Yaşamanın Anlamı ve Anlamsızlığı Üzerine – Albert Camus ve Absürdizm

FORUMSAL.NET YENİDEN ERİŞİME AÇILDI ForumSAL · Bilgilendirme

Yaşanan süreçte sabır gösteren ve yanımızda olan tüm üyelerimize teşekkür ederiz. Alternatif adreslerimiz üzerinden de bize ulaşabilirsiniz.

Alternatif erişim adreslerimiz
🟢 Konu yazarı şu anda aktif
1190632-sur-les-traces-d-albert-camus-a-paris.jpg


“Gerçekten önemli olan bir tek felsefe sorunu vardır, yok olmak. Yaşamın yaşanmaya değip değmediği konusunda bir yargıya varmak, felsefenin temel sorusuna yanıt vermektir.”


Albert Camus’nün sözleri bunlar. Sisifos Söyleni kitabında geçer.

Başka bir sayfada da şunu söyler.

“Hiç kimsenin varlık bilimsel bir kanıt uğruna öldüğünü görmedim. Önemli bir bilimsel gerçeğe varmış olan Galilei, bu gerçek, yaşamını tehlikeye sokar sokmaz, büyük bir rahatlıkla dönüverdi ondan. Bir bakıma iyi de etti. Uğrunda yakılıp ölmeye değmezdi bu gerçek. Dünya mı güneşin çevresinde döner, güneş mi dünyanın çevresinde, hiç mi hiç önemi yok bunun.”

Albert Camus. 1913 doğumlu Fransız filozof, yazar ve gazeteci. Yabancı, Düşüş ve Veba gibi çok değerli kitapların yazarı. 1957 yılında “zamanımızda insanın vicdani sorunlarına ışık tutarak edebiyata yaptığı katkıları” nedeniyle Nobel Edebiyat Ödülünü de almış, hayatını kaybetmeden birkaç yıl önce de olsa yaşarken değeri kısmen bilinmiş, son yüzyılın en değerli düşünürlerinden.


Ve amiyane tabirle kafayı taktığı, romanlarında, oyunlarında, makalelerinde sürekli ele aldığı bir soru vardı. Anlam… Hayatın anlamı. Yaşamanın değeri nedir?

Ve sanırım bunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Bu konuda oldukça pesimist bir bakış açısına da sahipti.

Yaşamın anlamına bakış açısını kısmen oturtabileceğimiz bir de akım söz konusu.

Abzürdizm.

Absürt. Latince uyumsuz, mantığa uygun olmayan gibi anlamları olan bir kelime. Bugün de sık sık duyuyor ve kullanıyoruz.

Camus da yaşamı tanımlarken işte bu terime başvuruyor. Yaşamın absürtlüğüne vurgu yaparak.


Yani aslında ona göre yaşamın anlamını aramanın bir anlamı yok. Ve o nedenle insanın anlam arayışının bu bağlamda “absürt” olduğundan bahsediyor. Anlamsız. Buradan yola çıkarak bir nevi kendisinin başlatmış olduğu bu akıma absürdizm ya da varoluşçu absürdizm diyoruz.

Sisifos söyleni kitabında da temel aldığı soru bu. “Yaşam bu kadar absürtse yaşamanın anlamı ne olabilir ki?”

Aslında buradaki absürtlük beklentiler ve gerçekler arasındaki çatışmada. İnsanın sürekli bir anlam arayışı içinde olması ve uçsuz bucaksız evrenin bunu gerçekten hiç umursamaması şeklinde özetleyebileceğimiz bir çatışma.


Ama bu kadar mı? Yani o zaman hepimiz yok mu olalım? Bırakalım mı tüm mücadeleyi?

Camus ve aslında tüm düşünürler size bir reçete sunmaz. Sadece durum değerlendirmesi yapar.

Ve Camus da bu konuda insanların bu kendine göre korkunç gerçek ile yüzleşmek için 3 ana yoldan birini tercih ettiğini söylüyor. Sisifos Söyleni kitabında da bunlardan detayları ile bahsediyor ancak özetlersek.


Bu yollardan biri, yani anlamsız yaşam ile baş etmenin birinci yolu olarak yok oluştan bahsediyor Camus. Yani varoluş anlamsız ve absürt ise varolmak başlı başına anlamsız hale geliyor. Beklentileriniz ile gerçeklik arasındaki uçurumun bir süre sonra dayanılmaz hale gelmesi ve bir noktada yaşamın anlamsızlığının net bir şekilde anlaşışması ve bir şekilde var olmaktan vazgeçmekten bahsediyoruz. Bir nevi teslimiyet.

