Her şey istediğimiz gibiydi. Sevdiğimiz, “olmalı” dediğimiz bütün davranışlar diğerimizde sıralanmıştı. Kimsede bulamayacağımızı biliyorduk birbirimizde bulduklarımızı. Bulamadığımız için biz çıkmıştık zaten bir diğerimizin karşısına. Bu yüzden sevmiştik birbirimizi. Her şeyin yerli yerinde olmasını beklemiyorduk, değildi de zaten. “Olsun” diyorduk bunlara rağmen, “Olsun, varsın böyle olsun.” Razı olmuştuk bir noktaya kadar, ancak rahatsız olmaya başlamıştık o noktadan sonrasında. “Yine mi?” sorularını kendimize sorar olmuştuk. Tekrar tekrar aynı şeyleri görmek kimi rahatsız etmezdi ki zaten?
Kimsesizliğimizde birbirimizi bulmuşken, kimsesizliğimize döndük tekrar. Hiçbir şey olmamış gibi, hiçbir şey yaşanmamış gibi. Olması gereken buydu belki, ama olmasını istediğimiz bu değildi.