Of Not Being A Jew - İsmet Özel

FORUMSAL.NET YENİDEN ERİŞİME AÇILDI ForumSAL · Bilgilendirme

Yaşanan süreçte sabır gösteren ve yanımızda olan tüm üyelerimize teşekkür ederiz. Alternatif adreslerimiz üzerinden de bize ulaşabilirsiniz.

Alternatif erişim adreslerimiz
⚪ Konu yazarı en son 2755 gün önce aktifti

İniyorum kulelerinden katil
​
​

iniyorum maktul minarelerden​

taraçadan, bahçeden​

ilk tanıyı bulanların indikleri her yerden​

ilk tanıyı bulandıran bir vaşakla birlikte​

değdikçe ayaklarım merdiven alçalıyor​

açılıyor leşlerin, atmıkların cesurane​

canlıların korka korka uzandıkları zemin​

ağzımda kef​

iki gözIerimde mil​

iniyorum kulelerinden​

katil.​

Körüm, o halde karanlık niye benden kaçıyor?​

Sağırım, nasıl oluyor da uğultum uzaktan​

beni çağırmaktadır?​

Göklerin çökeltisinden başkaca soy​

toprağın tortusundan gayrı hısım bilmeksizin​

iniyorum kirli eteklerine​

beni emziren kaltak şehrin​

iniyorum ama indirilmedim​

iniyorum çalıntı tahtımı terk ederek​

arada bir çehremi dalgalandıran karaltı​

vurulmuş arkadaşlarımdan yansıyor olsa gerek​

iniyorum onlardan artakalan yükü indirmek için​

indiğim yerde beni bir bekleyen yok​

indiğim yerde biçilmiş ot gibiyim​

puslu, çapraşık, koklanmamış​

ihmalkâr gözle okunmuş bir kitap​

bîtab bir gözle okunmayı tercih ederdim​

yoğrulmuş olan benle bir daha yoğrulsaydı​

benimle açsaydı ağırdan​

tükeniş faslını mızrap.​

Yağmurun yoldaşı denebilir mi bana?​

Ne dökülüş inişimde, ne çakış…​

Yalnızca o çetrefil​

aralama zahmetine katlanarak​

iniyorum kızları utandıran iç çekişle​

erkekleri boğan kasvetle iniyorum.​

Öfkemdi başlattı yolu​

ısrara gerek var deyip durdu şehvetim​

istemedi doğurmak böyle bir uğraşı tabiat​

tarih onu tanımazlıktan geldi​

bir dövüş olsaydı sonunda belki gevşerdi hırsım​

belki saçlar taranırdı bir sevişmeden sonra​

ama ben hınca hınç bekçisi kalacağım burçlarımın​

sonunda yükü bıraktığıma yanacağım.​

İniyor ve inliyorum​

nereye bir kucak dolusu​

sonluluk sorgusu getiriyorsam​

oraya bir kucak da getiriyorum​

bir kucak sadece genç ve diri değil​

bir kucak sadece yaşlı ve yorgun değil​

bir kucak sadece erkek ve vakur değil​

bir kucak sadece kıvrak ve dişi değil​

bir kucak sadece kavruk ve intikamcı değil​

bir kucak sadece gürbüz ve atak değil​

bir kucak sadece üzgün ve dindar değil​

bir kucak sadece temiz ve sevecen değil​

bir kucak sadece pis ve sırnaşık değil​

bir kucak sadece cömert ve sıcak değil​

bir kucak sadece sancılı ve keskin değil​

bir kucak sadece umursamaz ve bezgin değil​

bir kucak sadece öksüz ve çolak değil​

bir kucak​

sadece bir kucak​

açılınca açıkları kapatan​

acıkınca doyuran​

ve doyurunca​

nasıl da perişan, ne kadar da ölçülü​

darası alınmaz yüküm bu benim​

kayda geçirilemez, narhı konulmaz​

resmen ve alenen ifade usulü yok​

gözümün feri saydım onu, gücüm bundadır​

dizimin dermanıdır o​

buradan gelir cesaretim​

bende bu kucak olduktan sonra​

iyi veya kötü ne yapılabilir​

kendi hayatı aleyhine​

binlerce defa dolap​

çevirmiş olan bana?​

Bakın, bulduğum her gerçeği delik deşik ediyor​

kayboluş kapımı sürgüleyen bir vaşak​

her sevincimi viran eden bu hayvan​

yalanlar içinde boğulmamı önlüyor​

ondan kurtulacak olursam biliyorum​

beni yaşamakla coşturan​

bir kaynak keşfederim​

ondan kurtulduğum an​

bütün boyutlarımı​

kaybederim.​

Önceleri, acemiyken​

bu vaşak yokken daha yanıbaşımda​

okul müdürü​

veresiye satan bakkal​

kapıcı ve akrabaları​

dört ayrı ölümle ölmeyi öğren​

demişlerdi bana​

dört bucakmış​

anlattıklarına bakılırsa dünya​

