Said nursinin imamı rabbani hazretlerine zıd olan görüşleri

FORUMSAL.NET YENİDEN ERİŞİME AÇILDI ForumSAL · Bilgilendirme

Yaşanan süreçte sabır gösteren ve yanımızda olan tüm üyelerimize teşekkür ederiz. Alternatif adreslerimiz üzerinden de bize ulaşabilirsiniz.

Alternatif erişim adreslerimiz
⚪ Konu yazarı en son 2930 gün önce aktifti
10- Müceddid İmâm-ı Rabbânî, İslâm’ın bütün emirlerini akıl ile isbâta kalkışan nübüvveti aşağılamış demekdir. O, kimseyle konuşmak akıl ile bağdaşmaz. Mektûbât, c.1/ 214. mektûb
•Ahkâm-ı islâmiyyeyi kendi aklıyle anlamak ve aklı ona rehber etmek isteyen kimse, nübüvveti inkâr etmekdedir. [Peygamberliğe inanmamış olur.] Onunla konuşmak akl işi değildir. [Delilikdir.] 1/214
•Ahkâm-ı islâmiyye nin isbâtında, Kitâb, sünnet, müctehîdlerin kıyâsı ve icmâ-i ümmet mu’teberdir. 2/55
•Enbiyânın bildirdikleri doğru haberleri, akla uydurmağa çalışmak, nübüvveti inkârdır. 1/266 [Müjdeci Mektûblar]
10- Saîd Nursî ise, bütün kitâblarında, kendi aklınca İslâm’ı akıl ile anlatmaya çalışmış, akıl üstü olan İslâm’ı mahlûk olan aklın seviyyesine indirmişdir. Tuttuğu yol felsefecilerin yoludur ve Felsefecilere olan sevgisini her fırsatta anlatır.
NURS BU BAKIMDANDA İSLAM ALİMLERİNE BENZEMEZ
 
11- Müceddid İmâm-ı Rabbânî hemen hemen bütün mektûblarında tasavvufu (tarîkat) müdâfa’a etmişdir. Mektûbât, c.1/ 187, 224. mektûb
11- Saîd Nursî ise zamanımızda tarîkata lüzûm yokdur, tarîkat ehli, nurcu olmalıdır, diyor. Emîrdağ Lâhikası, c.2, s.334; Sikke-ı tasdîk-ı gaybî, s.69; Mektûbât, 5. mektûb.
Deli tasavvufu bilmediği için islamiyyetten ayrı bir şey sanıyor.
 
Ahirete inancı olmayan bir kimsenin dürüst davranması son derece aptalcadır. İnancı gereği hayattan olabildiğince faydalanabilmesi için her türlü pisliği vakit geçirmeden kullanması şarttır, çünkü ömrü kısıtlıdır başka beklentisi yoktur. Bu yüzden onlardan dürüstlük beklemek saflığına düşmemek gerekir. Eğer hıyanet yapmıyorsa ya uygun ortam bulamamıştır yada geri zekalıdır.
 
Ahirete inancı olmayan bir kimsenin dürüst davranması son derece aptalcadır. İnancı gereği hayattan olabildiğince faydalanabilmesi için her türlü pisliği vakit geçirmeden kullanması şarttır, çünkü ömrü kısıtlıdır başka beklentisi yoktur. Bu yüzden onlardan dürüstlük beklemek saflığına düşmemek gerekir. Eğer hıyanet yapmıyorsa ya uygun ortam bulamamıştır yada geri zekalıdır.

Peki, ahiret inancı olan bir kimsenin dürüst davranmasının tek nedeni, ahirette alacağı hatunlar ve içeceği şaraplar mıdır ?


Çıkın şu yobaz kafadan. Biraz etrafınıza bakın.
 
