Sitemizi ana ekranınıza bir web uygulaması olarak nasıl yükleyeceğinizi görmek için aşağıdaki videoyu izleyin.
Not: Bu özellik bazı tarayıcılarda kullanılamayabilir.
Foruma hoş geldin 👋, Ziyaretçi
Forum içeriğine ve tüm hizmetlerimize erişim sağlamak için lütfen foruma kayıt olun veya giriş yapın. Üyelik tamamen ücretsizdir ve sadece birkaç dakikanızı alır.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz.. Tarayıcınızı güncellemeli veya alternatif bir tarayıcı kullanmalısınız.
Anlam veremezsin çoğu zaman bu yaşadığın..
Yaşamak zorunda oldugun şeye..
Muhtacsındır,mecbursundur hep biri ya da birilerine..
Nedenini bilmezsin ama durduk yere dolar gözlerin bazen...
Çok komik bir anda gülen yüzlere inat akar yaşlar senin gözünden bir bir kimi zamanın
yüreğinin tam da ortasına...
İşte o an..O an anlarsın kelimelerin artık anlamını yitirdiğini.
Yaşamanın sadece nefes alıp vermek oldugunu..
Ölümünse hayal..Sonrasının da mechul oldugunu..
Çnkü bilirsin
''Sen ne zaman iyi bir insan oldun ki?''...
Gitmek istersin,yaşadığın şehri terk etmek,en yakınlarının bile bir
daha asırlarca suratını görmemek...
Yasaklarsın kendine onun ismini,bedenini,nefesini...
Gözünün üzerindeki o lekeyi bile unutursun.
Unutmaya and içersin.Yaparsan ya da basarmışsan ne ala...
Hayat sana birşeyler öğretmiş demektir belki de...
''Belkiler ve keşkeler... '' Etrafımızdakiler hep belki der önce..
Bazen olumlu,bazen olumsuzlardan olurlar..
Önceleri sende belki'cilerdensindir aslında hatırlasana.!
Sonra mı ? Sonra umutlar bir bir tükenir..
'Umudunu kaybetme,kaybedersen yaşayamazsın''
klişelerine rağmen artık içinde umudun bir karşılığı yoktur...
Umut...
Çoktan ceketini alıp çıkmış bir sevgili..
Yada koskoca okyanusta batmakta olan bir sandal misali..
İşte o zaman Keşke demeye başlarsın..
Keşke gitmeseydi o sevgili.Keşke okyanus olmasaydı o su birikintisi...
Keşke sen..
Keşke ben..
Hayat...
Mecburiyetler şehri,istanbul'un sonbaharı,gece basını yastığa
koyduğunda gözünden damlayan o tane...
Nefret,kin,acı,özlem,çaresizlik...
En zoru,en can yakıcı sıfatı da çaresizlik...
Çaresizlik..
Çaresizlik...
Bugünü böyle yaşıyorsan dünü düşün..Dün nasıldım?..
Nasıl olmalıydım ki bugün bu haldeyim..?
Dünde bu haldeysem o zaman ondan da öncesini düşün...
Düşün ki artık hayat sana da,bana da,ona da oyun oynamasın.
Düşünki hayat seni sırf sen olduğun için cezalandırmasın artık..
Düşün ki artık
anla bu mecburiyeti..
Mecburiyetler şehri...
Hep sana çarpıyorum. Aklım mı dar? Yoksa her yerde sen mi var? Anıları başa sarıyorum. Oynat usta. Kendimle zorum var. Kalbimin kapılarını açın. Atılacak cesetler var. Açılın şöyle, açılın diyorum; Yaşayacak var.
“Şiirler yazdım, kitaplar okudum
Elimde bir bardak aldım, onu yeniden oydum
Derinlerde kaldım böyle bir zaman
Kim bulmuş ki yerini, kim ne anlamış sanki mutluluktan…”
Bir karga bir kediyi öldüresiye bir oyuna davet ediyordu. Hep böyle mi bu? Bir şeyden kaçıyorum bir şeyden, kendimi bulamıyorum dönüp gelip kendime yerleşemiyorum,
kendimi bir yer edinemiyorum, kendime bir yer.' Kafatasımın içini, bir küçük huzur adına
aynalarla kaplattım, ölü ben'im kendini izlesin her yandan, o tuhaf sır içinden! Paniğini kukla yapmış hasta bir çocuğum ben. Oyuncağı panik olan sayın yalnızlık kendi kendine nasıl da eğlenir. Niye izin vermiyorsun yoluna kuş konmasına
niye izin vermiyorum yoluma kuş konmasına niye kimseler izin vermez yollarıma kuş konmasına? "Öyle güzelsin ki kuş koysunlar yoluna" bir çocuk demiş.
Unutmak için çok yanlış insanlar seçtim, bunu çok iyi biliyorum.
Yine de seni unutamıyorum.
Gündüzler seninle son buluyorken, geceler de senin devamın oluyor.
Hiçbir bağışı hak etmediğin halde, seni içimde sessizce affediyorum.
Sana bu iyiliği, layık olduğun için değil, o iyiliği yapmaya kendimi layık gördüğüm için yapıyorum.