Varım

  • Kullanıcı aRMiNa
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • - Roman ve Hikayeler
FORUMSAL.NET YENİDEN ERİŞİME AÇILDI ForumSAL · Bilgilendirme

Yaşanan süreçte sabır gösteren ve yanımızda olan tüm üyelerimize teşekkür ederiz. Alternatif adreslerimiz üzerinden de bize ulaşabilirsiniz.

Alternatif erişim adreslerimiz
⚪ Konu yazarı en son 2753 gün önce aktifti
Varım...​
​

​

Saatlerdir bilgisayarın başında oturuyordu, hala beklediği mail​

gelmemişti. Silkindi. Kaç saat olmuştu bilgisayar başına oturalı?​

Oooo! İki saatten fazla olmuş, koskoca iki saat? Arkadaşları​

yemeğe davet etmişti, Sinan sinemaya, oda arkadaşları ise fal​

partisine.. Hiçbirini kabul etmemişti. Şimdi bu ücra internet​

cafede gelecek o maili bekliyordu. Daha ne kadar sürecekti?​

Kimbilir belki, bugün hesabına bile girmemişti, girmeyecekti?​

Girse bile yazacağı daha önemli insanlar vardı belki... Belki de​

onun ona önem verdiği gibi o, ona önem vermiyordu? Yok canım!​

O da en az Sevgi kadar değer veriyordu Sevgi'ye, yazdığı her​

mesajın karşılığı ertesi güne geliyor, hadi ertesi gün olmadı​

birkaç gün içinde gecikmenin özürünü de içeren mail hesabında​

bekliyordu Sevgi'yi. Aylar olmuştu yazışmaya başlayalı,​

bir kez bile aksamamıştı mailler. Ta ki, bu haftaya kadar.​

Hafta başından beri tek bir satır gelmemişti ondan. Tuhaf!​

Oysa kendisi yazacak bir şey bulamasa - ki, bu da ayda yılda​

bir olurdu- forward edilmis mesajlar gönderirdi, güzel sözler,​

fıkralar ya da ufacık bir e-kart. Üçüncü gün dayanamamış,​

onu merak ettiğini söylediği bir mail göndermişti: Heeeey,​

öldün mü kaldın mı? Haber verseneeeee! diye şakalaşmıştı​

üstelik. Ses seda yoktu yine karşı tarafta, beşinci gün​

iyiden iyiye meraklanır olmuştu, hatta bir sapığın onun​

hesabına girip gelen mesajları ondan önce okuyup sildiğini​

bile düşünmüştü. İyisi mi oturup bütün gün bekleyecekti​

bilgisayar başında, hem içinde de bir şüphe kalmayacaktı​

böylece. Bugün sekizinci gün de bitmişti. Yine en ufak bir yazı​

bile gelmemişti. Unuttu beni diye geçirdi içinden. "Tabii, ne​

bekliyordun ki!" diye kızdı kendi kendine. Alay etti bir süre bu​

çocukluğuyla. Hiç görmediği, sadece yazılarıyla, şiirleriyle​

tanıdığı biriydi karşıdaki ve hep öyle uzakta öyle bilinmez​

kalacaktı. Ne bekliyordu ki? Kendisi de bilmiyordu. Hayalinde​

bu yazıları yazan kişiyi bir türlü canlandıramıyordu. Ne zaman​

gözlerini kapasa sadece bir çift el görüyordu, klavyenin tuşlarına​

dokunan güzel parmaklar... Bu elin kime ait olduğunu görmeye​

çalışıyor, didiniyor ama hayali bir anda dağılan sis gibi yok​

oluyordu. Ertesi gün soluğu yine bilgisayar başında aldı. Bekledi,​

bekledi. Birkaç arkadaşından gelen mailleri yanıtladı hemencecik.​

Aslında böyle beklemek fena da olmuyordu hani. Zaten tatildeydi​