Dürüst davranmasının tek nedeni inancına bağlı otokontroldür - buna murakabe denir - bundan haberi olmayana zaten ne yaparsa yapsın müslüman denmez
 
Yerli kovboy coşmuş yine Arab’ın biri kuyuya taş atmış 80 milyon türk çıkartmamış
 
12- Kimsenin îmân ile öldüğüne hüküm olunmaz. Müceddid İmâm-ı Muhammed Ma’sûm, c.2/ 36.mektub ; Müceddid Mevlânâ Hâlid Bağdâdî,Mektûbât ,58.mektûb; A’râf Sûresi,99; Me’âric Sûresi, 27-28. âyet-i kerîme;
12- Saîd Nursî, “ Risâle-i nûr talebeleri îmânsız ölmezler.” Sikke-i tasdîk-ı gaybî, s.23, 31, 102 ;
“ Ebedî se’âdet ve selâmete erişeceğinizi tekeffül ederim. “ N. Şahiner, Bilinmeyen Taraflarıyla Saîd Nursî, s.275
-- Tekeffül: Birine, bir şeye kefil olmak
3 ay tahsilli 6 ay tescilli deli Saîdin kendi kafasından Kur’ân-ı Kerîm tefsîrine kalkışması tabiî ki böyle fâhiş hatâlara düşmesine sebeb olmuşdur.
 
BU YAZILARI YAZMAMIZIN NEDENİ DELİSEVERLERİN İYİCE AZIP ZIRVALARI HER KİTAPTAN ÜSTÜN BİLDİKLERİ İÇİN VE DELİYİ HER İSLAM ALİMİNDEN ÜSTÜN GÖRDÜKLERİ İÇİNDİR..
Okuduğunu anlamayan bazı cahiller hep bunlardan örnek vermeyin kurana bakın diyor. Okuduğunu anlamayan, ne konuştuğunu bilmeyen kimseler yazımızı okumasın, yorumda yapmasın.
“Risâle-i nur, Abdülkâdir Geylânî, İmâm-ı Gazâlî, Muhyiddin-i Arâbî, İmâm-ı Rabbânî, Mevlânâ Celâleddîn Rûmî’ tefsîrlerinden daha kıymetlidir.” (İşâratül’- îcâz, Bir müdâfaa, s.305, Mehmed Kayalar).
DELİNİN PEŞİNDEN GİDEN UYUŞUK BEYİNLİLER MEKTUBATI RABBANİYİ MESNEVİYİ BÜYÜK ALİMLERİ BİR KALEMDE HARCAYACAK KADAR CAHİL VE BİLGİSİZDİR.
Biz “ NUR talebeleri îmânsız ölmezler.” Diyen megalomanyak tescilli deli NURS ile, İmamı Rabbani Müceddidi Elfi Sani Ahmed Faruki serhendi, Urvetül Vüska Muhammed Masum ve Mevlana Halidi Bağdadi arasında hiç benzerlik bulamadık ama DELİNİN kime benzediğini bulduk...
"Türk milletine büyük hizmetler yapmışsın, cennette âlâ bir yer kazanmışsın. Bundan sonra ibadet yapmana gerek yok"
--- Akdeniz Üniversitesi'nin eski rektörü İsrafil Kurtcephe'ye Fetullah GÜLEN papazı tarafından söylenen söz.

Acaba kimden ilham almış olabilir....
 
nûrcular," bu devr îmânı kurtarma devridir,îmân hakîkatleri "sözünü ağızlarından hiç düşürmezler, devâmlı gevelerler...,bu devrde,îmân,ilk öğrenilmesi lâzım olandır,şartdır...o zemân,nûrcular, îmânı iyi bilen,îmân sâhibi kişilerlerdir,demekdir...peki,nûrcuların,îmânı çok kuvvetliydi de niye,fetoş,cemâ'atler arasında, sizi seçip,yoldan çıkardı,dîninizden etdi,mürted oldunuz.îmânı düzgün,kuvvetli bir kişi,fetoş gibi kâfire,nasıl uyabilir ? ...çünki,bu saçmalıklarla dolu,çakma kitâblarda,îmân değil,küfr çokluğu var,îmânınız bozuk ki,fetoşun sapıklığını göremediniz veyâ,sapıklığı size sapık gelmedi...demek ki,îmânınız,çakma bir îmân,sapık bir îmân ki,ona severek uydunuz [ her gün bu küfrlerini kitâbından alarak,aldatılmış nûr kardeşlerimizi tenvîr niyyetiyle, yazacağız inşâallâh.]
saîd nûrsî diyor ki , : " ey ehl-i kitâb,islâmiyyeti kabûl etmekde,size bir meşakkat yokdur.size ağır gelmesin.zîrâ,size bütün bütün dîninizi terk etmenizi emretmiyor...." saîd nûrsî,işârâtü'l-i'câz,s.60,zehrâ yayınları,2003,istanbul
 