İkinci yol olarak felsefi yok oluştan bahsediyor Camus. Felsefi İntihar da diyor buna. Varoluşun bayağılığı ve acı gerçeğinden sizi koruyacak, aklınızı çelecek, kurtaracak bazı inanç ve düşünce sistemlerine bağlanmak, takip etmek. Haliyle Camus bu sistemlerin en başına dini koyuyor. Kendisine göre şu anda dünyada bulunan 12’si büyük kalanı daha küçük gruplara hitap eden 4300 civarı din ve inanç sistemi mevcut. Ve üstün bir varlığa inanmanın insanlara rahatlık sağladığını ve bu anlamsızlığa bir anlam kazandırdığını söylüyor. Ancak yine Camus’ya göre herhangi bir inanç sistemi hakiki bir anlam yerine bir nevi illüzyon görevi görüyor. Tanrının varlığı yokluğu konu değil burada. Kendisine göre eğer zaten tanrı yoksa bir anlamdan söz etmemiz söz konusu değil. Eğer Tanrı varsa dünyadaki tüm acılar ve anlamsız savaşların yanında günlük rutinler Tanrının yaşamın absürtlüğüne katkı yaptığını, her şeyi daha da absürtleştirdiğini söylüyor.


Bunun ötesinde herhangi bir inanç sistemine dahil olmak Camus’ya göre bir tür entelektüel intihardır. Entelektüel yetilerinizden fedakarlık göstermelisiniz inanıyorsanız diyor.

Tabi sadece dinlerden bahsedemeyiz. Bunun da yanında sevdiklerimiz, anne-babamız, çocuklarımız, arkadaşlarımız ile olan ilişkilerimiz de anlam arayışında çok önemli bir kaynak birçok insana göre. Dünyada ne kadar kötülük olursa olsun sevdiklerimiz için yaşıyor, onlar için fedakarlık yapıyoruz. Her şeyi çok daha anlamlı kılıyor bu çaba.


Ama yine Camus’ya göre tüm sevdiklerimizin bir gün ölecek, yok olacak olması da, bazılarının ölmeden önce birçok acı çekecek olması ayrı bir absürtlük.

Buraya kadar baktığımızda evet. O zaman anlam arayışı dünyanın en anlamsız çabası. Ve bu yolda yaptığımız her şey boşuna. Her yol çıkmaz. Çok depresif değil mi? E o zaman neden vazgeçmiyoruz? Ama Camus bu felsefi soruna sonuncu cevabında kendince bir çözümden bahsediyor. Nietsche’den bahsedebiliriz burada. Camus ile paralel düşüncelere sahipti biliyorsunuz. Yaşam derin bir anlamdan yoksun boş bir çaba diyordu. Ama kendisine göre “illüzyonlara” sarılarak bunlardan kurtulabiliriz. Sanatçılar ona göre en üst yaşam formları ve tüm insanlığın onlardan öğreneceği çok şey var. Boş, anlamsız, sıkıcı hayatlarımıza şarkıları ile, resimleri ile, heykelleri ile anlam kazandıran varlıklar sanatçılar. Hiç yoktan güzellik, estetik çıkaranlar. Her birimiz sanatçı olamasak da en azından bu bakış açısını edinerek kendi hayatımızın şairleri olabiliriz diyor.


Camus’nun bu felsefi soruna sunduğu üçüncü ve sonuncu cevap ise Nietsche’den biraz daha farklı ve belki de daha dürüst bir bakış açısı. Başkaldırıdan bahsediyor Camus. Yalnız bildiğimiz anlamı ile değil. Varoluşun absürtlüğüne karşı başkaldırıdan bahsediyor. Bir Absürt Kahraman olmaktan. Ve bir Absürt Kahraman illüzyonlara sığınmaz diyor. Tam aksine absürtlüğün gayet farkındadır, bununla cesur bir şekilde yüzleşir ve bunu tüm kalbi ile kabul eder. Entelektüel olarak fedakarlık yapmadan ya da fiziksel olarak yok olmaktansa tüm acı gerçeklere karşı bir isyan.

Ve bu Absürt Kahramanın üç özelliği olduğundan bahseder Camus. Birincisi bahsettiğimiz gibi cesurlardır. Varoluşa karşı başkaldırmaktan bahsediyor. İkincisi özgürlerdir. İstediklerini yapabilmekte, en azından her şeyi isteyebilmekte özgürlerdir. Ve son olarak “çeşitliliğe” vurgu yapar. Yaşamın bayağılıktan uzak, çok çeşitli deneyimlerle, tutkularla dolu olması gerektiğini söyler.

