Şapka inkılâbında kaç kişi asıldı?

FORUMSAL.NET YENİDEN ERİŞİME AÇILDI ForumSAL · Bilgilendirme

Yaşanan süreçte sabır gösteren ve yanımızda olan tüm üyelerimize teşekkür ederiz. Alternatif adreslerimiz üzerinden de bize ulaşabilirsiniz.

Alternatif erişim adreslerimiz
⚪ Konu yazarı en son 1090 gün önce aktifti
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
Şapka inkılâbından önce başlara ne giyilirdi? Şapka inkılâbında kaç kişi asıldı? O süreçte Hamidiye Zırhlısı’nın Rize'yi bombaladığı doğru mu?”
* Osmanlı Devleti’nde, çok çeşitli başlıklar kullanılırdı. Bunların en yaygını ise “kavuk” ve “külah”tı.
Öyle zamanlar oldu ki, sadece saraydaki yüksek rütbeli subayların giydiği başlık çeşidi 43’e çıktı. Hükümet ve devlet görevlilerine ayrılan başlık sayısı ise 27 idi. Hiç kimse kendine ait olmayan renk ve şekilde bir başlığı başına koyamazdı. Sadrazamdan kâtibe kadar herkesi şapkalarından tanımak mümkündü (Bu mezar taşlarına kadar yansıdı).
Yeniçeri Ocağı’nın kaldırıldığı tarih olan 1826’ya kadar bu böyle devam etti. O tarihi takip eden günlerde, Akdeniz’de seferde bulunan Kaptan-ı Derya (Deniz Kuvvetleri Komutanı) Koca Hüsrev Paşa, Sultan İkinci Mahmud’un, Yeniçeri Ocağı’ndan geriye hiç bir alâmet ve kıyafet (adetimizdir, öteden beri biz kılık kıyafetle uğraşmayı severiz) bırakmak istemediğini öğrenince, Tunus’tan bir miktar fes alıp tayfalarına giydirdi. İstanbul’a döndüğünde, subaylarıyla birlikte Padişah’ın huzuruna başında fesle çıktı. Fes, yenilikçi Padişah’ın hoşuna gitmişti.
Tunus’tan, hemen elli bin adet fes getirtildi. Daha sonra da, fes üretmek üzere, İstanbul/Eyüp Sultan’da bir “Feshane” kuruldu. 1828’de çıkartılan bir kıyafet nizamnamesiyle de fes resmi başlık oldu. Zamanla moda haline geldi. O kadar ki, bir dönem kadınlar bile kullanırdı.
Kolay uyum sağlandı, çünkü siperi olmadığı için fesle namaz kılınabiliyordu. Bu yüzden de “Hıristiyan kıyafeti” olarak algılanmıyordu. Ama şapkanın siperi vardı. Üstelik Avrupa’nın malıydı. Siper secde edilmesini engelliyordu. Bu yüzden de, şapka, şiddetli itirazlarla karşılaştı.
1925 Ağustosunun son haftasında, Kastamonu’ya ve İnebolu’ya yaptığı bir gezide Mustafa Kemal fese ve hâlâ Anadolu illerinde giyilmekte olan geleneksel kıyafetlere savaş açtı.
Atatürk’e göre şapka; çağdaş olma, evrensel medeniyete katılma, kafaların içini hurafelerden kurtarıp bilimsel düşünceye açma yolundaki çabaları destekleyecek en önemli adımdı. Kişinin kıyafetini değiştirmekle ruhsal yapısının da değişeceği varsayılıyordu. “Efendiler”, diyordu, şapkalı olarak ilk kez gittiği Kastamonu’da; “Turan kıyafetini araştırıp canlandırmaya gerek yoktur. Medeni milletlerarası kıyafet, milletimiz için layık bir kıyafettir. Onu giyeceğiz. Ayakta iskarpin veya potin, üstünde pantolon, yelek, gömlek, kravat, ceket ve doğal olarak bunların tamamlayıcısı olmak üzere başta siperi şemsli serpuş; bunu açık söylemek isterim, bu başlığın ismine şapka denir.”
Ankara’ya döndüğünde kendisini karşılayan “üst düzey”lerin tamamı şapkalıydı. Hava ile birlikte moda anlayışı da değişmiş, hayat bir gün içinde başkalaşmıştı.
Zaten hazırda bekletilen “Şapka iktisasına (giyilmesine) Dair Kanun” Tasarısı hemen Büyük Millet Meclisi’ne sevk edildi. Ama geçirmek çok kolay olmadı. Tasarı görüşülürken, taslağın Anayasaya aykırı olduğu ileri sürüldü. Bunu ileri süren Bursa Milletvekili Nurettin Paşa’ya, Atatürk’ün yakın çevresinden zamanın Adalet Bakanı Mahmut Esat (Bozkurt) çok sert çıktı: “Hürriyetin nasibi, irticaın elinde oyuncak olmak değildir… Ülkenin çıkarlarına olan şeyler hiçbir zaman Anayasaya aykırı olamaz, olmaması mukayyettir (belirlenmiştir).
Tabii herkes sustu. Şapka kanunlaştı (25 Kasım 1925). Artık erkeklerin şapka dışında başlık giymeleri suçtu. Ama o sırada ülkede yeteri kadar da şapka yoktu. İnsanlar şapkaya benzer ne bulurlarsa başlarına geçiriyorlardı. Hatta Rum kadınlarının giydiği şapkalar bile bir süre üst tabaka erkekler tarafından kullanılmış, bu yüzden traji-komik görüntüler oluşmuştu.
Aydınlar şapkaya kolayca uyum sağlamıştı, fakat halkın tercihi farklıydı: Yüzyıllar boyu kullandıkları başlıklardan vazgeçmek istemiyorlardı…
Bu direnişin özünde alışkanlıkla birlikte dini gerekçeler de vardı. Şapka ile namaz kılınamaması, ona karşı bir antipati doğurmuştu…
Şapka Kanunu’nun çıkmasıyla birlikte Erzurum, Rize, Sivas, Maraş, Giresun, Kırşehir, Kayseri, Tokat, Amasya, Samsun, Trabzon ve Gümüşhane’de sert direnişler yaşandı. Ama hepsi çok şiddetli, hatta vahim bir şekilde bastırıldı…
Mesela Trabzon’un Of İlçesi, Hamidiye Zırhlısı tarafından bombalandı. “Bizim uşaklar”ın, “Atma Hamidiye atma, şapka da giyeceğuk, vergi de vereceğuk” diye aman dilemeleri meşhurdur.
Oysa, şapkadan başka bir başlık giymekte direnmenin cezası, kanuna göre, üç aya kadar hafif hapisti. Ama şapka, İstiklal Mahkemeleri’nin en önemli konusu haline getirilmişti. Ve şapkaya direndikleri gerekçesiyle, başta İskilipli Atıf Hoca ile Babaeski Müftüsü olmak üzere, Rize’de 8, Maraş’ta 7, Erzurum’da 4, Sivas’ta 3, İskilip’te 2, Menemen’de 28 olmak üzere, çeşitli yerlerde toplam 78 kişi idam edildi.
Ardından 25 Kasım 1925’de çıkarılan yeni bir kanunla bütün erkekler için şapka giyme zorunluluğu getirildi. Böylece şapka dışında bir başlık giyilmesi cezayı gerektiren bir suç haline getirildi. Şapka Kanunu'na muhalefet ettiği gerekçesiyle idama mahküm olanlar arasında bir de kadından söz edilir. Bu, Erzurum’da (yıl 1926) bohçacılık yaparak hayatını kazanan “Şalcı Bacı”dır… Gazeteci Nimet Arzık, bu olayı duyduğunda bir hikâye yazdığını ve adını "Şalcı Bacı Asılmaya Gidiyordu" koyduğunu anlatır.
Nimet Arzık, Şalcı Bacı'nın "Şapka Kanunu'na Muhalefet suçundan asılacağı"nı öğrendiğinde çok şaşırdığını, "candarmalar" onu iterek sehpaya götürürken "Kadın şapka giye ki asıla?" diye sorarak geçtiği yollardaki "donuklaşmış" insanların içlerini kabarttığını ifade eder.
Şalcı Bacı'nın "Kadın şapka giye ki asıla?" şeklindeki safça şaşkınlığını Nimet Arzık şöyle cevaplandırır:
“1 Kasım 1925’te kabul edilen Şapka Kanunu, Anadolu’da yer yer protestolara sebep olunca, hükümet demir yumruğunu kullanmaya karar verdi.
“Konya, Maraş, Giresun, Rize, Erzurum, Kayseri gibi şehirlerde halkın şapkaya direnmesi, buralarda gezici İstiklal Mahkemeleri’nin dolaşmasına sebep oldu.
“Bu mahkemeler sadece Erzurum’da 30 kadar idam hükmü verdi.
 