risaleler tefsîr değildir,o zat kitâbını aklına göre yazmışdır, zıtlık ve bozukluklarla doludur. Buna te'vîl de denemez... Te'vîl,tefsîrin,diğer,nakllerle açıklaması mâhiyyetindedir. Bununki ise,naklin dışına çıkmak,sapıtmak demekdir. Ya kafasından uyduran yada mason ve reformcu mezhepsiz oldukları ayyuka çıkmış abduhun, efganinin, carullah beykiyefin, ahmet kadiyaninin, hamidullahın, muhammed ikbalın sapık beyânlarının etkisini her an gururla ifade eden böyle birinin boş kafasından çıkan fikirlerine aklı başında bir insan nasıl uyabilir. Böyle birine uymak,îmânının kıymetini bilmemek demekdir..
 
“ Biz isrâiliyyâtı usûlüne ve hikâyâtı akâidine ve mecâzâtı hakâikine karışdırarak kıymetini te’dîb edemedik. O da cezâ olarak bizi dünyâda te’dîb içün zillet ve sefâlet içinde bırakdı.muhâkemât,s.11
“ İsrâiliyyâtın bir tâifesi hikmet-i yunaniyyenin bir kısmı dâire-i İslâmiyyete dühûl etmeleriyle, dîn süsüyle görünerek efkâra ihtilâle verdiler. Muhâkemât, s.19
o----o----o
Diyor ki; dini kitaplarda ve bilgilerde israiliyyat varmış,,
Selefîlerin (reformistlerin) ve bilhassa mason olduğu hâlde müslimân gözüken kişilerin , aslında yüce İslâm dîninde mevcûd olmayan hurâfelerin, isrâiliyyâtın sonradan İslâm dînine karışmış olduğunu dillerine dolayarak Müslimanların geri kalmışlığını buna bağlamak istemeleri, büyük bir iftirâ ve haksızlıkdır. Geri kalmışlık ne şer’î hükümlerin zamana göre ta’dîl edilmeyerek(değiştirilmeyerek)sâbit bırakılmasından, ne de İslâm dînine hurâfeler karışmış olmasındandır.Geri kalmışlığın esâs sebebi Müslimânların dînlerini ihmâl etmelerinden ya’nî İslâm dîninin emir ve yasaklarına fiilen uymamalarından ve inanç olarak da dîne olan bağlılıklarını gevşetmiş olmalarındandır.[ Müslimânlar dînî vecîbelerini yapmada ileri değil ki geri kalmışlığımız İslâm dînine yüklenebilsin.]
İslâmda, ta’dîl etmek (değişiklik yapmak) ise, dîni hükümleri her çağa uyduracak şekilde değiştirmek demek olduğundan, bu ta’dîlin her zaman için yeni bir dîn yapmakdan, bir başka ta’bîrle dîn yaratmakdan farkı yokdur. İslâm dîninin geçici hüküm süren ve bir müddet sonra hükümden kalkan, her yeni cereyâna uyarak gelgeç bir oyuncak hâline konulmasına asla müsâ’ade edilemez. Bugün bir said çıkar yarın başka bir sait çıkar.
 