Bu anlatısını da kitaplarında görüyoruz. Sisifos Söyleninde konu edindiği Sisyphos Yunan Mitolojisinde, Yeraltı dünyasında sonsuza kadar büyük bir kayayı bir tepenin en yüksek noktasına dek yuvarlamaya mahkûm edilmiş bir kraldır. Fakat her seferinde tepeye ulaştığı anda geri yuvarlanan bu kayayı her seferinde tekrar tepeye çıkarmaya çalışması Sisifos’un aslında mutlu bir insan, bir Absürt Kahraman olduğunu gösterir. Çünkü anlamsızlığı kabullenmiş ve buna rağmen yaşamaya ve denemeye devam eden bir kahramandır o. Eğer Sisyphus yenilir ve acı çekmeye devam ederse bu tanrıların zaferi olur ancak o direniş gösterir ve zafer onun olur. “Ne zaman olacağı belirsiz bir kurtuluş umuduna bel bağlamak yerine, bu işkencenin sonsuza kadar süreceği gerçeğiyle yüzleşen ve bu kaderini kabul edip aşağı inerek taşı tekrar yukarı çıkartmaya başlayan Sisyphus, bir kahramandır artık. Bu boyun eğme değil, başkaldırıdır.”

Ya da Yabancı kitabındaki Mersault karakteri. Meursault tam anlamıyla bir uyumsuzdur! Yukarıda tanımladığımız uyumsuz iklimin ‘yabancı’ çocuğudur o. Topluma aykırı davranışlar sergiler, öyle ki etrafındaki insanlar onu çoğu zaman garipser. Romanın daha ilk cümlesinden bu vurdumduymazlığı sezinleriz. “Anam ölmüş bugün. Belki de dün, bilmiyorum.” Meursault annesinin cenazesinde de aynı kayıtsız tavırlara devam eder. Ağlamaz, verilen kahveyi içer, sigarasını tüttürür. Hatta gün doğarken tepeler ardındaki kızıl gökyüzünü seyreder, uzun süredir kırlara çıkmadığını düşünür ve içinden:

“Anam ölmeseydi, kim bilir ne güzel gezip eğlenirdim.” diye geçirir. Oysa toplumun beklentisi annesi ölen bir adamın yas tutması, ağlamasıdır elbette. Meursault, kendisine annesini göstermek için tabutu açmayı teklif eden kapıcıyı da reddeder. Tüm bu kayıtsız ve duygusuz tavırlarıyla Meursault gerçek bir uyumsuzdur! Bir Absürt Kahraman…

Yani Camus genel kanı aksine yok oluşu güzelleyen biri değildi. Her şeye rağmen devam etme cesareti gösterenleri büyük bir takdirle anlatan bir düşünürdü.

Ama tabi tüm bu konuştuklarımızdan yığınla soru çıkarmışsınızdır eminim. Kafanızda bir sürü soru vardır. Benim de öyle. Absürtlüğü, acıyı, cefayı kabul edelim ama bu gerçeğin hayatımızı yok etmesine izin vermeyelim. Ama. Yani absürtlüğü kabul etmek, buna rağmen devam edebilmek birçoğumuz için rahatlatıcı görünmeyebilir.
 
Camusu anlat dersen bana “ hayatın anlamı yok “ demesinden çok ; anlam hazır değilse bile yaşamaktan vazgeçmemek gerektiğini bize göstermesidir derim.
Mesela Sisisfos’un kayayı her gün itmesi kazanacağını bildiğinden değil, yenilmeyi kabul etmediği için devam etmektir.

Bana sorarsanız ; hayatın anlamını bulmuyoruz, yaşadıkça onu kendimiz yazıyoruz…

Saygılarımla
🌼
 
Ben albert falan bilmem tanimam.

Ama yaşamı kendimce bazen sentezliyorum ve çok garip şeyler çıkıyor ortaya.
Görünmeyen mucizeler var hayretle bakıyorsun rüyanda gördüğün bir silüet karşına çıkıyor bazen ve ben bu kişiyi nerden tanıyorum diyorsun. Öylece beden olarak var olmadık gözlerimizde ki perde kalksa kafayı yeriz bence.

Eğer derine iner ve ruhani bir bakış açısı yakalarsan her insanla empati yapıp anlıyorsun ki dünya iyilik ve kötülük üzerine kurulmuş sonra daha çok derinlerde insan olmanın gerektirdigi herşey sana tanimlaniyor biraz daha derine indiğinde ise tımarhaneden randevu almayı düşünüyorsun çünkü bazı şeyler aklı aşıyor mantığa sığmıyor bilmemek gerek bazen , bilmeyi kaldırabilmek ya da.
 
Ben albert falan bilmem tanimam.

