-
- Katılım
- 13 Ağustos 2023
-
- Mesajlar
- 2.779
-
- Tepkime puanı
- 4.070
-
- ForumSAL Yaşı:
- 3 yıl 2 ay
- Kıdem:
- Yerleşik Üye
-
- Konum
- Germany
“İnsan sevgiyle değil, yanlış insanların ateşiyle olgunlaşır.”
Bu söz uzun zamandır Tolstoy’a atfediliyor. Gerçekten ona ait olduğunu doğrulayan güvenilir bir kaynak bulunmasa da taşıdığı düşünce, Tolstoy’un insanın yanılgıları, acıları ve kendi vicdanıyla hesaplaşması üzerine kurduğu dünyaya yabancı değildir.
Tolstoy’un insanında olgunlaşma, huzurlu bir yolculuk değildir. İnsan kendisini tanırken yanılır, tutkularının peşinden gider, değer verdiği şeylerin değersizliğini geç fark eder. Hakikate çoğu kez ona sırtını döndükten sonra ulaşır.
İnsan, doğruyu ve gerçek değeri ayırt edebilecek bir bilinçle doğmuyor. Hayatın ilk yıllarında gözümüz ışığa gidiyor; o ışığın nereden geldiğini sorgulamak çok sonra aklımıza düşüyor.
Parıltıyı değer sanıyoruz. Kendimizi tüketmeye tutku, beklemeye sadakat, acı çekmeye sevgi adını veriyoruz. Bütün bunlara öylesine inanıyoruz ki yanıldığımızı söyleyen herkesi susturup kendi yanılgımızı savunacak hâle geliyoruz.
Sonra yanlış biri çıkıyor karşımıza.
Yanlış olduğunu, içindeyken anlayamadığımız biri.
Önce içimizden bir şeyler alıyor; güvenimizi, hevesimizi, kendimize dair bildiğimiz birkaç güzel şeyi... Giderken de aldığı hiçbir şeyi geri bırakmıyor sanıyoruz.
Oysa geride bıraktığı şey, aldıklarından daha ağır oluyor: insanın kendisiyle yüzleşmesi.
Kendimize karşı verdiğimiz bütün savaşları zihnimizle veriyoruz; hesabı sessizce kalbimiz ödüyor.
İnsan yalnızca sevildiği yerde değişmiyor. En derin izler, yanlış kapılarda fazla beklediğimiz zamanlardan kalıyor. Kime kalınmayacağını, neyin sevgi olmadığını, hangi sözün ardında durulmadığını orada öğreniyoruz.
Doğru insanla yolun başında karşılaşsaydık, onu tanıyamazdık.
Gürültüye alışmış bir kalp huzurun kıymetini bilmez. Peşinden koşturulmayı aşk sanan biri, yanında sessizce yürüyenin değerini göremez.
İnsan önce kendi yanılgılarından geçiyor.
Seçtiği insanlarda eksiliyor, inandığı sözlerde değişiyor. Uğruna savaştığı şeylerin savaşmaya değmediğini, tutunduğu her şeyin sevgi olmadığını öğreniyor.
Bir gün karşısına doğru biri çıktığında mesele yalnızca onu sevmek olmuyor.
Onu tanıyabilecek kadar yaşamış olmak gerekiyor.
Doğru insanlar geç kalmıyor.
İnsan, onların değerini anlayacak yere geç varıyor.
Bu söz uzun zamandır Tolstoy’a atfediliyor. Gerçekten ona ait olduğunu doğrulayan güvenilir bir kaynak bulunmasa da taşıdığı düşünce, Tolstoy’un insanın yanılgıları, acıları ve kendi vicdanıyla hesaplaşması üzerine kurduğu dünyaya yabancı değildir.
Tolstoy’un insanında olgunlaşma, huzurlu bir yolculuk değildir. İnsan kendisini tanırken yanılır, tutkularının peşinden gider, değer verdiği şeylerin değersizliğini geç fark eder. Hakikate çoğu kez ona sırtını döndükten sonra ulaşır.
İnsan, doğruyu ve gerçek değeri ayırt edebilecek bir bilinçle doğmuyor. Hayatın ilk yıllarında gözümüz ışığa gidiyor; o ışığın nereden geldiğini sorgulamak çok sonra aklımıza düşüyor.
Parıltıyı değer sanıyoruz. Kendimizi tüketmeye tutku, beklemeye sadakat, acı çekmeye sevgi adını veriyoruz. Bütün bunlara öylesine inanıyoruz ki yanıldığımızı söyleyen herkesi susturup kendi yanılgımızı savunacak hâle geliyoruz.
Sonra yanlış biri çıkıyor karşımıza.
Yanlış olduğunu, içindeyken anlayamadığımız biri.
Önce içimizden bir şeyler alıyor; güvenimizi, hevesimizi, kendimize dair bildiğimiz birkaç güzel şeyi... Giderken de aldığı hiçbir şeyi geri bırakmıyor sanıyoruz.
Oysa geride bıraktığı şey, aldıklarından daha ağır oluyor: insanın kendisiyle yüzleşmesi.
Kendimize karşı verdiğimiz bütün savaşları zihnimizle veriyoruz; hesabı sessizce kalbimiz ödüyor.
İnsan yalnızca sevildiği yerde değişmiyor. En derin izler, yanlış kapılarda fazla beklediğimiz zamanlardan kalıyor. Kime kalınmayacağını, neyin sevgi olmadığını, hangi sözün ardında durulmadığını orada öğreniyoruz.
Doğru insanla yolun başında karşılaşsaydık, onu tanıyamazdık.
Gürültüye alışmış bir kalp huzurun kıymetini bilmez. Peşinden koşturulmayı aşk sanan biri, yanında sessizce yürüyenin değerini göremez.
İnsan önce kendi yanılgılarından geçiyor.
Seçtiği insanlarda eksiliyor, inandığı sözlerde değişiyor. Uğruna savaştığı şeylerin savaşmaya değmediğini, tutunduğu her şeyin sevgi olmadığını öğreniyor.
Bir gün karşısına doğru biri çıktığında mesele yalnızca onu sevmek olmuyor.
Onu tanıyabilecek kadar yaşamış olmak gerekiyor.
Doğru insanlar geç kalmıyor.
İnsan, onların değerini anlayacak yere geç varıyor.