bomboş, yalandan ibaret bir yazı...

bu ülkede hiç kimse şapka giymediği için asılmadı. ve tabiki de rize bu yüzden bombalanmadı.
bunlara inanmak için insanın zaten akıldan epey bi yoksun olması lazım.

atatürk'ün yaptığı devrimler neticesinde maması kesilecek olanların, halkın safiyane duygularını kullanmak suretiyle onları kışkırtıp, ayaklanma çıkartanların cezalandırılmasından öte bir şey değildir olanlar. tabi bunları o dinci tayfadan dinleyince, "bize şöyle ettiler, bize böyle ettiler" diye ağızlarını köpürte köpürte anlatırlar. ama hiç halkı kin ve düşmanlığa sevk ettiklerinden bahsetmezler.

şapka kanuna karşı isyanın çıktığı yerlerden potomya'da ulu cami imamı hafız şaban hoca’nın liderlik yaptığı ayaklanmaya muhtar yakup da katılıyor. şeriatın korunması için rize’yi basmayı, hapishaneyi boşaltmayı, hükümet konağını ele geçirmeyi hedefliyorlar. direk potomya’daki jandarma karakolu’nu basıyorlar. karakol komutanı onbaşı’yı asmak istiyorlar. onbaşı “ben de sizdenim” deyince canını kurtarıyor.

bu arada halkı tahrik etmek için peçeli mehmet, “ey ahali ankara ihtilal içindedir. mustafa kemal üç yerinden yaralandı. ismet paşa ortadan kaldırıldı. dindar paşalarımız hükümeti ellerinden aldılar. şeriat kurtarılıyor. korkulacak bir şey kalmamıştır” diye halka konuşma yapıyor. halk galeyana geliyor, “şapka giymeyeceğiz, askere de gitmeyeceğiz” diye bağırıyorlar.

