Sisifos Söyleni

  • Kullanıcı SiNGo
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • - Üye Günlüğü
FORUMSAL.NET YENİDEN ERİŞİME AÇILDI ForumSAL · Bilgilendirme

Yaşanan süreçte sabır gösteren ve yanımızda olan tüm üyelerimize teşekkür ederiz. Alternatif adreslerimiz üzerinden de bize ulaşabilirsiniz.

Alternatif erişim adreslerimiz
⚪ Konu yazarı en son 136 gün önce aktifti
12801396_1181504828528917_7527354992132330965_n.jpg
 
Laikleri anlamak mı, deveye hendek atlatmak mı?

​



Laikleri anlamak gerçekten çok zor.
Bir taraftan Müslümanları geçmişte yaşamakla suçlayarak “gerici” suçlamasında bulunuyorlar, öte tarafta geçmiş isim ve sembollere takılıyor, toplumsal bir otistizmin alanına girerek kurdukları dünyalarında yaşıyorlar.
İki örnek üzerinden gidelim.
Göksel Kaya adında bir tiyatrocu var. Bu zat biraz makyajla Atatürk'e bayağı bir benzetiliyor. Bu özelliğinden dolayı etkinliklere katılıyor ve rolünün gereğini yerine getiriyor.
Göksel Kaya, Mustafa Kemal Atatürk'ün hayatından kesitler sunacak kısa film çekimleri için bir şehre gelmiş. Atatürk'e benzerliğiyle dikkati çeken Kaya'yı karşılarında gören kimi laikler “Sana ihtiyacımız var paşam” diyerek gözyaşı dökmüş.
Şimdi gel de bunu bir yere oturt.
“Türk milleti zekidir” derken acaba Atatürk kimi kast ediyordu? Daha önceleri de 19 Mayıs'larda Samsun'da araca bindirilen Atatürk heykeli şehirde gezdiriliyordu.
Dedim ya adamları anlamak zor.
Yaşadıkları zamanın farkında değiller.
Nasrettin hoca fıkrasına gösterdikleri tepki meseleyi iyice netleştiriyor aslında.
Efendim neymiş, Nasrettin Hoca iki eşli olarak gösteriliyormuş da kötü örnek oluyormuş.
Biri bunlara Nasrettin Hocanın cumhuriyet ilan edilmeden yaklaşık 600 yıl önce yaşadığını söylese kendilerine gelirler mi acaba?
Hiç sanmıyorum.
Laik düşünce genlerine işlemiş adamların.
Mesela iki eşi olan Nasrettin Hoca yerine bir eşi ve üç metresi olan bir Nasrettin Hoca fıkrası anlatılsa “kötü örnek” diye bir kaygıları olmaz bu zevatın.
Dedim ya adamları anlamak zor diye.
 
Nedir zaman? Hükmedemediğimiz miras mı? Yoksa saçıp savurduğumuz sermaye mi? Ne demiş Necip Fazıl:
“Nedir zaman, nedir; bir su mu, bir kuş mu? Nedir zaman, nedir; iniş mi, yokuş mu?”
 
Sendikalarla yapılan son Toplu Sözleşme'de karara bağlanan önemli konulardan birisi de mesai saatlerinin Cuma namazı saatine göre düzenlenmesi kararıydı.
Böylelikle “% 99'u” Müslüman olan bir toplumda “ibadet hürriyeti” önünde kocaman bir engel daha nihayet aşılmış oluyordu.


Gerçi mevcut Anayasaya bakarsanız teoride “İbadet hürriyeti” devletin güvencesi altındaydı. Hatta “Laikliği” din dışılık veya din karşıtlığı/düşmanlığı olarak değerlendirenlere karşı laik kafalılar hemen böğürür, sonra da laikliğin kerametlerine sarılır, “ibadet hürriyetinin” laiklik sayesinde oluşturulduğunu söylerlerdi.


Oysa pratik, tam tersiydi. Yıllarca da bu çelişkinin tartışması yaşandı.
Nitekim laik kafaların teori-pratik çelişkisini, hatta din düşmanlığını ortaya koyan nice yeni uygulamalar gibi Cuma saati uygulaması da yürürlüğe girdi.
Bir ara CHP'den vekil olarak da seçilen Enver Aysever'in Cuma saatine yönelik sert tepkisi, laiklikle kafayı yiyenlerin nihayette ne denli Zombileştiğinin de göstergesi oluverdi.


Enver Aysever, attığı bir twitte tepkisini şu şekilde ortaya koyuyordu:
Son dönemde kazılan çukurları “Yurtseverliğin ölçüsü” olarak lanse edenler gündemdeyken, meğer aynı kafanın başka hücrelerinde “ölçü”, Cuma saatine karşı koymakmış!


Hatta “Laiklik bizi birleştirirmiş!”
Tabi canım! Türk-Kürt kaynaşması, Alevi-Sünni kardeşliği, tadına doyum olmayan Sağ-Sol muhabbeti vs vs…
Bu denli bir kardeşliği, dayanışmayı, yurtseverlikte buluşmayı sağlayan, Cumhuriyet tarihine bu yönüyle damga vuran zaten LAİKLİK değil miydi?!!
Yoksa Enver Aysever, farkına varmadan laikliğin gerçek amacını mı ortalığa saçtı? Evet öyle!