Ama yaşamı kendimce bazen sentezliyorum ve çok garip şeyler çıkıyor ortaya.
Görünmeyen mucizeler var hayretle bakıyorsun rüyanda gördüğün bir silüet karşına çıkıyor bazen ve ben bu kişiyi nerden tanıyorum diyorsun. Öylece beden olarak var olmadık gözlerimizde ki perde kalksa kafayı yeriz bence.

Eğer derine iner ve ruhani bir bakış açısı yakalarsan her insanla empati yapıp anlıyorsun ki dünya iyilik ve kötülük üzerine kurulmuş sonra daha çok derinlerde insan olmanın gerektirdigi herşey sana tanimlaniyor biraz daha derine indiğinde ise tımarhaneden randevu almayı düşünüyorsun çünkü bazı şeyler aklı aşıyor mantığa sığmıyor bilmemek gerek bazen , bilmeyi kaldırabilmek ya da.

Ah Serçe ah…

Çoğu zaman insanın sınırı bilinmezlik yada bilmediği yerde değil ; öğrendiğini , ulaştığını kaldırabildiği yerdedir…
Tüm perdeler açılmak için değil , bazıları aklını korumak için vardır maalesef…

💐
Saygılarımla
 
Camus, Carl Sagan'la yada Spinoza ile biraz vakit geçirseydi bu kadar çok anlamsızlığa kapılmazdı bence. Absürdistler kadar kör var mı ya? Evrende anlam oranı yüzde ne kadar diye sorsalar buna cevabım tam olarak %100 derdim. Evren eşittir anlam. Dünya anlam kaynıyor. Bilim gözüyle bak her yer anlam, fizik yasaları anlam, insan doğası anlam, dünya anlam, zaman anlam, yeryüzü anlam, kuantum fiziğinde bile anlam buldu insanoğlu. Gözlemci ölçmediğinde bir bir elektron dalga, gözlemci ölçtüğünde ise parçacık oluyordu. İnsan bile maddeye anlam katıyor yani. Evren başlı başına bir matematik üzerine işliyor. Matematik anlamsız olamaz. Hesaplanabilir olmalı ve ölçülebilmeli. 13.7 milyar yıl önce büyük patlama tamamen bir anlam var etmek için yaşanmış. Bildiğimiz şey tam olarak bu. Bazı uzayı inceleyen fizikçiler, evren başlangıçta ve sonrasında, sanki bir gün insan diye varlığın ortaya çıkacağını biliyormuş gibi, buna uygun, buna hazırlanmış olan bir yapı diyor. Bunu söyleyip şaşıran çok bilim insanı var.
 
Felseyi bu yüzden sevmem. Boş iş, zırvalıklarla dolu. Felsefe öldü, devrildi, yıkıldı. Bilim tahta geçti.
 
Geniş bir zamanda detaylı yazacağım.
 
Camus, Carl Sagan'la yada Spinoza ile biraz vakit geçirseydi bu kadar çok anlamsızlığa kapılmazdı bence. Absürdistler kadar kör var mı ya? Evrende anlam oranı yüzde ne kadar diye sorsalar buna cevabım tam olarak %100 derdim. Evren eşittir anlam. Dünya anlam kaynıyor. Bilim gözüyle bak her yer anlam, fizik yasaları anlam, insan doğası anlam, dünya anlam, zaman anlam, yeryüzü anlam, kuantum fiziğinde bile anlam buldu insanoğlu. Gözlemci ölçmediğinde bir bir elektron dalga, gözlemci ölçtüğünde ise parçacık oluyordu. İnsan bile maddeye anlam katıyor yani. Evren başlı başına bir matematik üzerine işliyor. Matematik anlamsız olamaz. Hesaplanabilir olmalı ve ölçülebilmeli. 13.7 milyar yıl önce büyük patlama tamamen bir anlam var etmek için yaşanmış. Bildiğimiz şey tam olarak bu. Bazı uzayı inceleyen fizikçiler, evren başlangıçta ve sonrasında, sanki bir gün insan diye varlığın ortaya çıkacağını biliyormuş gibi, buna uygun, buna hazırlanmış olan bir yapı diyor. Bunu söyleyip şaşıran çok bilim insanı var.
Sen sadece tanimlamalari anlam olarak nitelendiriyorsun. Adam tanimlanabilen seylere anlamsiz demiyor. Bilim ise felsefeden farkli isliyor. Bilim yarin degisebilir faktorler ile hareket ediyor. O bazi uzayi inceleyen fizikciler kim bu arada? Insan diye bir varligin bir gun ortaya cikacagini biliyormus gibi diyen?
Senin gozleyebildigin evrene bile %100 anlam yuklesen gozlenemeyen evren icin cevap ne olucak? Ayrica uzay dedigimiz yer kaotik bir yer. Karanlik maddeye ne anlam yukleyebilirsin? Hic bir zaman gidemeyecegin bir galaksi neden orada mesela? Senin anlam katabildigin seylerin evreni degistirme gibi bir durumu yok. Ve bilim tam olarak herseyi aciklayamiyor. Bu yuzden %100 anlami yalnizca "sen" yukleyebilirsin. Camus'un burada bir sucu yok.
Herseyin sonuna bir esittir cekip yanina yaratici yazarsan elbette anlam arama ihtiyacin olmaz. Islami felsefeyi de yok saymis olman lazim felsefe bir sacmaliksa.
 
