemek, yenivuyarıcılarla tanışmak ister.

Baskıyla çocuğu 'ellemeyen, gözleyen/izleyen' bir insan haline getirdiğiniz zaman, büyür lisede laboratuvarda camekanın gerisinde aletleri izler, otuz yaşına gelince de her gece televizyonda Maria Mercedes'in başına gelenleri izler. Televizyonun karşısındaki koltuğa eğreti oturur; yaşama da eğreti oturur.

Üstün Dökmen - Küçük Şeyler 3 (Sayfa 114)
 
Çölde belirli bir noktadan yola çıkan sağak bir kişi, sağ ayağı solundan biraz güçlü olduğu için, gün boyu yürüdüğünde sola doğru büyük bir daire çizer; ve böylece akşama doğru başlangıç noktasına döner. Açık denizde bir adadan kürek çekerek ayrılanlar da yine, farkında olmadan bir daire çizip bir süre sonra aynı adaya dönerler. Yola çıkan solaksa sağa doğru büyük bir daire çizer, başlangıç noktasına geri döner. Son derece sinir bozucu ve hayret uyandırıcı olan bu durumun nedeni, kişilerin çevrelerinde doğru gitmelerine yardımcı olacak referans noktalarının bulunmamasıdır. Şehirlerdeki evleri, yolları, elektrik direklerini farkında olmadan referans alıp düz yürüyebiliriz. Çölde ve denizde bu referansların bulunmaması istenmeyen daireler çizmeye yol açar. Bu durumun anlaşılması üzerine, uyduyla yol bulma cihazlarının bulunmadığı dönemlerde askeri birliklere ve araştırma ekiplerine birer solak konulmaya başlanmıştır. Bir haberci gönderileceği zaman bir solak ve bir sağak birlikte yola çıkarılıyormuş. Bu iki kişi birbirlerini küçük küçük sola ve sağa ittikleri için doğru yolu bulup ileriye gidebiliyorlarmış.

Üstün Dökmen - Küçük Şeyler 3 (Sayfa 145)
 
doldurmaya çalıştıkça taşırıyoruz.
dolu tarafa bakın dedikleri şeyi de abarttık,
farkında değiliz.
 
Her şeyin tedavisi gerekmiyo. Her şeyin tedavisi şart değil. Her birimiz çokça da, hastalıklarımızın, endişelerimizin, rahatsızlıklarımızın toplamıyız.

İnsanlar tatsız tuzsuz ama sağlıklılık tarikatlarının peşinde, spor salonlarında ve balo salonlarında hayatın, ter döküyorlar. Belki ben kadının da, yazarın da, sakatından hazzediyorum. Belki yalnız onların, bana söyleyecekleri şeyler var. Belki ben, yalnız onların bana söyleyecekleri şeylerle ilgiliyim. Örtüştüğüm insanlar, onlar.

Herkes Seni Söylüyor - Sahi Mutsuz musun?, Perihan Mağden (Sayfa 25)
 
Onun bunun aşk acısını, çocuğunun altına kaçırmasını, en yakın arkadaşının entrikalarını filan gün boyu dinlemek de ayrı bir ofis buhranı kategorisidir ki, buna halk arasında ‘free therapy’ (beleş terapi) denir. Öyle bir ‘ofiste samimiyet buhranları’ günün sonunda kendini elalemin psikolojik çöplüğü gibi hissedersin ki, yooo samimiyetin bu kadarı da genci karartır.

Herkes Seni Söylüyor - Sahi Mutsuz musun?, Perihan Mağden (Sayfa 82)
 
dalga geçip dışlamaktan, üstün gelme çabalarından
hak vermeyi, yan yana yürümeyi unuttuk.
farklı olduk egomuz şişti,
payımıza düşen bir avuç yalnızlık oldu.
 
Fakat ne yazık ki daha birkaç yüzyıl önce gerçek sörler, aciz halk kitleleri üzerinde ilk gece hakkı'na sahipti. İlk gece hakkı, güçsüz, bir çeşit köle olan kitlelerin, güçlü asiller karşısında bir 'hiç' olduklarının göstergesidir. (Pazardan parayla satın alınan köle kadınlar üzerinde de efendilerin ilk gece hakkı vardı, daha da ötesi bu köleler evli olsun olmasın, efendilerin her gece hakkı vardı.)