“İslâma israiliyyat bulaştı ”, “ Kur’ân bana yeter”, “ Kur’ânı mürşid edindim ”, ” Kur’ândan ilhâm alarak islâmı anlamak lâzım ”, diyerek edîlle-i şer’îyye’den, Kur’ân-ı Kerîm, Sünnet-i seniyye, İcmâ’-ı ümmet ve Kıyâs-ı fükahâya uymak gerekirken,yalınız Kur’ân-ı Kerîme uymanın kâfi olduğunu iddi’â ederek kendi görüşlerini din yapmak, şimdiye kadar İslâm dînini bize ulaştıranlar, hak ve hakîkat yolundaki gayret ve metânetlerini övmekde âciz kaldığımız o kıymetli İslâm âlimlerinin yerine deliyi koymak olur.
3 aylık tahsilli 6 aylık tescilli delinin, “Mürşidim Kur’ândır ( 28.mektûb ) diyerek eskilerden hiç kimsenin sözüne dayanılıp güvenilemeyeceğini söylemesine rağmen arasıra AbdülKâdir Geylânî, İmâm-ı Rabbânî, Mevlânâ Hâlid bağdâdî (Kaddesellâhü sirrahül Azîz) gibi büyük zevâtdan me’haz göstermesi tezâd teşkîl etsede onların yüce isimlerinden faydalanmak için bir oyundur ve iki yüzlülüğü gösterir.
 
Zırvalarında sadece kendini öven said, israiliyat karıştığı iddiası ile kendi bozuk yazılarına yönlendirmeye çalışır. İsrailiyat ile ilgili ayrıntılı bilgi vermez. Yahudi bilgilerinin islam kitaplarına karışması bu kitapları bozması anlamına gelen olayı kendi reklamında kullanmaya çalışıyor.
Bu ikiyüzlülüğe rağmen bu zırvanın en büyük tefsir olduğunu utanmadan söyler ve daha garibi peşinden bir SÜRÜ gider.
BU ADAMIN YAZDIKLARI SAÇMALIKLARA, KİTÂB DENİLEMEZ,KARALADIKLARI VEYÂ HEZEYÂNLARI DENEBİLİR. ÜÇ AY MEKTEBE GİTDİĞİNİ BİZZÂT KENDİ SÖYLEYEN DELİ, FETVÂ VERMEYE MÜKTEDİR BİR İNSÂN DEĞİLDİR...ZIRR CÂHİL OLUP, İTTİHÂDÇI OLDUĞU İÇİN, İTTİHÂDÇILAR TARAFINDAN ŞİŞİRİLİP ÂLİM,MÜCEDDİD GİBİ KENDİSİNİ AŞAN RÜTBELERLE TANITILMIŞ, MEŞHÛR EDİLMİŞ BİRİSİDİR...
RİSALEYİ OKUYAN, ONA TABİ OLAN NE SÜNNETE ULAŞIR, NE KURAN'A ULAŞIR NE DE ALİMLERE ULAŞIR! İLMİ EDEPTEN YOKSUN OLARAK SADECE O KİTABIN İÇİNDE BOĞULUR KALIR. ÖZET BUDUR... AYRICA; HEM ANLAŞILMAYAN, HEM DE BOZUK KİTAPLARI OKUMAK AHMAKLIKTIR.
 
Biri aklına estiği gibi yazılar yazıp, diğerleride kabirdekilere Kuranı kerim yerine bu zırvaları okuyacak kadar bu tefsirdir ama klasik tefsir değil, herşeyi akılla ıspatlıyor, farklı tefsirdir demek onun itikad, bilgi ve altyapı eksikliğini ve tehlikede olduğunu gösterir. Allahu teala anlayışlarını artırsın.
İsrailiyat bulunduğunu iddia eden kişinin kuru iddia yerine bunları ayırıp bizleri haberdar etmesini, bildiklerini temizlemesini ve böylece hizmet etmesini beklerdik.
Hadis-i şerifte Cehenneme gidecekleri bildirilen yetmiş iki fırkadaki islâm ismini taşıyan münâfıklar, o zamanlarda da, şimdiki(Dinde reformcular)ın yaptıkları gibi, dinden olmıyan hurâfeleri islâmiyete sokmuşlardı. Fakat, Ehl-i sünnet âlimleri, bunları birer birer inceleyerek ayıkladılar. Bugün Ehl-i sünnetin temel kitaplarında, hiçbir hurâfe, hiçbir mevdû' hadis yoktu
 
