Günlük Dönüp Dolaşıp Aynı Yere Gelmiyor Muyuz?

FORUMSAL.NET YENİDEN ERİŞİME AÇILDI ForumSAL · Bilgilendirme

Yaşanan süreçte sabır gösteren ve yanımızda olan tüm üyelerimize teşekkür ederiz. Alternatif adreslerimiz üzerinden de bize ulaşabilirsiniz.

Alternatif erişim adreslerimiz
🕒 Konu yazarı 1 saat önce aktifti
Kişi susamayacağı yerde konuşmalı sadece; ve sadece aştığı şeyler hakkında konuşmalı - başka her şey gevezeliktir, 'edebiyat'tır, terbiye noksanlığıdır.

İnsanca, Pek İnsanca 2 - Friedrich Wilhelm Nietzsche
 
her an gidecekmiş gibi yaşayınca hayatı, hiçbir şeye bağlanamıyormuş insan.
bağlanamadıklarıyla bağ kuramayıp, yabancılık hissediyormuş. "nasılsa yarın burada olmayacağım" düşüncesi, içinde umut barındırsa da, gelecekteki yer için, yaşanılan yerde barındırabildiği tek şey: kayıtsızlık.
hayatın her anını değil belki ama, huzursuz hissettiğim yerlerde bu düşünme biçimini benimsedim sanıyorum. "bu da geçer"in başka bir hali,
yine aynı yere mi çıkıyoruz yoksa?
 
28.08.2003 Perşembe 19.50
Şu anda balkondayım. Yanımda babaannem var. Babam içeri gitti. Kitap yazıyor galiba. İki satır da benim katkım olsun. Garibim babaannem de böyle mahzun mahzun, bir ateş topu gibi görünen güneşin batışını izliyor. Bayan Vasfi'nin üstünde değişik renkte bir şal var. Manzara süper. Böyle masmavi bir manzaranın karşısında oturup yazı yazmak, kitap okumak ve aval aval bakmak insana büyük bir zevk veriyor. Babaannem "Tuğcan bir kayık alalım" diyor. Dağları delen Sabahat Dökmen, biz tekneyi ne yapalım? Nasıl kullanırız? Alırız ama babamın aldığı o gereksiz eşyalar gibi bir köşede boş boş durur. Haksız mıyım? Ya bu ses ne? Uçak desem değil, gök gürültüsü desem hiç değil. Burada
....................lütufta bulunmuş defterine bir iki şey yazıyor, şimdi Üstün Bey bu işe kızar mı? Sanırım anlattıklarıyla tutarlı davranmak için kızmaz. Kızarsa onun problemi. Bre...


Üstün Dökmen'in, o tarihte ilkokulu yeni bitirmiş kızının yazdığı bir yazı.
Son kısım harika. Seçimlerin sorumluluğu adına, o yaşta kazanılmış bir bilinç.
​
 
tamam anliyorum seni, cok guzel agriyorsun ama ben artik ayni basi paylasmak istemiyorum.
daha fazla yipranmadan ayrilsak? nasil olur?
 
cok cok yoruldum.
ama ben sevgi pitircigi olmak istiyorum.
ortaliga sen gulucukler atmak istiyorum.
ama cok yorgunum.
gozlerimdeki isik yetmez mi?
 
icine kafka kacmis insanlar tanimisim.
nasil da yitirmisim onlari.
nasil anlamamis, nasil gitmelerine izin vermisim?
cagirsam var gucumle
duyup gelirler mi?
 
Bana öyle geliyor ki, yeryüzünün en saçma işi: suçun kimde olduğunu aramaktır. Başakakma bir yana, o, o kadar saçma değil belki, darda kalınca kişi, suçu yükleyecek birini arar elbet. (Gene de bıçak kemiğe dayandı mı, iş değişir, o zaman suçu yükleyecek biri aranmaz artık.)

Milena'ya Mektuplar - Kafka (S.206)
 
Birlikte geçireceğimiz bir gelecekten neden söz ediyorsun, Milena? Olmayacağını bildiğin için mi? Viyana'da şöyle bir dokunmuştuk o konuya... Çok iyi tanıdığımız birinin yokluğunu duyuyorduk, öyle gelmişti bana... Güzel adlarla çağırıyorduk onu, ama karşılık alamıyorduk! Nasıl karşılık verebilirdi? Yoktu ki.

Milena'ya Mektuplar - Kafka (S.220)
 
Kafka çok severmiş Çehov'u. Beklesin Yalom, ben Çehov'la gidiyorum.
 
hayata tutunmak icin yaslanmayi bekler gibiyim.
bir goz kirpisina aldanabilirim oysa.
zaman gecsin diye,
aldanmayi bile goze alir gibiyim
 
Kelimelerle oynayışını sevdiğim adam, bu şiirini ilk kez okudum:

başka yerde olmak

on iki sıfır beş'te İzmir'de bir yıldız kaydı
imbat durmuştu kan ter içindeydim
akdeniz'in elindeydim söz temsili
ışıklı bir teşbih karşıyaka'ydı
İstanbul deyip mendebur sisli
bir deniz kahvesinde içiyordum
İstanbul soluk yeşil bir tramvaydı
Sultanahmet demişti inliyordu
on iki sıfır beş'te İzmir'deydim allahım
şiir deniz gibi kımıldıyordu

on iki on beş'te İstanbul'a dağılmıştım
hilâl gibi bir kızcağız beşiktaş'ta
rüyasını dokuyordu ondan bıkmıştım
çiğ mürekkep ve aseton kokuyordu
Sarıyer'de balıkçılar denizi çekiyordu
deniz büyük büyük içini çekiyordu
on iki on beş'te bir kadeh cin parlatmıştım
kadehimi kırmıştım elim ayağım telâşta
vezüv içime çökmüştü şaşırmıştım
napoli'de gözlerim güneş diye doğmuştu
on iki on beş'te İstanbul'da allahım
gökyüzü birdenbire buz gibi soğumuştu