Sen sadece tanimlamalari anlam olarak nitelendiriyorsun. Adam tanimlanabilen seylere anlamsiz demiyor. Bilim ise felsefeden farkli isliyor. Bilim yarin degisebilir faktorler ile hareket ediyor. O bazi uzayi inceleyen fizikciler kim bu arada? Insan diye bir varligin bir gun ortaya cikacagini biliyormus gibi diyen?

Freeman Dyson

Freeman Dyson, evrendeki fizik yasalarının ve hassas dengelerin yaşama bu denli uygun olmasını (bilimde Antropik İlke veya İnce Ayar olarak bilinen konuyu) değerlendirirken 1979 yılında yayımladığı bir makalede ve daha sonra Disturbing the Universe adlı kitabında şu meşhur ifadeyi kullanmıştır:

"Evreni ve mimarisinin detaylarını ne kadar çok incelersem, evrenin bir anlamda bizim geleceğimizi biliyor olduğuna dair o kadar çok kanıt buluyorum."



Senin gozleyebildigin evrene bile %100 anlam yuklesen gozlenemeyen evren icin cevap ne olucak? Ayrica uzay dedigimiz yer kaotik bir yer. Karanlik maddeye ne anlam yukleyebilirsin? Hic bir zaman gidemeyecegin bir galaksi neden orada mesela?

Uzay-zaman büküldüğünde bir solucan deliği oluşturabilirsen eğer, çok uzak dediğin galaksi Ay'dan bile daha yakınında oluyor. Gidebilirsin. Bilim bu senin gidilemez iddiana karşılık, HAYIR gidebilirsin diyor. Albert Eistein'in uzay-zamanın doğası ile ilgili incelemeleri keşifleri bunu mümkün kılıyor yani. Uzay senin zannettiğin gibi bir boşluk değil eğilip bükülebilir bir lastik gibi. Kütlesi ağır olan cisim buna sebep oluyor bu eğilme bükülme olayı da çekimi, yani yerçekimini meydana getiriyor. Uzayın heryerden aynı anda eğilmesi olayı. Sen en hızlı şekilde yani ışık hızında yani saniyede 300.000 bin km ile gidersen bile (misal diyorum bu hızda seyahat mümkün değil gibi) çok uzun sürecektir ve bu şekilde bile yani ışık hızı kadar olmasa da çoook çoook yüksek hızlarda giden bir uzay aracıyla yapılan seyahat ile mesafe uzun olsa da yine de gidilebilir o gidilemez dediğin yerlere ve bu nesiller nesiller boyunca insanların devasa uzay araçlarında doğup yaşayıp ölmesi demek. Evrenin devasa olması, anlamsız veya kaotik olması anlamına gelmez ve değildir zaten. Her şey olması gerektiği gibidir. Büyük patlamadan sonra evrenin her yerinin pozitif ve negatif enerji ile dolması, ilk hidrojen atomların oluşması ve bu hidrojen gazının yerçekimiyle sıkışarak ilk jenerasyon ilkel mavi renkli yıldızları, onların galaksileri oluşturması. Galaksilerin evrenin genişlemesiyle birbirinden uzaklaşması ve bu galaksilerde yıldız oluşum yerlerindeki gazların yine birleşerek yeni yıldızları oluşturması. O yıldızların etrafındaki envai çeşit, gazdan veya sert yüzeyden oluşan gezegenlerin oluşması. Evrende neden su var mesela. Kuyruklu yıldızlarda donmuş halde su mevcut. Evrende neden atomlar çeşitli elementleri oluşturuyor. Periyodik tablodaki elementleri biliyoruz. Evrende neden radyasyon var. Radyo dalgaları, mikro dalgalar, kızılötesi ışınlar, görünür ışık, ultraviyole ışınları, gama ışınları ve görünen ışık yani fotonlar niye var? Yerçekimi, elektromanyetik kuvvet, güçlü nükleer kuvvet(atom çekirdeğindeki proton venötronları birarada tutar), zayıf nükleer kuvvet neden var? Evren madem kaotik neden sürekli bir düzen oluşturuyor? Neden boyutlar var? Zaman bile bir boyuttur.