SAÎD NURSÎ’NİN AKIL HÂLİ
"İstanbul Müftülüğü,Arşivlerinden 4480 nolu belge." adıyla kayıtlı iki belge mevcuttur.
Said Nursi'ye akıl sağlığı yerinde olmadığını biz değil kendisi diyor;
Şualar 14.Şua'da ;
“Abdülhamid'in emriyle tımarhaneye koyuldum.” diye ifade etmektedir.
Hareketleride akli dengesinin bozuk olduğuna işarettir bu hareketleri şunlardır;
Şakird Faik KOÇYİĞİT Asr-ı Üstad Bediüzzaman kitabında ;
"Üstad öyle bir hal ile Minarenin (şerefesinin) üzerine çıkardı" [Asr-ı Üstad Bediüzzaman 67 Faik KOÇYİĞİT]

“ Minâre şerefesinin üstüne çıkarak, düşme tehlikesini göze alıp, canbazlık yapması “
[Necmeddin Şahiner, Bilinmeyen Taraflarıyla Saîd Nursî, s. 68 9]
Said Nursi çoğu yerde kavga yapar kimseyle anlaşamazdı insanlar onun ile anlaşmakta zorlanırdı.
Gittiği yerlerde hep olaylar çıkardığından oradan uzaklaştırılıyordu. Mardin mutasarrıfı çıkardığı olaylar sebebiyle onu şehir dışına çıkartmak durumunda kaldı.”
[Bilinmeyen Taraflarıyla Said Nursi, s. 69 Necmeddin ŞAHİNER]
 
SE'ÎD NORSÎ'DE MÜ'TEZİLE MEZHEBİ TE'SÎRİ :
Said, bütün yazılarında,islâm dînini aklla açıklamaya kalkışmışdır.Ehl-i sünnetin hiç bir âlimi bu usûlü uygun görmemiş,bundan dolayı,dîni aklla îzâh etmeyi tercîh eden sapık mü'tezile mezhebini tenkîd etmişlerdir.
İslâm âlimlerinin en büyüklerinden,İmâm-i Rabbânî, Mektûbât(1/215) kitâbında,bu husûsda şöyle buyurmuşdur : " İslâmiyyetin bütün emrlerini aklına uygun getirmek isteyen,aklı ile isbâta kalkışan kimse,(Nübüvvet'e) inanmamış olur.Onunla konuşmak akl işi değildir."
Bu konu NURS un Felsefeci tarafı incelenirken yeniden bahsedilecek.
 
SA'ÎD NORSÎ'DE ŞÎ'Î BULAŞIKLIĞI
1- " Hılâfet ve saltanâta geçen nebî gibi ma'sûm olmalı." (1)
'İsmet sıfatı nebîlere âiddir,halîfelerin ma'sûm olması demek,onları nebî mekâmına çıkarmak veyâ ma'sûm olmadıklarından,hılâfetlerini kabûl etmemek demekdir.
2- " Fâtımî ve Safevî devletleri, Âl-i Beyt (Ehl-i Beyt) devletidir." (2)
Hâlbuki,bu devletlerin şî'î devleti olduğunu târîh bilen herkes bilir,bilmeyen yok gibidir.
3- Sa'îd Norsî,ilhâmı,keşfi delîl olarak alır.
Bu, Ehl-i sünnetde,delîl değil,râfizîlikde bilginin kaynağı olarak kabûl görür.'Akâid-i 'Ömer Nesefî
BU SÖZLER ÇOK ÇİRKİN VE TEHLÜKELİ SÖZLERDİR.BU SÖZLERİNİ,HAFÎFLETEREK,KEŞF DESEK BİLE,SAPIK SÖZLERDİR,KEŞF ZÂTEN EHL-İ SÜNNETDE DELÎL DEĞİLDİR,CA'FERÎ (RÂFİZÎ) MEZHEBİNDE DELÎLDİR
(1) Sa'îd, Mektûbât,19.mektûb,s.117,Zehrâ yayınları,2003,İstanbul
(2) Sa'îd, Mektûbât,19.mektûb,s.117,Zehrâ yayınları,2003,İstanbul
(3) Hemen hemen her kitâbında," Birden kalbime geldi ki " ," Bana yazdırılıyor " ,gibi ifâdelere çokca rastlanmakdadır.
 