omzun güneş kokuyor demişti​

kısa eteklikli kız​

o da omzuma bir şey konduracak mutlaka.​

İşte o zaman bildimdi​

anladımdı o sıra​

ne bir atlas kalır bende, ne ibrişim​

bu çuha, bu sicim elden çıkarsa​

acemiydim gitmem dedim sizin provalarınıza​

bön ve berbat buluyorum yaldızlı yaz gecelerinizi​

berbattır balkonda o güneşli sabahlar​

biraz açılmak için açıldığınız kırların​

aniden karşılaştığınız ırmakların​

ürpertisi ahmakça​

böndür beni belimden bölmeye kalkan enlem​

benden iki bakışık parça​

çıkarmaya çabalayan boylam da berbat​

ipekli libas giymem, altın takınmam​

atımın eğerinde kaplan derisi yoktur​

çehreme iyi baksalardı yırtılırdı​

uykularının zarı​

uykuluydular sinerken bedenime kıraç dağlar​

bitek vadilerle beraber ben tenimi yumarken​

uykularına tutundular…​

Çocuklar acıları paylaşmaz demiştim omuz silkerek​

acılardır paylaşan çocukları​

gün geldi paylaşıldı acılar​

çocuklar paylaşıldı​

bana bırakılan neyse ona burun kıvırdım​

gittim bir kuyudan su çektim​

halka boynumdan geçti​

geçti boynuma kemend​

d harfine bak dedim​

nasıl da soylu duruyor sonunda kelimenin​

harfe bak, harfe dokun, harfin içinde eri​

harf ol harfle birlikte kıyam et​

harf of harfler ummanına bat​

çünkü gördüm ne varsa sonunda kelimenin​

çünkü böndür altında kaldığım töhmet​

uğradığım kinayeler bön ve berbat.​

Evet, ilmektir boynumdaki ama ben​

kimsenin kölesi değilim​

tarantula yazdılar diye göğsümdeki yaftaya​

tarantulaymış benim adım diyecek değilim​

tam düşecekken tutunduğum tuğlayı​

kendime rabb bellemiyeceğim​

razı değilim beni tanımayan tarihe​

beni sinesine sarmayan​

tabiattan rıza dilenmeyeceğim.​

Gittim su çektim en derin kuyudan​

en hileli desteden​

kendi kartımı çektim​

yaktım belgeleri​

bütün tanıkları yok etmek için​

ricacıları öldürdüm​

onlar bu dumanlı dünyanın​

beni nasıl özlediğini görmüş olabilirdi​

gerçekten özlemişti beni dünya öze çekmişti​

özüm gelinceye kadar bana temas etmişti​

bu dokunuş parlatınca beni​

benden biraz dünya​

isteyen ricacıları​

öldürdüm ve​

kıtal bitti.​

Yazık.​

Yazık ki yazgımın boyası koyu.​

İnilecek kadar indim. Hayfa.​

Yine bir geçitteyim, yeniden bir liman şehri bura​

eskilerin tayfası yine hep buradalar​

hep bilinen tecimenler, tanıdık yosmalar​

havada hayza benzeyen aynı koku​

binalara yaklaşırken eskisi gibi​

sıklet artıyor​

hâlâ ayırt edilemiyor dişli gıcırtıları​

çocuk çığlıklarından​

tanıyorum bunlar​

bulutlara bakmak için penceresi evlerin​

bu da deniz​

hırs püsküren, toynak durduran deniz​

rezeleri yerlerinden oynatan​

vâdeden, vâdeden, vâdeden tesellicimiz.​

Bir yanımda kıyısı kışkırtıcı​

ufku muallâk deniz, bir yanımda​

kamu açıklamaları, genelgeler, tahvilât​

kimin yüzünü çevirdiysem​

hüznü de sevinci kadar ıskarta…​

Niye indim buraya ben?​

Boşuna mıydı yol boyunca benliğime​

musallat olan belâ?​

Bir çevrim tamamlandı mı şimdi?​

Yine mi döndüm başa?​

Olmaz diyor yanımdan ayrılmayan vaşak​

kimse başa dönmemiştir, dönemez​

hele sen geçtiğin o ormanlar​

rüyalarındaki canavarlardan sonra​

çok uzaksın o ilk​

fırlatıldığın zamana.​

Aldanma bunlar tayfa değil​

burada doğdu hepsi​

denize hiç açılmadılar​

denizi sen kadar bile​

tanıyan yoktur aralarında​

her biri uzak bir beldeden geldi​

sanılsın istiyor yosmalar​

böylece saygın fahişeler​

arasına katışacaklar​

müptezel birer facire ofsalar da.​

Tecimenler, onlar da sahi değil​

onlar da olmayan tayfaların​

gemilerinden çıkan malları​

sattıklarına inandırmak istiyor​

şehrin acemi insanlarını.​

Sen ve yağmur.​

