Sitemizi ana ekranınıza bir web uygulaması olarak nasıl yükleyeceğinizi görmek için aşağıdaki videoyu izleyin.
Not: Bu özellik bazı tarayıcılarda kullanılamayabilir.
Foruma hoş geldin 👋, Ziyaretçi
Forum içeriğine ve tüm hizmetlerimize erişim sağlamak için lütfen foruma kayıt olun veya giriş yapın. Üyelik tamamen ücretsizdir ve sadece birkaç dakikanızı alır.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz.. Tarayıcınızı güncellemeli veya alternatif bir tarayıcı kullanmalısınız.
İnsanlar yaşlanınca bazı şeyleri daha iyi anlar derler.
Size bir itirafda bulunayım mı?
Ben Şemsi Fikrigil de aynen böyle hissediyorum.
Hayatım boyunca bir mucize bekledim.
Nasıl derler şimdi ki deyimle?
Hah gerçek üstü bir atraksiyon.
Fakat mucizenin içine o kadar çok baktım ki şimdi beni ancak gerçek birşeyler beni bu mucizeden kurtarır.
Bunu anladım işte.
Gerçeğin kıymetini.
Hayatta duyduğum en büyük yalan, gerçeğin görece olduğu yalanıdır.
Neymiş efendim;
Gerçek güya kişiden kişiye değişirmiş.
Herkes nasıl algılarsa öyle inanırmış.
Halbuki mühim olan nasıl algıladığımız değil, neyi algıladığımızdır.
Mesela bir insanı düşünün.
Siz onu aptal olarak gördüğünüz için aptal olduğunu düşündüğünüz anda gırtlağınıza kadar kibre batmışsınız demektir.
Bunu nerden mi biliyorum?
Ben o adamım.
Aptal falanda değilim.
Sadece sizin kadar hızlı düşünemiyorum.
Bunun belkide yaşımla ilgisi olabilir.
İnsanlar, bilhassa da kadınlar malum belli bir dönemden sonra yaşlarını gizleme eğilimi duyarlar.
Bunun aslında yaşlılık korkusuyla bir ilgisi yoktur.
Ölüm korkusuyla ilgisi vardır.
Ve eğer işiniz öldürmekse ölmekten en çok siz korkarsınız.
Öldürülmekten mi demeliyim yoksa?
Peki.
Öldürülmekten diyelim.
Ölüm korkusu için hiçkimsenin yapabilecek hiçbirşeyi yok.
Fakat bu sabahtan beri yaşadıklarım bana öyle öğretti ki öldürülmekten korkanların yapabilek bir tel şeyi var, kendini hapsetmek.
Mesela kendinizi bir odaya kilitleyip dört duvar arasına hapsolabilirsiniz.
Ya da bir koruma ordusu besleyim dersiniz etten bir duvarın arkasına hapsolursunuz.
Ama hem özgür olayım hemde duvarın içindeki gibi güvende olayın diyorsanız, size önerebileceğim bir tek hapishane var.
Kendiniz.
Bir doktor arkadaşım anlatmıştı.
İnsan korkuya kapıldığında ilkin kendine kaçarmış.
Ve bir süre sonra, yepyeni bir alem yaratır orda yaşamaya başlarmış.
Fakat demişti doktor arkadaşım;
İnsan çabuk sıkılan bir hayvandır.
Zamanla yalnızlıktan bunalmaya başlar ve gömüldüğü kendisinden yeni yeni insanlar yaratır.
Sonra onlarla dertleşmeye giderek didişmeye ve en sonunda da çatışmaya başlar.
Peki o zaman ne yapar diye sormuştum?
Dışarı kaçar demişti.
Ama artık başka bir insan olarak.
Bağışla! İkinci El Bu Vedalaşma.. Hatim etmiştim gözlerini..
Ama senin gözlerinin,
Başka hangi dinlere inandığını hiç bilmiyordum..
En sonunda bir bidon dolusu benzini alıp,
Gözbebeklerimin içindeki seni cayır, cayır yakıp öylece gitmiştin!
Sen bana Tanrı’nın armağanısın sanırdım..
Ne sen armağan olacak kadar saftın,
Ne de Tanrı seni bana armağan edecek kadar kötüydü..
Yine ben yanılmıştım..
Beş parmağımın izi kalmıştı aldatılışımda,
Gidişini tokatlamıştım!
Yaralarımı karalara bağladım..
Artık her gün yas..
Artık her gün sus..
Artık her gün öl..
Sen bu kadar siyaha boyanmışken bende ayakuçlarına kadar..
Hangi mahkemede temize çıkarabilirsin kendini?
Hangi kilise çıkarır içindeki günahları gözbebeklerine kadar?
Bitti dedin, bittim..
Git dedin, gittim..
Sus dedin, sustum..
Beni iyi ezberlemiş misin söyle bakalım!
Midemi bozan seni bil bakalım sevgilim, ben nereye kustum?
Kendine adresini bilmediğim bir şehir kur,
Ve git şimdi!
O şehir, bilirsem ölüm olur bize, gelirsem enkaz..
Ben kendimi ödüllendirdim merak etme sen!
Lütfen artık gidiniz!
Son model bir neşter kiraladım bugün kendime..
O beni terk ettikten sonra, bileklerime uğrayabilirsiniz..