Hubb-u Ehl-i Beyti meslek yapan Alevîler ne kadar ifrat da etse, Râfizî de olsa, zındıkaya, küfr-ü mutlaka girmez. Çünkü muhabbet-i Âl-i Beyt ruhunda esas oldukça, Peygamber ve Âl-i Beytin adavetini tazammun eden küfr-ü mutlaka girmezler. İslâmiyete o muhabbet vasıtasıyla şiddetli bağlanıyorlar. -- Emirdağ Lahikası
o----o----o
Rafıziler kim biraz bakalım...
Râfızîler Aliyi seviyoruz. Onu sevmek için, Eshâb-ı kirâmın hepsine veya birkaçına düşman olmak lâzımdır, diyorlar.
(Ümmetim arasında, râfızî denilen çok kimseler meydana gelecektir. Bunlar, islâm dîninden ayrılacaklardır)
Üç halîfeye ve Eshâb-ı kirâma düşman olanlara (Râfızî) denir.
Her müslimânın Eshâb-ı kirâmı “radıyallahü teâlâ anhüm ecma’în” sevmesi, onların hocalık haklarını gözetmesi lâzımdır. Eshâb-ı kirâmın hepsini sevenlere, herbirine saygı gösterenlere, (Ehl-i sünnet) denir. Bir kısmını beğenip, bir kısmını sevmiyenlere (Şî’î) denir. Eshâb-ı kirâmın hepsine düşman olana (Râfızî) denir. Abdüllah bin Sebe’ yehûdîsinin yolundadırlar. İslâm düşmanıdırlar.
• Şî’îler, hâricîler ve mu’tezîle, Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem” Eshâbını kötüledikleri için, kurtuluşları mümkin değildir. İRME/1/80
Deli rafızide olsa filanca sebeple kurtulur diyor, Halbuki yalan söyleyip seviyorum dediği alimler rafizilerin ne olduğunu açıklıyor, sapıkların sevilmeyeceğini bildiriyor. Deli delilikten kurtarsa da takip edenler dikkat etsin..
 
Mutezile sapık mezhebi etkisini sözlerinde ve hareketlerinde hissettiren Sait, Şiayı da boş geçmeyip ilaveten vehhabileri de övmeden edemez. Sapık sevgisine ek olarak Saitin gizli mason sevgisini, behai etkisini de göstermeye çalışacağız. Nerede ise tüm sapıklıklardan bir bulaşıklık barındıran işleri bırakın bir alimi avamdan birinin yapması mümkün olmasada bu adamda hepsi var.
SA'ÎD NORSÎ'DE VEHHÂBÎ YAKINLIĞI
- " AbdülGâdir Geylânî,İmâm-i Rabbânî kitâbları beni tatmîn etmedi,onun için Kur'ân'ı mürşid edindim." (1) " Bütün kitâblara isrâ'îliyyât karışmışdır." diyen bu kişi (2) vehhâbîleri tanır,onları medh eder : " Vehhâbîlerin nemâza çok dikkat etmeleri iftihâr edilecek şey'dir,şerî'ata çok bağlıdırlar." (3), " İslâm büyüklerinin türbelerine mukaddes görmek sebebiyle,Allâh vehhâbîleri müsallat etdi." (4) diyebilmekdedir.
Meşhûr mason Cemâleddîn Efganî ve mason M.Abdüh'ü üstâd kabûl etmesi,selefîlerin,te'sîri altında kaldığını da göstermekdedir..(5)