Başa dönemezsiniz.​

Öyle bir yol yürüdünüz ki ancak​

dönüş yolunu yok ederek gelebilirdiniz​

inişiniz bir iniş olurdu başa dönmemecesine.​

Yağmur yalnız yağarken yağmurdur​

sen yalnız senken sensin​

burada kalamazsın ve başa dönemezsin​

gitmek zorundasın​

kovalanan bir Yahudi gibi​

ama Yahudiler gibi kendinle kalamıyorsun​

her şey çok yetersiz senin için​

her şey sana çok fazla​

ayıklarsan ayık durabiliyorsun​

aranı açıyorsun kendinle​

eşyayı araladıkça​

uyanmanın bedeli serapları fedadır​

uykuyu tadayım dersen​

kâbusa dalmak pahasına.​

Tarihe dersini vermen gerek​

yoldan ayrılamazsın​

yediremezsin sokulmayı kendine​

tabiatın apışaralarına​

ne yıkılmış bir tapınağın suskunluğu​

durdurabiliyor seni​

ne gürültülü bir havra.​

Yükün ağır.​

He’s so heavy​

just because he’s your brother.​

Kardeşlerin pogrom sana.​

Dostlarının eşiğine varınca başlıyor​

senin diasporan.​

Herkesin bahanesi var, senin yok​

günahlı bir gölgenin serinliğinde​

biraz bekleyebilirsin, daha sonra​

burada kalamazsın, başa dönemezsin​

ama dön​

Eve dön! Şarkıya dön! Kalbine dön!​

Şarkıya dön! Kalbine dön! Eve dön!​

Kalbine dön! Eve dön! Şarkıya dön!​

Eve dönmek​

kendime sarkıntılık etmekten başka nedir?​

orada, arada bir beni yoklar​

intihara ayırdığım zamanlar​

bunlar temiz, kül bırakan zamanlardır​

düzgün sabuklamalardan bana kalan..​

Evde​

anlaşılmaz bir tını​

bilmem nereden gelir​

uykumdan? kanımdaki çakıldan? unutkanlığımdan?​

bilemem Yahudi değilim​

gizli bir yerde genizam yok​

bilemem insan nerenin yerlisidir​

ömrüm burada​

bütün Yahudiler gibi​

raflara doğru, çekmecelere​

sahanlıklara doğru geçti​

yabancı ellerde çitilenmekten korunmak için​

bir sıvaydım kendime kendi ellerimde​

tıpkı Yahudiler gibi​

buraların yerlisi ben değilim.​

Şarkıya dönersem ense köküm seyrelecek​

ağdası çözülecek bana aşktan bulaşan kozlarımın​

şehrin insanları yumruklarımda beyaz bulut​

yolun çamurunda revnâk-ı bahar bulacaklar​

ben şarkıya dönünce​

boğazlarındaki boğum insanların epriyecek​

ve onun yerine her günkü işleri yaparken​

kepenkleri kaldırırken, silerken tezgahı​

kalbe gizlice batan kıymık geçecek​

şarkıya dönersem, yanık bir şarkıya​

holokost neymiş meğer​

herkes bilecek.​

Kalbime döneceğim, ama hangi yolla?​

Yedeğimdeki okunaksız​

şarapla lekelenmiş, solgun harita​

uyduruk bir şey mi bilmiyorum​

yoksa sahiden definenin yeri​

gösteriliyor mu orada?​

Ama boşver... Nasıl bir ilgi olabilir​

kalbe dönmekle define bulmak arasında?​

Lâkin ben inerken her dönemeçte​

bir parçasını ele geçirdiğim​

her molada, her zorlanışında nefesimin​

her ayak sürçmesinde çiziktirdiğim haritamın​

bütün paftalarında sabit mürekkeple işaretlenmiştir​

nerelerde kıraçlaşır​

rahminde levendane öcün tohumları yatan gece​

güneşin şifa diye bilinen ışıkları​

nerelerde kıyıcı bir zehre çevrilir…​

Haritamda caddeyi ürpertiye açacak​

bir kaç kaçıktan başka nirengi noktası yok.​

Açıkça gösteriyor haritam farkı nedir​

bir cenaze kalkarken yağan yağmurun​

bir hükümet darbesinden sonra yağan yağmurdan.​

Yağmalar belli ki kim bulsa defineyi, umurumda mı​

ben kalbime döneceğim fokurdayıp pörtlemek için​

hep fokurdak ve pörtlek kalacağım kalp içinde​

canı sıkkın kızların yüzlerinden​

döşünden ahı kalmış delikanlıların​

dünyaya habire pörtleyeceğim​

evlerin olanca tınısı dindiği zaman​

kısıldığı zaman bütün şarkıların kanatları​

fokurtum dokunacak herkese yedi ırkın kavşağından.​

Yahudi değilsem bile​

bende Yahudalık da mı yok-​

Kimi öptüm de kurtuldu çarmıha çakılmaktan?​
 
Geri