şimdi gelelim ayaklanmanın asıl meselesine:

ayaklanmanın asıl meselesi bir yıl önce 17 eylül 1924’te rize’ye gelen mustafa kemal’in tüm ricalara rağmen medreselerin bir daha açılmayacağını söyleyip, din hocalarının işsiz kalmasına sebep olan icraatıydı. üstelik askerlikten de muaf olmayacaklardı. sıradan vatandaş olmayı kabul edememişlerdi. cahil halkı müslümanlık adıyla sömürüp itibar kazanan hoca takımı o günden sonra sıradan vatandaş mı olacaktı? askere gidip memleket savunmasına katkıda mı bulunacaktı? hal böyleyken halka vereyim din elden gidiyor, şeriat yokediliyor coşkusunu belki tutar diye isyanı başlatıyor gerici amcalar.

sonuçta rize valisi hurşit bey potomya’da olanları ankara’ya bildiriyor. isyan bastırılıyor, halkı ayaklandıran yobazlara gereken ceza veriliyor. eğer bu isyanı yobaz takımından dinlerseniz onların hiç suçu yok. mustafa kemal o kadar deli bir adam ki şapka takmak istemeyeni direk bombalayıp, asıyor. cumhuriyet tarihinde şapka takmadığı için asılan tek bir kişi yoktur. bu yobazlar işlerine gelmediği için, başlatıp derslerini aldıkları bütün gerici isyanlarını sanki hiç suçları yokmuş gibi kendilerini dinleyen beyinsizlere anlatıp inandırmaya çalışmaya devam etmektedir.
 
Nasıl vatan haininligi yaparım adlı çöp konu

Naber reyiz? Konudan bağımsız olarak şu vatan haini söylemini tuttum ben. Misal sen Akp'lilere göre vatan haini olabiliyorsun, akpliler sana göre vatan haini olabiliyor ve ben her iki taraf içinvatan haini olabiliyorum, içinden çıkılmaz bir döngü böylece uzayıp gidiyor, iyimiş. çünku anti akp çizginiz akp'yi vareden bir mekanizmaya dönüşüyor. eylemleriniz, söylemleriniz fazlasıyla benzer.
 