Senin anlam katabildigin seylerin evreni degistirme gibi bir durumu yok. Ve bilim tam olarak herseyi aciklayamiyor. Bu yuzden %100 anlami yalnizca "sen" yukleyebilirsin. Camus'un burada bir sucu yok.

Bilim her şeyi açıklıyor kardeşim, bu bir ve insan zihni bunu gayette anlıyor bu da iki. Anladığımız şeylerin anlamı var diyorsun. Abicim evrenLe ilgili nerdeyse her şeyi anladık zaten. Anlayamadığımız var mı var evet. Herşeyin teorisini , sicim teorisi, M teorisi ortaya atmış insanoğlu. Şuan 11 boyutlu uzaydan bahsediliyor hatta belki dahada fazla boyut vardır. Hatta bazı şeyleri ölçmek için mesele evrenin ilk oluşumundaki kozmik mikrodalga arka plan ışımasındaki sıcaklık farklarını ölçmek için uzaya dünya yörüngesinde dönen uydu bile gönderdik. WMAP uydusu bunlardan biri. Evrenin ilk oluştuğundaki zamanlara dair izleri gözlemleyebiliyoruz.



Herseyin sonuna bir esittir cekip yanina yaratici yazarsan elbette anlam arama ihtiyacin olmaz. Islami felsefeyi de yok saymis olman lazim felsefe bir sacmaliksa.

Evren kaotiktir deyip öyle geçip gidemezsin, evren neresinden bakarsan bak bir düzen oluşturan sayısız, akılalmaz derecede bir düzene, düzenler silsilesine sahip, çok karışık gibi görünen ama anlayabildiğimiz ölçebildiğimiz muazzam derecede hayranlık bırakan devasa bir sistem. Bir mekanizmadır, bir yapıdır.

Gelelim devasalığınaaaa.

Neden büyük? Anlamsız ve saçma olduğu için mi? Biz sözde başka galaksiye gidemiyoruz diyemi?

Hadi senin inanmadığın islamiyet gözünden bakalım;

Kuranda yaradan evreni biz yarattık ve onu geçnişleticiyiz diyor. Neden genişletiyor neden bu kadar büyük? Buna da İslam; Allahın yaratma kuvveti, hayranlık bırakan sayısız devasa galaksinin bulunduğu( yüzmilyarlarca) ve her saniye dahada hızlanarak genişleyen bir evren yaratma gücü kudreti ve hikmeti diyor.

Evrenin genişleme hızına bakıldığında ve matematiksel hesaplamalar yapıldığında tüm bu galaksilerin ve hatta o galaksilerdeki yüzlerce milyar yıldızın 13.7 milyar boyunca bu şekilde birarada durmaması gerekiyordu.

Amerikalı astronom Vera Rubin, galaksilerin dönüş hızlarını inceleyerek evrende karanlık maddenin varlığına dair o güne kadarki en güçlü ve ikna edici ilk gözlemsel kanıtları keşfetmiştir.

Galaksilerin merkezi gibi kollarıda nerdeyse aynı hızda hareket ediyordu. Bu nasıl olabilirdi? Dışa doğru yavaş olmalıydı ama değildi.İşte burada Galaksilerin dağılmasını önleyen ve hızlarındaki mantıksız anomaliliğe sebep olan karanlık madde diye bir şeyin olması gerektiğini düşündü fizikçiler.

Ve evren dehşet bir hızda ve her an dahada hızlanarak genişliyor. Galaksilerin, onlardaki yıldızların, yani her şey dağılıp birbirinden uzaklaşması gerekiyordu, bunca zaman böyle duramazdı, hatta bizler olmamalıydık.

Karanlık enerjinin ise evrenin, yerçekimi yüzünden bir süre sonra geriye doğru içe doğru çöküş yaşamasını engelleyen gizemli bir enerji olduğunu düşündüler. Matematikçilerin, fizikçilerin hesaplamalarına göre evrenin genişmesinin kesinlikle yavaşlaması ve durması hatta yerçekimi yüzünden geriye doğru kapanması gerekiyordu ama böyle olmadı.

Kurana bakalım ne diyordu Allah? ; Biz evreni yaratan ve onu genişleteniz.