Laikliğin din karşıtlığı, din düşmanlığı üzerine kurulu bir hokkabazlık ideolojisi olduğu yıllarca söylendi, yazılıp çizildi. Ama hiç kimse laikliği Enver Aysever gibi özüne uygun şekilde tanımlama başarısı gösteremedi.


Cuma saatine karşı “Direniş” sergilemek laikliğin gereğiyse, diğer dini hükümlere karşı kim bilir belki seferberlik çağrısı yapmaları gerekecektir.
Meğer laiklik sadece din düşmanlığı değilmiş. Aynı zamanda dini meselelere karşı Zombileşmeyi de gerektiriyormuş.


Dine karşı “Laik Dinazörlük” demode olunca yeni moda Zombileşmekmiş.
Aslında Enver Aysever'in yaptığı da sadece budur.
 
Basindaki-takke-sarigi-cikar_1449221896.jpg


Ahh… Ahh… Ne başlar gitti baştakilerden ötürü…
Lakin hiçbir an Müslümanların başı eğilmeyecek, dimdik duracak, başı pahasına başındaki sarığı çıkar diyen Hâkim'e Üstad Bediüzzaman cevaben “Sen bilmez misin ki bu başımdaki (sarık) bu başla birlikte çıkar” diyecek.
Zulüm eskide kalmaz, daha geçen gün Ankara Adliyesinde de yaşandı. Şehit Hasan Gökgöz'ün babası Mehmet dayı ile Hâkim arasında… Gelin Mustafa Karakaş hocanın mizahıyla olaya göz atalım.
“-Hâkim bey oğlumu öldürdüler
- takkeni çıkar
- oğlumun katillerini bulun
- takkeni çıkar
- adil yargılama istiyorum
- takkeni çıkar
- takkeni çıkar! takkeni çıkar! Hâkim misin berber misin sen…”
Küfür zulüm her daim devam ediyor, daha ne başlar gidecek baştakilerden ötürü Allah (c.c) bilir.
 
Gerçekleri ne kadar saklarsan sakla,
Eninde sonunda filiz verir, ortaya çıkar.

10549065_966813250053543_3804365546721459437_o.jpg
 
'Kalabalıkların arasına ne zaman karışsan
dengeni kaybedersin…'

12841404_967302176671317_6199940689111263809_o.jpg
 
Yılların getirdiği boşluk duygusuyla
Kendi icinde bağdaş kurmuş kişiler
Başka insanlarla birleşerek iyileşemezler.
 
'Düşünsene; yenilmesen, hiç büyümezdin.'

1931113_1256546157708692_685647789488116650_n.jpg
 
Süper Baba’nın müziğini flütle çaldığımız günlerde çok enteresan çocuklardık, Tsubasa izlerken çarpan kalbimiz, banyo sonrası Bizimkiler dizisi... Hayatın seyrinde güzel bir yolculuktaydık, önce hüpleten sonra gümleten felsefemiz, can sıkıntısının artan yoğunluğunda misket oynayarak geçirdiğimiz zamanlar, amacımız basitti yani:
Masumluk...
Amma velakin çok masumduk!
 
düşlerini yitirenler, aklını da yitirdi.
çocukluğunu kaybedenler, büyüklüğünü de kaybetti...
kuşlar dünyaya inanmaktan vazgeçti.

11261970_10154111781744124_8067038059648561784_o.jpg
 
* Yalan
Tohumdur. Bire kırk verir.Verdigi kırkın her biri bir
tohumdur ki o da
bire kırk verir.

* Bilgi de tohumdur. Bire yüz verir. Verdigi yüzün
her biri Bir tohumdur ki; sana
bilgelik, torunlarına da ilham verir.

* Zeka
Sudur. Tohumları yeşertir.Yalanı da bilgiyi de.

* Yetenek
Topraktır. Ne ekersen onu biçersin. Ekmezsen
üzerinde ayrık otları biter.

* Emek
Güneştir.Tohuma da suya da toprağa da hayat verir..

*Kader
Çadırındaki kilim gibidir. İpliğini Ulu Manitu
verir Sen dokursun. Deseni sendendir,renkleri Tanri'dan.

* Şans
Doğal gübredir. Boktan bir seydir yani. Ne zaman nereye düşecegi belli olmaz. Kilimine düşerse kirletir. Desenini değiştirir. Her seyi bom... eder. Oysa toprağına düşerse besler.

12994564_1282289445134363_8908430075220937764_n.png
 
"Rose Nebula / Uzun Saplı Gül

10 bin güneş kütlesindeki bulutsunun sıcak yıldızlarında kavrulan uzay gülü"

1660513_1533767363588591_8330171985325812240_n.jpg
 
Ne için gittiğini bilmiyorsan,
nereye gittiğinin hiç bir önemi yoktur

12967349_10209051380944411_5850628103730424751_o.jpg
 
Bilyelerimi ve topaçlarımı,
güzel bir kumrunun kanadında saklamıştım
hatırlıyorum da yediğim taze simitlerin çocuksu tatlarını
sol cebimde unutmuşum,
düşerken sakladığım yaraları sağ cebime saralı çok olmuştu, platonik aşklarımı koymuştum utanmadan arka ceplerime,
ama öyle değilmiş sığmazmış çocukluk ceplere...

12961557_1001026756632266_4233496089333987815_n.jpg
 
Geri