Şapka inkılâbından önce başlara ne giyilirdi? Şapka inkılâbında kaç kişi asıldı? O süreçte Hamidiye Zırhlısı’nın Rize'yi bombaladığı doğru mu?”
* Osmanlı Devleti’nde, çok çeşitli başlıklar kullanılırdı. Bunların en yaygını ise “kavuk” ve “külah”tı.
Öyle zamanlar oldu ki, sadece saraydaki yüksek rütbeli subayların giydiği başlık çeşidi 43’e çıktı. Hükümet ve devlet görevlilerine ayrılan başlık sayısı ise 27 idi. Hiç kimse kendine ait olmayan renk ve şekilde bir başlığı başına koyamazdı. Sadrazamdan kâtibe kadar herkesi şapkalarından tanımak mümkündü (Bu mezar taşlarına kadar yansıdı).
Yeniçeri Ocağı’nın kaldırıldığı tarih olan 1826’ya kadar bu böyle devam etti. O tarihi takip eden günlerde, Akdeniz’de seferde bulunan Kaptan-ı Derya (Deniz Kuvvetleri Komutanı) Koca Hüsrev Paşa, Sultan İkinci Mahmud’un, Yeniçeri Ocağı’ndan geriye hiç bir alâmet ve kıyafet (adetimizdir, öteden beri biz kılık kıyafetle uğraşmayı severiz) bırakmak istemediğini öğrenince, Tunus’tan bir miktar fes alıp tayfalarına giydirdi. İstanbul’a döndüğünde, subaylarıyla birlikte Padişah’ın huzuruna başında fesle çıktı. Fes, yenilikçi Padişah’ın hoşuna gitmişti.
Tunus’tan, hemen elli bin adet fes getirtildi. Daha sonra da, fes üretmek üzere, İstanbul/Eyüp Sultan’da bir “Feshane” kuruldu. 1828’de çıkartılan bir kıyafet nizamnamesiyle de fes resmi başlık oldu. Zamanla moda haline geldi. O kadar ki, bir dönem kadınlar bile kullanırdı.
Kolay uyum sağlandı, çünkü siperi olmadığı için fesle namaz kılınabiliyordu. Bu yüzden de “Hıristiyan kıyafeti” olarak algılanmıyordu. Ama şapkanın siperi vardı. Üstelik Avrupa’nın malıydı. Siper secde edilmesini engelliyordu. Bu yüzden de, şapka, şiddetli itirazlarla karşılaştı.
1925 Ağustosunun son haftasında, Kastamonu’ya ve İnebolu’ya yaptığı bir gezide Mustafa Kemal fese ve hâlâ Anadolu illerinde giyilmekte olan geleneksel kıyafetlere savaş açtı.
Atatürk’e göre şapka; çağdaş olma, evrensel medeniyete katılma, kafaların içini hurafelerden kurtarıp bilimsel düşünceye açma yolundaki çabaları destekleyecek en önemli adımdı. Kişinin kıyafetini değiştirmekle ruhsal yapısının da değişeceği varsayılıyordu. “Efendiler”, diyordu, şapkalı olarak ilk kez gittiği Kastamonu’da; “Turan kıyafetini araştırıp canlandırmaya gerek yoktur. Medeni milletlerarası kıyafet, milletimiz için layık bir kıyafettir. Onu giyeceğiz. Ayakta iskarpin veya potin, üstünde pantolon, yelek, gömlek, kravat, ceket ve doğal olarak bunların tamamlayıcısı olmak üzere başta siperi şemsli serpuş; bunu açık söylemek isterim, bu başlığın ismine şapka denir.”
Ankara’ya döndüğünde kendisini karşılayan “üst düzey”lerin tamamı şapkalıydı. Hava ile birlikte moda anlayışı da değişmiş, hayat bir gün içinde başkalaşmıştı.
Zaten hazırda bekletilen “Şapka iktisasına (giyilmesine) Dair Kanun” Tasarısı hemen Büyük Millet Meclisi’ne sevk edildi. Ama geçirmek çok kolay olmadı. Tasarı görüşülürken, taslağın Anayasaya aykırı olduğu ileri sürüldü. Bunu ileri süren Bursa Milletvekili Nurettin Paşa’ya, Atatürk’ün yakın çevresinden zamanın Adalet Bakanı Mahmut Esat (Bozkurt) çok sert çıktı: “Hürriyetin nasibi, irticaın elinde oyuncak olmak değildir… Ülkenin çıkarlarına olan şeyler hiçbir zaman Anayasaya aykırı olamaz, olmaması mukayyettir (belirlenmiştir).
Tabii herkes sustu. Şapka kanunlaştı (25 Kasım 1925). Artık erkeklerin şapka dışında başlık giymeleri suçtu. Ama o sırada ülkede yeteri kadar da şapka yoktu. İnsanlar şapkaya benzer ne bulurlarsa başlarına geçiriyorlardı. Hatta Rum kadınlarının giydiği şapkalar bile bir süre üst tabaka erkekler tarafından kullanılmış, bu yüzden traji-komik görüntüler oluşmuştu.
Aydınlar şapkaya kolayca uyum sağlamıştı, fakat halkın tercihi farklıydı: Yüzyıllar boyu kullandıkları başlıklardan vazgeçmek istemiyorlardı…
Bu direnişin özünde alışkanlıkla birlikte dini gerekçeler de vardı. Şapka ile namaz kılınamaması, ona karşı bir antipati doğurmuştu…
Şapka Kanunu’nun çıkmasıyla birlikte Erzurum, Rize, Sivas, Maraş, Giresun, Kırşehir, Kayseri, Tokat, Amasya, Samsun, Trabzon ve Gümüşhane’de sert direnişler yaşandı. Ama hepsi çok şiddetli, hatta vahim bir şekilde bastırıldı…
Mesela Trabzon’un Of İlçesi, Hamidiye Zırhlısı tarafından bombalandı. “Bizim uşaklar”ın, “Atma Hamidiye atma, şapka da giyeceğuk, vergi de vereceğuk” diye aman dilemeleri meşhurdur.
Oysa, şapkadan başka bir başlık giymekte direnmenin cezası, kanuna göre, üç aya kadar hafif hapisti. Ama şapka, İstiklal Mahkemeleri’nin en önemli konusu haline getirilmişti. Ve şapkaya direndikleri gerekçesiyle, başta İskilipli Atıf Hoca ile Babaeski Müftüsü olmak üzere, Rize’de 8, Maraş’ta 7, Erzurum’da 4, Sivas’ta 3, İskilip’te 2, Menemen’de 28 olmak üzere, çeşitli yerlerde toplam 78 kişi idam edildi.
Ardından 25 Kasım 1925’de çıkarılan yeni bir kanunla bütün erkekler için şapka giyme zorunluluğu getirildi. Böylece şapka dışında bir başlık giyilmesi cezayı gerektiren bir suç haline getirildi. Şapka Kanunu'na muhalefet ettiği gerekçesiyle idama mahküm olanlar arasında bir de kadından söz edilir. Bu, Erzurum’da (yıl 1926) bohçacılık yaparak hayatını kazanan “Şalcı Bacı”dır… Gazeteci Nimet Arzık, bu olayı duyduğunda bir hikâye yazdığını ve adını "Şalcı Bacı Asılmaya Gidiyordu" koyduğunu anlatır.
Nimet Arzık, Şalcı Bacı'nın "Şapka Kanunu'na Muhalefet suçundan asılacağı"nı öğrendiğinde çok şaşırdığını, "candarmalar" onu iterek sehpaya götürürken "Kadın şapka giye ki asıla?" diye sorarak geçtiği yollardaki "donuklaşmış" insanların içlerini kabarttığını ifade eder.
Şalcı Bacı'nın "Kadın şapka giye ki asıla?" şeklindeki safça şaşkınlığını Nimet Arzık şöyle cevaplandırır:
“1 Kasım 1925’te kabul edilen Şapka Kanunu, Anadolu’da yer yer protestolara sebep olunca, hükümet demir yumruğunu kullanmaya karar verdi.
“Konya, Maraş, Giresun, Rize, Erzurum, Kayseri gibi şehirlerde halkın şapkaya direnmesi, buralarda gezici İstiklal Mahkemeleri’nin dolaşmasına sebep oldu.
“Bu mahkemeler sadece Erzurum’da 30 kadar idam hükmü verdi.

Halen şapka takmadı diye idam edildi yalanına inananlar var.

