İstanbul Sirkeci Garı'ndayım. Boydan boya yürüyorum tüm istasyonu, kimseler yok şimdilerde. Banliyö trenleri kimi alıp götürmez ki eski günlere? Soğuk bir hava, birkaç yabancı gezginci ve ben... Bilmem nereye uzayıp giden rayların sessizliğini paylaşıyoruz. Nereye gidiyor bu kıvrılıp kaybolan yollar, bilemiyorum.
Kimler gelip geçmemiş ki bu istasyondan: 1883 - 1977 yıllarında Paris'ten gelen Orient Express, Halkalı'dan tıngır mıngır gelen banliyö trenleri, Almanya'ya yolcu taşıyan Avrupa ekspresleri ve sayısız insan. Köşede, demir kapıların ardına gizlenmiş Demiryolları Müzesi de olmasa, bilemeyeceğiz bunların hiçbirini. Hepimizin merak ettiği trenlerin makinist bölümlerinden birinin kesiti, dimdik duruyor salonun ortasında. Bağdat Demiryolları'nda çalışanların fotoğrafları, isimleri, Avrupa ekspreslerinde kullanılan çatallar, bıçaklar, eski Sirkeci - Halkalı trenlerinin hoş bir maketi, hepsi bu müzede.
Garda bir zamanlar insandan geçilmezmiş, gişelerde kuyruklar oluşurmuş, öyle diyor müzenin görevlisi Semiha Hanım. Yolcular, müzedeki şu koca saate bakarlar, buradaki koltukta trenlerini beklerlermiş; bekleme salonlarında şu çini soba ısıtırmış onları. O bavullar, kahverengi bavullar, çoluklu çocuklu insanların elinde, her biri gözümde canlanıyor. Şimdilerdeyse bu soğuk istasyonda ve insanı eski zamanlara götüren bu müzede, kalabalıklardan eser yok.