Bunda cihat ve mücahitlik olgusu etkili olmuştur. Hemen her müslüman Türk hükümdarı mücahit olarak Allah'ın adaletini ve temsilciliğini yayma görevini kendine bir nevi şeref bilmiştir. Özellikle Tuğrul bey döneminden itibaren halifeliğin muhafazası görevi Türkleri bu konuda daha çok şöhrete sokmuştur. Peşisıra Avrupa toplumlarının Haçlı Seferleri'ni gerçekleştirmesi Türkler'in İslamiyeti sahiplenmesinde büyük bir etkendir. Çünkü Haçlı Seferleri bir yerden sonra sadece Türkler'i hedef alınca Türkler de kendini bu dinin temsilcisi ve kurtarıcısı misyonu üstlenmiştir. Ek olarak gittikçe yerleşik bir medeniyet dairesine giren Türkler kütüphaneler, medreseler gibi kurumlar açarak daha sistemli olarak İslamiyet'i kendi ülkelerinde halk nezdinde de öğretmiştir. Bu ciddi değişim de Türkler'in büyük çoğunluğunun bugüne kadar Müslüman kalmasında etkili olmuştur. Ek olarak Sibirya bölgesinde, Moğolistan, Ukrayna, Litvanya, Polonya, Mısır ve Moldova gibi ülkelerde Müslüman olmayan az sayıda Türk nüfus da vardır.