İdam edilenler ülkeye karşı isyan çıkaranlardır. İskipli Atıf dediğiniz kişi İngiliz Muhipleri Cemiyetinin kurucusu hain ve bir asidir.
Trabzon ve Rize'de ise isyanın nedeni 1924 yılında eşi latife hanımla o bölgeye gittiğinde dinci tayfanın tüm baskıları reddedip medreseleri açmaması ve bundan sonra herhangi bir ayrıcalığa sahip olmayacağını söylemesidir.

Menemende Kubilay'ın başını kesenlerin idam edilmesi gibi isyan çıkaranlar idam edilmiştir.
 
Naber reyiz? Konudan bağımsız olarak şu vatan haini söylemini tuttum ben. Misal sen Akp'lilere göre vatan haini olabiliyorsun, akpliler sana göre vatan haini olabiliyor ve ben her iki taraf içinvatan haini olabiliyorum, içinden çıkılmaz bir döngü böylece uzayıp gidiyor, iyimiş. çünku anti akp çizginiz akp'yi vareden bir mekanizmaya dönüşüyor. eylemleriniz, söylemleriniz fazlasıyla benzer.

Konudan bağımsız ve sadece yazmış olmak için yazılan bir mesaj.

Hiç kimse belli bir zümreye, bir partiye oy verdiği için hain olmaz. Yaşadığı ülkeye devletine insanına zarar verenler hain olur. Mesela ayağı taşa takıldığında "kahrol faşist devlet" narası atan birisi hain olmaz cahil olur. Siz önce bir hainlik konusunda net bir bilgi edinin sonra ben size kimlerin hain olabileceği konusunda bilgi veririm.
 
Psinoza :)) popülist politika sadece akp nin tekelinde değil. Bak ben yeri gelince yapıyorum. Sen de dene.
 
Sapka kanununa muhalefetten dolayi kimsenin asilmadiginimi idda ediyorsunuz beyler?

Yazinin uslubu cok kotu okuyamadim bile gerci.
 
Sapka kanununa muhalefetten dolayi kimsenin asilmadiginimi idda ediyorsunuz beyler?

Yazinin uslubu cok kotu okuyamadim bile gerci.

İçerideki düşman kapıdaki düşmandan daha tehlikelidir. İsyan başka muhalefet başka.

Neyse bunu bu konuda tartışmayalım , güncellemiş oluyorum bu saçma yazıyı.
 
"Şapka kanununa muhalefetten kimse asılmadı,isyan edenler asıldı."
Kanun çıkarıp herkes şu şapkayı takacak dersen takmayan haliyle asi oluyor.
Sanki bir tek asılan İskilipliydi.
 
Sinan Meydan şöyle diyor.

Şapka devrimiyle alay edenler var, böyle devrim mi olur diye. Atatürk’ü anlamaya çalışırsanız, bunun bir vitrin devrimi olduğunu görürsünüz. Cumhuriyet ve devrimlerde hedef, zihinlerin değişimidir. Şapka devrimi de bu değişimin dışarıya yansıtılmasıdır.

- Şapka devriminin kanun maddesinde şu ifadeler geçiyor: Halkın kendiliğinden kullanmaya başladığı şapka, bundan sonra memurlar ve mebuslar için zorunludur. Yani iddia edildiği gibi herkes için zorunlu değildi. Memurlar ve mebuslar içinse, şapka takmayanlara para, takmamayı sürdürürse bir yıla kadar hapis cezası vardı. Şapka takmadığı için kimse asılmadı Türkiye’de.

İŞTE ŞAPKA TAKMADIKLARI İÇİN İDAM EDİLDİĞİ SÖYLENEN KİŞİLER VE EFSANELER

Atatürk’e düşman olanların ürettikleri masallar, tarih tezi haline getiriliyor. İdamların şapka devrimiyle bir ilgisi yoktu. Dini siyasete alet etmek vatana ihanet suçuydu ve cezası da idamdı.

- Şalcı Bacı

1925 yılında Erzurum’da şapka kışkırtıcıları ufak çapta bir hareket başlatıyor. İsyan bastırılıyor ve sıkıyönetim mahkemesi kuruluyor. İsyanın elebaşlarından bazıları idam ediliyor, bazıları Ankara’ya sevk ediliyor. Buradan bir mağduriyet çıkmayınca, bu tarihi yalanların piri Necip Fazıl, Erzurum’da bir de kadın asıldı iddiasını ortaya atıyor ve bunu kitabına da koyuyor. Sonra Çetin Altan çıkıyor, benim dedem de orada komutandı, hızını alamayıp bir kadını astığını duydum diyor. Arkasından Nimet Arzık çıkıyor, Şalcı Bacı olarak bilinirdi, boyu şu kadardı, ağlayarak götürüldü diye bir hikaye yazıyor. Bu üç kişinin kaynağıyla romanlar, tezler yazılıyor ama dönemin yerel ve ulusal basınında bu olaya dair tek bir satır yok. Hatta sadece burada değil, istiklal Mahkemeleri’nde yargılanan kadınlar var ama idam edilen tek kadın yok.