on iki otuz beş'te napoli garı'nda bir tren
çırpınıyordu aşağılık bir gemici barında
ben burnumu şaraba sokmuştum
katiyyen sarhoştum kirpiklerim yanıyordu
santa-lucia civarında bir kainlik
bir iştahsız ****** bulmuştum bilmem neden
uyuyup uyuyup uyanıyordu
on iki otuz beş’te napoli garı'nda ben
utanmasam bilet parası dilenecektim
paris diye ölecektim uzaktan
notre-dame'ın çığlıklarını dinliyordum
kalbim köpürmüştü anlıyordum
on iki otuz beş'te napoli de allahım
uyuyamıyordum uyuyamıyordum

on iki elli beş'te paris'te kan çıktı
içimdeki bozgun büyüyordu herkeste
bir telâş vardı herkes acıkmıştı
önüne gelen bir sual soruyordu
ben daima bir sual soruyordum
afrika bulut gibi üstüme yürüyordu
on iki elli beş'te sen uyandığın zaman
ben paris'teydim gare da l'est'de
yoksul bir oteldeydim kahrımdan
seni terketmiştim hırsımdan
kendimi içkiye vermiştim mektuplanm
yakıp yırtmıştım bütün mektuplarını
bana yazdıklarını yazmadıklarını
on iki elli beş'te içimde isyan çıktı
paris çıldırmıştı ben çıldırmıştım
artık öteki ömrümü yaşayacaktım

Atilla İlhan - Sisler Bulvarı kitabından
 
misafir gibi gelip misafir gibi gidince hiçbir şekilde bağ kuramıyor insan.

hal böyle olunca, olaylar etkilemiyor, etkilememeli de.

iyi gidiyorum. :p
 
Burda da dursun bu :p

Kimse sizi sevmeye mecbur değil, siz öyle düşündükçe, karşınızdaki de rol yapmaya mecbur hissediyor kendini. Yapmayın, ikiyüzlülüğe zemin hazırlayan sizden başkası değl.
 
deli gibi yazasım var, içimden geçenleri tutasım var.
şarkı da bitmeseydi iyiydi.
şimdi alakasız bir şey çalar, kafama üşüşenlerin hepsi uçar gider. : p
 
her türlü suçu işleyen birinin şahsına saygı duyulmalı mı? sadece insan olduğu için, sadece yaratıldığı için?
 
course hero diye bir yer buldum, scribd gibi bir yer zannedersem.
 
Yıldızı düşmüş, bıraktığı iz gecenin karanlıklarına karışmıştı; bir daha da gökyüzüne dönmeyecekti, çünkü hayat bir defalıktır, tekrar edilemez. Geçmiş günleri, yılları geri çevirmek mümkün olaydı, yalanı gerçekle, tembellğii işle, can sıkıntısını neşeyle değiştirir, temizliği kimden almışsa ona geri verir, Tanrıyı, doğruluğu bulurdu; ,ama bu, düşen bir yıldızı tekrar gökyüzüne çıkarmak kadar imkânsızdı. Bu imkânsız olduğu için de ümitsizliğe düşüyordu.

Anton Çehov - Düello (Sayfa 100)
​
 
"İnsanlar üzerinde doğru bir hüküm vermek için onların değerlerini nasıl bir ölçü ile ölçmeli?"

Çehov - Düello

Kafka niye bu adamı sevmiş? Anlamak hiç de zor değil.
 
Layevski çapkın, sefih, acayip bir. adamdı. Doğru ama hırsızlık yapmıyor, kah tu diye yere tükürmüyor, «tıkınmayı bilirsin, ama çalışmak istemezsin!» -diye karısına çıkışmıyor, dizginlerle çocuk dövmeğe kalkmıyor, hizmetçilere kokmuş et yedirmiyordu. Bütün bunlar, ona karşı hoşgörü ile davranmak için yetmez miydi? Sonra, yaraları sızlıyan bir hasta gibi kendi kusurlarından, kabahatlerinden ilk olarak acı duyan da oydu. Can sıkıntısından, herhangi bir anlaşamamazlık yüzünden birbirlerinde soysuzlaşma, düşme, irsiyet falan gibi ne oldukları iyice anlaşılmamış şeyler arıyacak yerde, daha aşağılara inseler, kinlerini, nefretlerini koca caddelerin kara cahillikten, aç gözlülükten, ayıptan, pislikten, küfürden, kadın çığlıklarından çin çin öttüğü yerlere çevirseler daha iyi olmaz mıydı?

Çehov - Düello (S.105)
 
"Bir süre önce Arnavutluk'a gitmiştim, merak edip sordum ve hayretle gördüm ki Arnavut kaldırımı ifadesini bilmiyorlar, pırasayı sevmiyorlar. Buyurun bakalım, bütün bunları, özellikle Arnavutların pırasayı sevdiklerini kim çıkardı? uydurdular tabii. Arnavutların pırasayı özellikle sevmediklerini bir konferansta anlatıyordum, dedesi Arnavut olan bir izleyicim elini kaldırıp şunları söyledi: "Baklavanın Arnavutça'sı bırassadır. Arnavutlar arada 'Ha mori bre bırassa olsa yemem' derlermiş. Bu ifade İstanbul'da 'Pırasa olsa yemem' şeklinde anlaşılmış."

Üstün Dökmen - Küçük Şeyler 2
 
Geri