Sitemizi ana ekranınıza bir web uygulaması olarak nasıl yükleyeceğinizi görmek için aşağıdaki videoyu izleyin.
Not: Bu özellik bazı tarayıcılarda kullanılamayabilir.
Foruma hoş geldin 👋, Ziyaretçi
Forum içeriğine ve tüm hizmetlerimize erişim sağlamak için lütfen foruma kayıt olun veya giriş yapın. Üyelik tamamen ücretsizdir ve sadece birkaç dakikanızı alır.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz.. Tarayıcınızı güncellemeli veya alternatif bir tarayıcı kullanmalısınız.
“Her musibetin altında Allah’ın nice rahmet cilveleri vardır ki, o musibetin verdiği elemleri, acıları geçmiştir.”
Ebediyet yanında ömür bir an gibi de kalmıyor. Bu kısa hayatta başımıza gelen hastalıklar, belâlar, sıkıntılar ebedî hayatımız hakkında hayırlı oluyorsa, ne gam!
Sonsuza göre yetmiş-seksen yılın ne hükmü var?!..
Bu dünyanın bütün fânî belâları ve sıkıntıları ebedî saadet yanında hiç hükmünde kalmıyor mu?
Ama, insanın nefsi, peşin zevkin tâlibidir; istikbâle nazar etmez. O saha, akıl ve kalbe aittir. Az önce de değindiğimiz gibi, her musibet mutlaka “kahır” değildir.
Nefsimizin hoşuna gitmeyen ve fâni dünyamızı karartan olaylar:
Ya İlâhî bir ikazdır, bizi yanlış yoldan geri çevirir. Veya, günahlarımıza kefarettir; acımızı bu dünyada çektirir, ebedî âleme bırakmaz.
Yahut, insan kalbini geçici dünya hayatından, Allah’a ve âhirete çevirmeye bir vasıtadır.
Öte yandan, musibetler insan için sabır imtihanıdır; bu imtihanı kazanmanın mükâfatı ise çok büyüktür.
Varlık, uykunun kundağındayken ızdırabı abideleştiren o ızdırap ve şefkat şairi;
Azapsız dimağların görecekleri serap,
Ve sancı değil, sancı çekmemek en acısı...
diyerek ızdırabı ruhunda duymayan, ızdırapsız bir hayatın eşiğinde dolaşan günümüzün garip insanına seslenir. Her şeyin gizlendiği gecelerde ruhunu cesedine ezdiren garip insanlara en acının ne olduğundan haber verir. Sancısız, ızdırapsız bir hayat, çölde dolaşıp serap görmek gibi bir şeydir onun için.
Yakup çilehanesine uğramayanlar, ruhunda magmalar yandığı halde hissetmeyenler, gönül Kâbelerine ızdırap tohumları serpmeyenlerin onu anlamaları çok zordur.
Adı göklerde Yüce Yaratıcıyla yan yana yazılı olan Nebiler Serverinin, ezelde bestelenen, Mekke’nin dikenli yollarında boy atan, ve Medine’nin burçlarında taşınan ızdırabını taşır bugünlere.
O ızdırap ki, Nebiler serveriyle başlamış, Hz. Ebu Bekir’le, Hz. Ömer’le, Hz. Osman’la, Hz. Ali’yle gelişip boy atmış, sahabenin dil altlarında saklanmış ve çağları aşan kutlu beyanlarla bezenerek bugünlere gelmiştir.
Ve bugünün ızdırap insanının gönlünde bayraklaşmıştır. Yine onun gönlünden taşınacaktır gelecek nesillere.
Ey Izdırap anladım ki her şey seninle
Sen Hakk’a giden yollarda vuslata vesile.