- İskilipli Atıf

Bir din alimi güya. Güya diyorum çünkü yazdığı makaleler arasında hakikaten sorunlu olanlar var. İskilipli Atıf’ın şapka devriminden önce yazdıkları için idam edildiği tamamen palavra. İki kez yargılanmış, ilki Giresun’da. O dönemde Giresun’daki ve Rize’deki isyancılardan İskilipli Atıf’ın risaleleri çıkıyor çünkü. Yargılanıyor ama suç unsuruna rastlanmadığı için beraat ediyor. Sadece kitabının dağıtılması yasaklanıyor çünkü halkı isyana teşvik ediyor. İskilipli daha sonra İstanbul’a dönüyor ama bu kez de Ankara İstiklal Mahkemesi çağırıyor çünkü kitabın dağıtımı devam ediyor. İki soru soruluyor: Bu kitabı neden dağıtıyorsun? Kurtuluş Savaşı’nda Teali İslam Cemiyeti’nin bildirisinin altına imza attın mı? İskilipli Atıf bildiriyi imzalasa da aslında karşı olduğunu, bunu da gazete ilanıyla duyurduğunu söylüyor ama Atatürk ve silah arkadaşlarını öldürmenin caiz olduğunu yazan o bildiri çoktan yayılmış durumda. Dolayısıyla İskilipli Atıf, halkı kışkırtmak ve vatana ihanet suçlarından idam ediliyor.

- Hamidiye zırhlısının Rize’yi bombaladığı iddiası

Rize’de 150 kişilik bir grup şapka karşıtı hareket başlatıp jandarma karakoluna yürüyor. Slogan atıyor, şehrin yağmalanacağını söylüyorlar. Bu olay bastırılıyor ve Gezici İstiklal Mahkemesi Rize’ye geliyor. Üç gün süren yargılama sonucunda, 63 kişi mahkum oluyor, bunlardan elebaşı olan sekizi idam ediliyor. Hamidiye bombalaması nereden çıkıyor? Evet, zırhlı o sırada kıyıda duruyor. Bir güvenlik önlemi olarak çünkü isyan büyürse bastırılacak. Bu işin piri yine Necip Fazıl. Kitabında diyor ki, Hamidiye toplarını havaya ateşledi. O bile insaflı davranmış, havaya ateşledi demiş. Sonrakiler Hamidiye, Rize’yi bombaladı, yaktı yıktı diye romanlar yazdılar. Bu, Rizelileri Atatürk düşmanı yapmak için kurgulanan bir oyun.
 
bomboş, yalandan ibaret bir yazı...

bu ülkede hiç kimse şapka giymediği için asılmadı. ve tabiki de rize bu yüzden bombalanmadı.
bunlara inanmak için insanın zaten akıldan epey bi yoksun olması lazım.

atatürk'ün yaptığı devrimler neticesinde maması kesilecek olanların, halkın safiyane duygularını kullanmak suretiyle onları kışkırtıp, ayaklanma çıkartanların cezalandırılmasından öte bir şey değildir olanlar. tabi bunları o dinci tayfadan dinleyince, "bize şöyle ettiler, bize böyle ettiler" diye ağızlarını köpürte köpürte anlatırlar. ama hiç halkı kin ve düşmanlığa sevk ettiklerinden bahsetmezler.

Boş Boş yalandan ibaret yazı diyorsun? Senelerce arşivlerde duran ve araştırmalarda her seferinde doğru olan bir yazı, bazı şeyleri kabul etmek gerek iyisi ile kötüsü ile. Aklı başında olmayan cahalet sürüsü kabul etmez gerçekleri. Şapka inkılâbından ile din'ni nasıl bağladın aç arşivleri oku araştır, Kaç kişi asıldı kaç kişi öldü tarihi araştırmadan boş beleş yorumlarda bulunma. Her müslüman olana da "din tüccarı damgası vurma".
 
Boş Boş yalandan ibaret yazı diyorsun? Senelerce arşivlerde duran ve araştırmalarda her seferinde doğru olan bir yazı, bazı şeyleri kabul etmek gerek iyisi ile kötüsü ile. Aklı başında olmayan cahalet sürüsü kabul etmez gerçekleri. Şapka inkılâbından ile din'ni nasıl bağladın aç arşivleri oku araştır, Kaç kişi asıldı kaç kişi öldü tarihi araştırmadan boş beleş yorumlarda bulunma. Her müslüman olana da "din tüccarı damgası vurma".

göster bakiyim bi o arşivleri ve araştırmaları çok merak ettim.

daha kendi yazdığın (paylaştığın) yazıdan haberin yok bee. dinle ne alakası varmışmış. olm senin yazdığın yazıda zaten yazıyor halkın dini gerekçelerden ötürü şapka takılmaması gerektiği zırvaları :))))

kafalar gerçekten pırıl pırıl maşallah.

direnişin özünde alışkanlıkla birlikte dini gerekçeler de vardı. Şapka ile namaz kılınamaması, ona karşı bir antipati doğurmuştu…

bak bak lafa bak.
bu zındıklar bir de nasıl kılıf uydurmuşlar :ddd

şapkayla namaz nasıl kılınacakmışmışmışmışmış :dddddd
la olm bunun hesabını ahirette dindarız ayaklarına milleti kışkırtan bu zındıklar acaba nasıl verecek çok merak ediyorum.
sanki kanunla artık namazlar da şapkayla kılınacakmış gibi algı oluşturmuşlar.

sen de gelmiş bana "aklı başında olmayan cehalet sürüsü" diyorsun.

buradan bakınca kimin cehalet sürüsü olduğu kabak gibi ortada da yine de sen bilirsin yönetici kardeş.
 
Boş Boş yalandan ibaret yazı diyorsun? Senelerce arşivlerde duran ve araştırmalarda her seferinde doğru olan bir yazı, bazı şeyleri kabul etmek gerek iyisi ile kötüsü ile. Aklı başında olmayan cahalet sürüsü kabul etmez gerçekleri. Şapka inkılâbından ile din'ni nasıl bağladın aç arşivleri oku araştır, Kaç kişi asıldı kaç kişi öldü tarihi araştırmadan boş beleş yorumlarda bulunma. Her müslüman olana da "din tüccarı damgası vurma".