Camusu suçlamadım ki? Adam zaten trafik kazasında trajedik şekilde vefat etmiş. Ben yağmur yağışında bile bir anlam ve düzen göremeyenleri eleştirdim. "Güneş okyanusu ısıttı da, buhar göğe çıktı da, o yağmur yere indi de, sonra bitkiler yeşerdi de, sonra falan da filan, buna anlamlı demek zorunda mıyız?" diyen safitirik körleri "anlayamadığımı" belirtmek istemiştim sadece.
 
Son düzenleme:
Camus hayatın anlamsızlığını fazla ciddiye alıyor bence. Her hayat öyle aman aman bir anlamda olmak zorunda değil. Kendi hayatına fazla kibirli bir noktadan bakıyor bence. Büyük adam evet, çoğu kitabını okudum; ama anlamsızlığı fazla anlamlı buluyor bence.
 
Camus hayatın anlamsızlığını fazla ciddiye alıyor bence. Her hayat öyle aman aman bir anlamda olmak zorunda değil. Kendi hayatına fazla kibirli bir noktadan bakıyor bence. Büyük adam evet, çoğu kitabını okudum; ama anlamsızlığı fazla anlamlı buluyor bence.
Çok fazla bence demişim; ama siz ana temayı anladınız BENCE :D
 
Biraz uzun yazdım. Gaza geldim mi daha da uzun yazarım ama biraz özet gibi yazayım dedim.
Özet hali bile almış başını gidiyor. :d

Xasthur'un okuyacağını da düşünmüyorum şöyle yapar geçer gider;








Ama belki konuya girip de, "ne demiş lan şu kurabiye dallaması" diyen biri çıkar, okur diye yazayım dedim.
 
Freeman Dyson

Freeman Dyson, evrendeki fizik yasalarının ve hassas dengelerin yaşama bu denli uygun olmasını (bilimde Antropik İlke veya İnce Ayar olarak bilinen konuyu) değerlendirirken 1979 yılında yayımladığı bir makalede ve daha sonra Disturbing the Universe adlı kitabında şu meşhur ifadeyi kullanmıştır:

"Evreni ve mimarisinin detaylarını ne kadar çok incelersem, evrenin bir anlamda bizim geleceğimizi biliyor olduğuna dair o kadar çok kanıt buluyorum."





Uzay-zaman büküldüğünde bir solucan deliği oluşturabilirsen eğer, çok uzak dediğin galaksi Ay'dan bile daha yakınında oluyor. Gidebilirsin. Bilim bu senin gidilemez iddiana karşılık, HAYIR gidebilirsin diyor. Albert Eistein'in uzay-zamanın doğası ile ilgili incelemeleri keşifleri bunu mümkün kılıyor yani. Uzay senin zannettiğin gibi bir boşluk değil eğilip bükülebilir bir lastik gibi. Kütlesi ağır olan cisim buna sebep oluyor bu eğilme bükülme olayı da çekimi, yani yerçekimini meydana getiriyor. Uzayın heryerden aynı anda eğilmesi olayı. Sen en hızlı şekilde yani ışık hızında yani saniyede 300.000 bin km ile gidersen bile (misal diyorum bu hızda seyahat mümkün değil gibi) çok uzun sürecektir ve bu şekilde bile yani ışık hızı kadar olmasa da çoook çoook yüksek hızlarda giden bir uzay aracıyla yapılan seyahat ile mesafe uzun olsa da yine de gidilebilir o gidilemez dediğin yerlere ve bu nesiller nesiller boyunca insanların devasa uzay araçlarında doğup yaşayıp ölmesi demek. Evrenin devasa olması, anlamsız veya kaotik olması anlamına gelmez ve değildir zaten. Her şey olması gerektiği gibidir. Büyük patlamadan sonra evrenin her yerinin pozitif ve negatif enerji ile dolması, ilk hidrojen atomların oluşması ve bu hidrojen gazının yerçekimiyle sıkışarak ilk jenerasyon ilkel mavi renkli yıldızları, onların galaksileri oluşturması. Galaksilerin evrenin genişlemesiyle birbirinden uzaklaşması ve bu galaksilerde yıldız oluşum yerlerindeki gazların yine birleşerek yeni yıldızları oluşturması. O yıldızların etrafındaki envai çeşit, gazdan veya sert yüzeyden oluşan gezegenlerin oluşması. Evrende neden su var mesela. Kuyruklu yıldızlarda donmuş halde su mevcut. Evrende neden atomlar çeşitli elementleri oluşturuyor. Periyodik tablodaki elementleri biliyoruz. Evrende neden radyasyon var. Radyo dalgaları, mikro dalgalar, kızılötesi ışınlar, görünür ışık, ultraviyole ışınları, gama ışınları ve görünen ışık yani fotonlar niye var? Yerçekimi, elektromanyetik kuvvet, güçlü nükleer kuvvet(atom çekirdeğindeki proton venötronları birarada tutar), zayıf nükleer kuvvet neden var? Evren madem kaotik neden sürekli bir düzen oluşturuyor? Neden boyutlar var? Zaman bile bir boyuttur.