(1) Sa'îd Norsî,Mektûbât,28.mektûb,s.401,Zehrâ yayınları,2003,İstanbul
(2) Sa'îd Norsî,Mühâkemât,s.169 (Âsâr-i bedî'iyye içerisinde),Elmas neşriyyât,2004,İstanbul
(3) Sa'îd Norsî,Mektûbât,28.mektûb,s.418,Zehrâ yayınları,2003,İstanbul ; 'Üsmânlıca Mektûbât,s.586
(4) Sa'îd Norsî,Mektûbât,s.418,Zehrâ yayınları,2003,İstanbul ; 'Üsmânlıca Mektûbât,s.586
(5) Sa'îd Norsî,Âsâr-i bedî'iyye,s.411,Elmas neşriyyât,2004,İstanbul ; Sa'îd Norsî,Târîhçe-i hayât,s.68,Zehrâ yayınları,2003,İstanbul
o----o----o
Müslümanların Vehhâbîlerden öğrenecekleri bir şey yoktur. Onları âlim sanarak savunmak, çok dehşet vericidir.
Vehhâbîler bid’at ehlidir. Bid’at ehlinin yazılarına itibar edilmez. Bunun Türkiyedeki bazı savucuları vehhâbî’lerin sözleri tevil edilerek, pisliklerini temizlemeye çalışıyorlar. Bu olay, onları savunanların vahim durumunu da ortaya çıkarıyor. (Elbette yanlış söylüyorlar) diyemiyorlar.
(Vehhâbîler şimdi yumuşadılar.Eskiden müslimânların mallarına, canlarına saldırıyorlardı. Şimdi böyle vahşet yapmıyorlar. Hattâ, Ehl-i sünnet olduklarını söylüyorlar)diyenler işitiliyor. Evet, açık Nassları değişdirmiyenleri için bu söz doğrudur. Bunlar her müslimân ile kardeşdirler.Fekat, şimdi bütün dünyâdaki müslimânların dinlerine, îmânlarına saldırıyorlar. Eskiden müslimânların dünyâlarını yok ediyorlardı. Şimdi, âhıretlerine, ebedî hayâtlarına saldırıyorlar. Müslimânları ebedî felâkete sürüklemek için bütün kuvvetleri ile çalışıyorlar. Medîne-i münevveredeki medresenin müdîri,Abdül’Azîz Bâzın(Tahkîk ve îzâh)bozuk kitâbının türkçesini hâcılara dağıtarak, Ehl-i sünnet i’tikâdını yok etmeğe çalışıyorlar.
 
Vehhabiliği ingilizlerin kurduğunu görmezden geliyorlar.
Pis vehhabiler namaza bu delinin söylediği gibi kıymet vermezler - Dinin önemsediklerini hiçe sayarlar - La ilahe illallah kelimesinin ikinci kısmını kabul etmez ve yok etmeye çalışırlar - Ehli sünneti tekfir ederler. Delinin iddiasının aksine sayıları az değildir ve ingilizler tarafından desteklendikleri için güçlü ve sistematiktir, para ile uşak satın alırlar ve kullanırlar.
Vehhâbîler bid’at ehlidir. Bid’at ehlinin yazılarına itibar edilmez. Bunun savucuları vehhâbî’lerin sözleri tevil edilerek, pisliklerini temizlemeye çalışıyorlar. Bu olay, onları savunanların vahim durumunu da ortaya çıkarıyor. (Elbette yanlış söylüyorlar) diyemiyorlar. NURS hata yapmıştır kendi de bozuk olduğundan devrindeki her bozukluğu savunmuştur. Kendi öldü gitti karşılığını almıştır, ancak peşinden körlemesine gidenleri uyarmak vazifemizdir.
 
Geri