Hemen üstünüzdeki yazı kaynak olarak Sinan Meydana Aittir.

Ayrıca arkadaşıma katılıyorum tamamen boş bir yazıdır. Şapka giymeyen asıldı, kadınlar bile şapka takıyordu gibi iddiaları sadece komik buluyorum.,

Bu fotoğraf yıllarca şapka takmayanlar asıldı iddiası için kullanılır aslında balkan savaşında rum eşkıylarının yöre halkını idam etmesine aittir

s-9d257494feaad952947ba31c3f75f10cde2fba67.webp


İskipli Atıf 1909 yılında ki 31 mart ayaklanmasında da hapis cezası aldı. İşinize gelmediği için gündemde tutmazsınız ama bir din adamı "Şapka gavur icadıdır. Şapka giyeni vurun." derse ayaklanan halk farklı illerde hükümet konaklarını basarsa bu isyandır. Bu olaydan sonra mahkeme kurulur ceza alinir ve infaz edilir.
 
Devrimler kansiz olmaz. Haklidir haksizdir ayri bir tartisma konusu.

Rus Devrimi, Fransiz Devrimi, Ingilterede Oliver Cromwell’in yaptigi vs.

60-70 milyon Rus kesti komunistler yeni rejimi oturtmak icin. Dolayisiyla oldurulmedi asilmadi felan demek “ komik “tir. 600 yillik duzeni degistiriyorsun tabi ki adam oldureceksin. Bunun baska yolu yok.

O yuzden asilmadi yapilmadi zart zurt kilif bulma cabalari bana abes geliyor. Catir catir adam asildi Istiklal Mahkemelerinde. Silah arkadasi Kazim Karabekir dahi idamla yargilandi. Bu konulari tartisarak bir yere varildiginida daha gormus degilim.
 
Çok uzun okumadım
 
göster bakiyim bi o arşivleri ve araştırmaları çok merak ettim.

daha kendi yazdığın (paylaştığın) yazıdan haberin yok bee. dinle ne alakası varmışmış. olm senin yazdığın yazıda zaten yazıyor halkın dini gerekçelerden ötürü şapka takılmaması gerektiği zırvaları :))))

kafalar gerçekten pırıl pırıl maşallah.



bak bak lafa bak.
bu zındıklar bir de nasıl kılıf uydurmuşlar :ddd

şapkayla namaz nasıl kılınacakmışmışmışmışmış :dddddd
la olm bunun hesabını ahirette dindarız ayaklarına milleti kışkırtan bu zındıklar acaba nasıl verecek çok merak ediyorum.
sanki kanunla artık namazlar da şapkayla kılınacakmış gibi algı oluşturmuşlar.

sen de gelmiş bana "aklı başında olmayan cehalet sürüsü" diyorsun.

buradan bakınca kimin cehalet sürüsü olduğu kabak gibi ortada da yine de sen bilirsin yönetici kardeş.

Ben senin asker arkadaşın değilim üslübü nü düzelt edepsizleşme, Din ile ne alakası var dediğim şudur, Senin her müslümanı din tüccarı olarak görmendir, tarih den zerre bilgisi olmayan biri olduğun şu seviyesizce mesnetsiz yorumlarından bellidir. Aç bak bakalım kaç yerde karşılaşacaksın bu konu ile, 25 Kasım 1925' bu tarihleri araştır ordan bulacaksın, Dindar zındık gibi apsorıt malak yorumlarından anlaşılıyor ki senin içtiğin "su" bile haramdır sana. Ön yargı tavrından ne kadar geride kaldığın bellidir, Erzurum da o dönemlerde şapka takmak istemeyen insanlar vali'in kapısının önünde eylem yaptıkları için çok ağır cezalara maruz kaldılar. Burda geçmişte yanlışları doğruları ayırt etmek oldukça zor, O döneme ait bir çok belge ve kanıtlar tek tek ortadan kaldırıldı, Bu güne iyi adam süsü vermek için. Sivas ta buna karşı çıkanlar olunca. İstiklal Mahkemesi, 25 Kasım günü Sivas'a geldi. Sivas'ta şapka aleyhine duvarlara asılan yazılar dolayısıyla Sivas'ın bütün muhtarları yargılandı, beraat etti. Yargılanan bazı belediye görevlilerinden İmamzade Mehmet Necati'nin idama, iki kişi beşer, altı kişi onar sene, Belediye Başkanı Abbas ve diğerleri yedi buçuk sene hapse mahkum edildi. Mehmet necati 28 Kasım'da asıldı. Bunları yapanlar mı din müslüman ? Geçmişini bilmeyen cahalet geleceği kör sağır devrişi olur.
Burdaki verilen kanun ve hükümler, araştırsan mutlaka bulacaksın.
Şapka iktisası hakkında kanun

BİRİNCİ MADDE - Türkiye Büyük Millet Meclisi azaları ile idarei umumiye ve hususiye ve mahalliyeye ve bilûmum müessesata mensub memurin ve müstehdemin Türk milletinin iktisa etmiş olduğu şapkayı giymek mecburiyetindedir. Türkiye halkının da umumî serpuşu şapka olup buna münafi bir itiyadın devamını Hükûmet meneder.