Bilim her şeyi açıklıyor kardeşim, bu bir ve insan zihni bunu gayette anlıyor bu da iki. Anladığımız şeylerin anlamı var diyorsun. Abicim evrenLe ilgili nerdeyse her şeyi anladık zaten. Anlayamadığımız var mı var evet. Herşeyin teorisini , sicim teorisi, M teorisi ortaya atmış insanoğlu. Şuan 11 boyutlu uzaydan bahsediliyor hatta belki dahada fazla boyut vardır. Hatta bazı şeyleri ölçmek için mesele evrenin ilk oluşumundaki kozmik mikrodalga arka plan ışımasındaki sıcaklık farklarını ölçmek için uzaya dünya yörüngesinde dönen uydu bile gönderdik. WMAP uydusu bunlardan biri. Evrenin ilk oluştuğundaki zamanlara dair izleri gözlemleyebiliyoruz.





Evren kaotiktir deyip öyle geçip gidemezsin, evren neresinden bakarsan bak bir düzen oluşturan sayısız, akılalmaz derecede bir düzene, düzenler silsilesine sahip, çok karışık gibi görünen ama anlayabildiğimiz ölçebildiğimiz muazzam derecede hayranlık bırakan devasa bir sistem. Bir mekanizmadır, bir yapıdır.

Gelelim devasalığınaaaa.

Neden büyük? Anlamsız ve saçma olduğu için mi? Biz sözde başka galaksiye gidemiyoruz diyemi?

Hadi senin inanmadığın islamiyet gözünden bakalım;

Kuranda yaradan evreni biz yarattık ve onu geçnişleticiyiz diyor. Neden genişletiyor neden bu kadar büyük? Buna da İslam; Allahın yaratma kuvveti, hayranlık bırakan sayısız devasa galaksinin bulunduğu( yüzmilyarlarca) ve her saniye dahada hızlanarak genişleyen bir evren yaratma gücü kudreti ve hikmeti diyor.

Evrenin genişleme hızına bakıldığında ve matematiksel hesaplamalar yapıldığında tüm bu galaksilerin ve hatta o galaksilerdeki yüzlerce milyar yıldızın 13.7 milyar boyunca bu şekilde birarada durmaması gerekiyordu.

Amerikalı astronom Vera Rubin, galaksilerin dönüş hızlarını inceleyerek evrende karanlık maddenin varlığına dair o güne kadarki en güçlü ve ikna edici ilk gözlemsel kanıtları keşfetmiştir.

Galaksilerin merkezi gibi kollarıda nerdeyse aynı hızda hareket ediyordu. Bu nasıl olabilirdi? Dışa doğru yavaş olmalıydı ama değildi.İşte burada Galaksilerin dağılmasını önleyen ve hızlarındaki mantıksız anomaliliğe sebep olan karanlık madde diye bir şeyin olması gerektiğini düşündü fizikçiler.

Ve evren dehşet bir hızda ve her an dahada hızlanarak genişliyor. Galaksilerin, onlardaki yıldızların, yani her şey dağılıp birbirinden uzaklaşması gerekiyordu, bunca zaman böyle duramazdı, hatta bizler olmamalıydık.

Karanlık enerjinin ise evrenin, yerçekimi yüzünden bir süre sonra geriye doğru içe doğru çöküş yaşamasını engelleyen gizemli bir enerji olduğunu düşündüler. Matematikçilerin, fiizkçilerin hesaplamalarına göre evrenin genişmesinin kesinlile yavaşlaması ve durması hatta yerçekimi yüzünden geriye doğru kapanması gerekiyordu ama böyle olmadı.

Kurana bakalım ne diyordu Allah? ; Biz evreni yaratan ve onu genişleteniz.

Camusu suçlamadım ki? Adam zaten trafik kazasında trajedik şekilde vefat etmiş. Ben yağmur yağışında bile bir anlam ve düzen göremeyenleri eleştirdim. "Güneş okyanusu ısıttı da, buhar göğe çıktı da, o yağmur yere indi de, sonra bitkiler yeşerdi de, sonra falan da filan, buna anlamlı demek zorunda mıyız?" diyen safitirik körleri "anlayamadığımı" belirtmek istemiştim sadece.
Sagol dostum göt oldum.
 
Sagol dostum göt oldum.
E9ezMG.gif
 
Geri