İlk gece hakkı zorbalığı, giderek hafifletilmiş bir şekle dönüştü, gelinlerin önlerini kesen gençler (bunlar ilk zamanlarda silahlı ve güçlüydü), damatlardan haraç almaya başladı. Günümüzde gelin arabasının önünün kesilip bahşiş isten*mesi de, güçlülerin zayıfları ezdikleri eski dönemlerin bir ka*lıntısıdır.

Üstün Dökmen - Küçük Şeyler 4 (Sayfa 26)
 
haydi kader goster kendini.
soyle tersinden kuvvetlice esiver.
kendime getir beni
cok bekledim, cok istedim.
aci cektirme artik.
 
"Dile benden ne dilersen"

Dilekleri olduran, oldurmaktan öte gerçekten isteyip istemediğimizi sorgulatan şirin bir kitap geçti elime haftasonu. Üşenmez de kalkabilirsem yerimden, kitabın ismini ve yazarını da yazacağım.p
 
"Dile benden ne dilersen"

Dilekleri olduran, oldurmaktan öte gerçekten isteyip istemediğimizi sorgulatan şirin bir kitap geçti elime haftasonu. Üşenmez de kalkabilirsem yerimden, kitabın ismini ve yazarını da yazacağım.p

Baktım ve geldim. Bahsetmeye çalıştığım kitap Yeşim Türköz'ün Büyü Dükkanı isimli kitabı. Hani olmuştur, olur ya hep, arar durursunuz bir şeyi. En alakasız kişide ya da yerde buluverirsiniz ya da bulmazsınız da, aramanızı anlamsızlaştıracak bir şeyler keşfedersiniz onda. İşte tam da öyle bir şey oldu bu kitapta. Henüz olan sadece olacakların habercisi. Belki de oldu, "dile benden ne dilersen" çoktan işlemeye başladı bile bende.
 
nasil guzel yazmissin, ne kadar guzel okumak seni.
 
Bunca "unutmayış"a hafızanın bile sınırları kapalı.

Nazan Bekiroğlu - Nar Ağacı, Sayfa 402
 
bir tekrara uyanmak
bir tekrarı çoğaltmak
bir tekrara katılmak
rüyalar da olmasa
sınırları sadece tarihler mi belirlerdi?
 
Her anı ölüdür.
Şimdi sen de bir anısın. Sen de ölüsün. Her zaman benim*le birlikte olan, birlikte taşıdığım, yaşadığım sözcüklerime dönmem gerek. Sözcüklerim olmadan o gökyüzüne nasıl dayanabilirdim? O caddeye, o geceye, gecelere, uykuyla uyanıklık arasında öylesine yatıp uyuyamadığım için sinir* lendiğim ve her şeyi düşünüp, kalkıp düşündüklerimi söz*cüklere çeviremediğim gecelere. Ya da uykunun ölümsü derinliğinde varoluşumuzun küçüklüğünü algıladığım ge*celere. Bu yaşam, beni ancak içimde esen rüzgârları, içim* de seven sevgileri, içimde ölen ölümü, içimden taşmak is*teyen yaşamı, sözcüklere dönüştürebildiğim zaman ve söz*cükler, o rüzgâra, o ölüme, o sevgiye yaklaşabildiği zaman dolduruyor. Başka hiçbir şey. Şimdi sen bir anısın. Tenin herhangi bir yerde sürdürecek yaşamını. Hiçbir sevginin ardından gidemem. Sevgi inan* dırıcı değildir. Düşüncelerin bulduğu, düşüncelerin biçim*lendirdiği bir durumdur. Düşünüldüğü oranda büyür, de*rinleşir; büyütülür, derinleştirilir. Ne denli düşünülürse,o denli büyür. O denli dayanılmaz boyutlara ulaşır, ulaştı*rılır. Gerçekleştirilemez. Soyutlaşır. Ve hiçbir zaman bit*mez. Ölüm gibi.Yaşam gibi.

Tezer ÖZLÜ
 
Geri