İKİNCİ MADDE - İşbu kanun tarihi neşrinden itibaren meriyülicradır.

ÜÇÜNCÜ MADDE - İşbu kanun Büyük Millet Meclisi ve İcra Vekilleri Heyeti taraflarından icra olunur.

25 teşrinisani 1341 ve 8 cemaziyelevvel 1344


Lakin laftan ve sözden anlamayan insanlar için, Kanıt değil gözlerinin gördüğü ışığa kadar dayatsanda yine kendi bildikleri "yanlış" salva ile giderler. Tıpkı o dönemde
Atıf Hoca, 7 Aralık 1925'te tutuklanarak ankara istiklal Mahkemesi'nde yargılanmış, suçsuz olduğu anlaşılıp beraat etmesine karşın bırakılmayıp, 4 Şubat 1926 günü sabaha karşı eski meclis binası yakınlarındaki Karaoğlan çarşısında idam edilmesi gibi.

Yapacağın yorumlarda haddini aşacak cümleler kurma.
 
hee kardeş heee İskilip atıf hoca heeeeeee
 
Klavye kahramanları altı boş şekilde saldırmış ve hatta hakaret vari üslupla zırvalamışlar ama konu sahibi haklı çıkmış. Konuya dönersek; idamlar doğru.
 
Ben senin asker arkadaşın değilim üslübü nü düzelt edepsizleşme, Din ile ne alakası var dediğim şudur, Senin her müslümanı din tüccarı olarak görmendir, tarih den zerre bilgisi olmayan biri olduğun şu seviyesizce mesnetsiz yorumlarından bellidir. Aç bak bakalım kaç yerde karşılaşacaksın bu konu ile, 25 Kasım 1925' bu tarihleri araştır ordan bulacaksın, Dindar zındık gibi apsorıt malak yorumlarından anlaşılıyor ki senin içtiğin "su" bile haramdır sana. Ön yargı tavrından ne kadar geride kaldığın bellidir, Erzurum da o dönemlerde şapka takmak istemeyen insanlar vali'in kapısının önünde eylem yaptıkları için çok ağır cezalara maruz kaldılar. Burda geçmişte yanlışları doğruları ayırt etmek oldukça zor, O döneme ait bir çok belge ve kanıtlar tek tek ortadan kaldırıldı, Bu güne iyi adam süsü vermek için. Sivas ta buna karşı çıkanlar olunca. İstiklal Mahkemesi, 25 Kasım günü Sivas'a geldi. Sivas'ta şapka aleyhine duvarlara asılan yazılar dolayısıyla Sivas'ın bütün muhtarları yargılandı, beraat etti. Yargılanan bazı belediye görevlilerinden İmamzade Mehmet Necati'nin idama, iki kişi beşer, altı kişi onar sene, Belediye Başkanı Abbas ve diğerleri yedi buçuk sene hapse mahkum edildi. Mehmet necati 28 Kasım'da asıldı. Bunları yapanlar mı din müslüman ? Geçmişini bilmeyen cahalet geleceği kör sağır devrişi olur.
Burdaki verilen kanun ve hükümler, araştırsan mutlaka bulacaksın.
Şapka iktisası hakkında kanun

BİRİNCİ MADDE - Türkiye Büyük Millet Meclisi azaları ile idarei umumiye ve hususiye ve mahalliyeye ve bilûmum müessesata mensub memurin ve müstehdemin Türk milletinin iktisa etmiş olduğu şapkayı giymek mecburiyetindedir. Türkiye halkının da umumî serpuşu şapka olup buna münafi bir itiyadın devamını Hükûmet meneder.

İKİNCİ MADDE - İşbu kanun tarihi neşrinden itibaren meriyülicradır.

ÜÇÜNCÜ MADDE - İşbu kanun Büyük Millet Meclisi ve İcra Vekilleri Heyeti taraflarından icra olunur.

25 teşrinisani 1341 ve 8 cemaziyelevvel 1344


Lakin laftan ve sözden anlamayan insanlar için, Kanıt değil gözlerinin gördüğü ışığa kadar dayatsanda yine kendi bildikleri "yanlış" salva ile giderler. Tıpkı o dönemde
Atıf Hoca, 7 Aralık 1925'te tutuklanarak ankara istiklal Mahkemesi'nde yargılanmış, suçsuz olduğu anlaşılıp beraat etmesine karşın bırakılmayıp, 4 Şubat 1926 günü sabaha karşı eski meclis binası yakınlarındaki Karaoğlan çarşısında idam edilmesi gibi.

Yapacağın yorumlarda haddini aşacak cümleler kurma.

İskipli atıf bir vatan hainidir. Hem osmanlıya Hemde Türkiye cumhiryetine baş kaldırıda bulunmuştur ve hem TC öncesi hem TC sonrası eylemlerinden dolayı idam edildi.
Sivas olaylarına gelirsek olayları eksik anlatıyorsunuz, Muhtarlar diğerleri şapkadan dolayı değil şehrin sokaklarına asılan afişlerde halkı isyana teşvik ettiği için idam edildi

Ayrıca kendi paylaştığınız 671 nolu kanında İdari, Genel, mahalli ve yerel yönetimlerde görevli memurların takması zorunludur diyor. Kanun memurlar için yerel halk için değil.

Bu durumda benim ilk mesajımı haklı çıkartıyor.
 
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
Geri