yapacak başka bir işi yoktu, arkadaşlarından çoğu eve dönmüştü​

kalanlar ise onu çağırsa da o pek istemiyordu. Bu düşüncelere​

dalmışken yeni bir mesaj geldi. Hayret adres pek yabancıydi ona.​

Biraz tereddüt ettikten sonra yüreği korku içinde açtı. Mail,​

"merhaba ben Akın'ın yakın arkadaşıyım. Kendisini trafik kazasında​

kaybettik, telefon defterinin arasında sizin mail adresinizi bulduk ve​

haber vermeyi uygun gördük. Başımız sağolsun" diyor ve devam​

ediyordu ama mailin devamı onu ilgilendirmiyordu artık.Okuyacağını​

okumuştu zaten. Kaçıncı ölüm haberiydi bu, bu kaçıncı değer verdiği​

insandı yitip giden? Bazen bütün uğursuzluğun kendinde olduğunu​

düşünüyordu. Sonra saçma geliyordu düşündükleri, ama ne​

farkederdi ki, işte cok sevdiği, her gün yazdıklarıyla onun gününe​

renk katan o kişi artık yoktu. Kötü bir şaka olamaz mıydı?​

Ne yapacaktı şimdi? Beklediği mail gelmiş miydi? Ne yani​

kalkıp gidecek ve bir daha gelmeyecek miydi? Bir daha o güzel​

mesajlari hiç göremeyecek bir daha o elleri hayal edememenin​

üzüntüsüyle doğruldu. "Cebinden size henüz yollamadığı,​

yollamak için doğum gününüzü beklediği bir şiir bulduk.​

Tıpkı sahibine ulaşmamış bir mektup gibi​

duruyordu oracıkta. Aşağıda onun sizin​

için yazdığı son şiiri bulacaksınız.​

​

VAR MISIN ?​

Biliyorum şaşıracaksın​

Son sözler gibi gelecek kulağına​

Yoo yanılmıyorsun.​

Son sözler bunlar.​

Bu uzaklığı kaldırmak için ortadan​

Sadece bir ufacık his'tik, sen bana ben sana​

İki satır lâf, iki mısralık şiirdik​

Bir gülücüktük​

Bir soru isareti​

Oysa daha fazlasını istemek bencillik mi?​

Anla artık!​

Sözler var ama satırlar yetersiz​

Düşünceler var ama sayfalar yetersiz.​

Duygular var ama mısralar yetersiz.​

Anla artık biliyorum bir sen var, bir de ben​

Uzak uzak yerlerde ayrı ayrı şehirlerde.​

Ama desem ki, sana:​

Biz demeye var mısın?​

Desem ki, ne sen olsun, ne de ben.​

Bir biz olalım.​

Var mısın ?​

​

Akın Yıldız​

​

Şaşırmıştı, istemezdi etraftakilerin gözü önünde ağlasın.​

Hiç adeti değildi ne de olsa. Oysa Akın hep nasıl hissediyorsan​

öyle ol başkalarını boşver derdi. İşte her zamanki gibi yine​

dinlemişti onun sözünü. Demek o da aynı şeyleri hissetmiş,​

o da artık bu uzakığı kaldırmak istemişti. Doğumgünü geçmişti,​

hem de yine bilgisayar başında. Yeni bir yaşa daha girmişti işte,​

yepyeni bir yaş, yepyeni umutlar, acılar, mutluluklar. Her yaş​

olgunlaştırırmış biraz daha insanı, belki de en çok bu yaşa​

girdiğinde olgunlaştığını anlayacaktı yıllar sonra​

arkasına dönüp baktığında kimbilir... Akın! Kahretsin, seni​

şimdiden özledim diyerek hıçkırıklara gömüldü. Neden sonra​

eli yanıta gitti. Akın'a geç kalmış bir yanıttı bu.​

Sadece tek bir sözcük yazdı :​

VARIM !​

​

​

alıntıdır​
 
Geri