Ekip toplanıp bir dnd gecesi yapsak güzel olur.
Uzun zamandır bir yolda yürüyorsun. Karanlık, devasa ağaçların arasında uzanan dar bir patika... Ayakların artık kendi kendine ilerliyor gibi. Yorgunluk ve açlık, bedenini bir hayal gibi hafifletmiş. Ne bir damla suyun, ne de yiyecek bir lokman kalmış. Bazen attığın adımları gerçekten atıyor musun, yoksa sadece hayal mi görüyorsun, emin olamıyorsun. Saatler, belki de günler sonra, ormanın en derin yerlerine ulaşıyorsun. Sis yoğunlaşıyor. Ağaçlar öylesine sık ve yüksek ki, gökyüzünden tek bir ışık kırıntısı bile sızmıyor. Önünde, üzeri is kaplı, eski bir tahta kapı ile mühürlenmiş karanlık bir mağara girişi beliriyor. Kapı zamanın ağırlığı altında neredeyse kendiliğinden çöküyormuş gibi. Tam kapıya yaklaşacakken sol tarafından bir fısıltı işitiyorsun: "Geri dön... yoksa ruhun sonsuzluğa karışır." Başını çeviriyorsun, ama sisin içinde hiçbir şey göremiyorsun. Tam o anda sağ tarafında kuru yaprakların hışırtısı ve bir kız çocuğunun tiz kahkahası duyuluyor. Ses, hem masum hem de tüyler ürpertici... Artık geri dönmenin mümkün olmadığını biliyorsun. Bu ormanda bir çıkış yok.
Şimdi önünde üç seçenek duruyor:
-Açık kapıdan içeri girmek ve karanlığın kalbine doğru adım atmak.
-Fısıltının geldiği yöne gitmek ve seni uyarana kulak verip başka bir kader aramak.
-Çocuk kahkahasının geldiği yöne gitmek ve masum bir sesin ardındaki bilinmeyene yaklaşmak.
Ne yaparsın?