-
- Katılım
- 19 Şubat 2026
-
- Mesajlar
- 809
-
- Tepkime puanı
- 995
-
- ForumSAL Yaşı:
- 8 ay
- Kıdem:
- Tanıdık Yüz
-
- Yaş
- 32
-
- Konum
- London
Yürüyor... Yürüyor ama attığı her adımı ilk adımıymış gibi dikkatli, ilk adımıymış gibi heyecan dolu ve ilk adımıymış gibi düşünceli. Geçtiği sokaklar, suratına baktığı insanlar, suratına bakan insanlar, körler, sevgililer, bir eli cebinde tek kollular, hayalleri evinde kalmış kadınlar ve adını çoktan unutmuş evsizler. Yürüyor, ulaşmak istediği bir yer, varmak istediği birileri, sevmek istediği sokak tabelaları ve ait olmak istediği semtler yok. Gözlemlerini bile bilinçsiz yapıyor. Hareketlerinin farkında dahi değil. Sadece yürüdüğünü sanıyor, düşündüğünden bihaber. Sessizde olan telefonunun çalıyor olduğunu fark etse, kim olduğuna bakmadan, kim olduğuna hiç aldırmadan hemen açacaktır şüphesiz. Yeter ki birileri diyalog kursundur, onun varlığını ona kanıtlasındır. Yalnız olmadığını hissettirsindir.
Çaya attığı tek şekerin anlamını çayı yarısına gelince karıştırarak yok ediyor. Çayın da, bardağının da, arkasında oturan çiftin tartışmasının da, birkaç masa çaprazdaki güzel kızın bakışlarının da, çay kaşığının da, duvarların da, tuvalet duvarlarındaki gençlik sloganlarının da, karşısındaki kelepir kitaplar satan anlamsız dükkanın da, çayı biter bitmez bir yenisini öteleyen sigortasız garsonun da anlamını bir bir yok ediyor.
'94 Ekimini, gözlerini açışını, aldığı ilk nefesin ağırlığıyla ağlayışını özlüyor. Büyüdüğünü, büyüdüğünü ve büyüdüğünü düşünüyor bir an, yanıldığını bile bile. Gülmeyi de özlüyormuş gibi yapıyor fakat kimsenin aldırmayacağının farkında olarak. Bir değişiklik yapıp oralet söylüyor. Üzerine bir de şeker atıyor. Bir yudum alıyor, bir yudum daha alamayacağını anlayıp kalkıyor. Hesap! diyor. Beş çay, bir yudum oralet ama oraleti tam alın lütfen diyor içinden. Gülüyor. Gerçekten gülüyor, taklit değil. İnanmıyor. Yürüyor. Güldüğüne inanamıyor, ağlıyor. Sevinçten mi, yalnızlıktan mı, duvarlara boş boş dalmışlıktan mı, sevdadan mı, yer çekiminden mi, çaydan mı, özlemden mi, kimsesizlikten mi, slogansızlıktan mı bilmiyor.
Slogansızlıktan mı?
Bilmiyor...
Uğur.
Çaya attığı tek şekerin anlamını çayı yarısına gelince karıştırarak yok ediyor. Çayın da, bardağının da, arkasında oturan çiftin tartışmasının da, birkaç masa çaprazdaki güzel kızın bakışlarının da, çay kaşığının da, duvarların da, tuvalet duvarlarındaki gençlik sloganlarının da, karşısındaki kelepir kitaplar satan anlamsız dükkanın da, çayı biter bitmez bir yenisini öteleyen sigortasız garsonun da anlamını bir bir yok ediyor.
'94 Ekimini, gözlerini açışını, aldığı ilk nefesin ağırlığıyla ağlayışını özlüyor. Büyüdüğünü, büyüdüğünü ve büyüdüğünü düşünüyor bir an, yanıldığını bile bile. Gülmeyi de özlüyormuş gibi yapıyor fakat kimsenin aldırmayacağının farkında olarak. Bir değişiklik yapıp oralet söylüyor. Üzerine bir de şeker atıyor. Bir yudum alıyor, bir yudum daha alamayacağını anlayıp kalkıyor. Hesap! diyor. Beş çay, bir yudum oralet ama oraleti tam alın lütfen diyor içinden. Gülüyor. Gerçekten gülüyor, taklit değil. İnanmıyor. Yürüyor. Güldüğüne inanamıyor, ağlıyor. Sevinçten mi, yalnızlıktan mı, duvarlara boş boş dalmışlıktan mı, sevdadan mı, yer çekiminden mi, çaydan mı, özlemden mi, kimsesizlikten mi, slogansızlıktan mı bilmiyor.
Slogansızlıktan mı?
Bilmiyor...
Uğur.