-
- Katılım
- 9 Ocak 2010
-
- Mesajlar
- 40.432
-
- Tepkime puanı
- 17.219
-
- ForumSAL Yaşı:
- 16 yıl 9 ay
- Kıdem:
- Forumun Hafızası
-
- Konum
- Diyarbakır
-
- Web sitesi
- turbofilmizle.org
Netflix, özellikle etkileşimli içeriklere son yıllarda merceği çevirmiş durumda. Film ve dizi içerikleriyle denediği bu şeylerin ardından oyun sektöründe etkileşimli içerikler sunmaya başlamıştı. Kısa bir süre önce, verdiğiniz kararlarla oyunun gidişatını etkilediğiniz bir korku oyunu olan The Conjuring: Unspoken’ı yayımladı. Oyun, temelde The Conjuring filminden ilham alıyor olsa da korku tarafı zayıf kalıyor.
Daha önce 30 Haziran’da Unhinged adlı oyunu yayımlayan Netflix, 13 Ekim’de The Conjuring: Unspoken’ı sundu. Korku oyununu, daha önce etkileşimli hikâye odaklı oyunlardan tanıdığımız Supermassive Games geliştirdi. Netflix tarafına geldiği için Supermassive Games dışında Warner Bros. Games ile de bir ortaklık söz konusu. Tıpkı Unhinged’de olduğu gibi Netflix’in “N-Controller” adı verilen uygulamasını kullanarak, telefonunuzu kontrolcü hâline getiriyorsunuz. Burada ilerlerken, bazı komutları veya talimatları da verebiliyorsunuz. Ancak bu oynanış mekaniği Unhinged’de işlediği kadar iyi işlemiyor.
Oyunda, özellikle etrafı kolaçan etme ve eşya toplama dinamiklerinde bu kontrolcü sistemi patlıyor. Ya etraftaki nesnelere takılıyorsunuz ya da iki farklı ekipmanınız var: kamera ve paranormal sesleri tespit eden bir sinyal bulucu. Bunların açılarını telefondaki kontrolcü ile tutturamıyorsunuz ve karakter ekranda saçma sapan hareketler yapmaya başlıyor. Bu çok sık olmasa da oyunun 60 dakikayı aşan oynanış süresince (en fazla bir buçuk saat) 2-3 kez kontrolcü uygulamasını kapatmak zorunda kaldım. Bu da elbette zaman kaybı.
Oyunun hikâyesine dönecek olursak, talihsiz paranormal olaylar başlatan bir karakteri yönlendiriyoruz. Anlatı odaklı olan oyun, interaktif yapıda ve verdiğiniz kararlar ile hikâye gelişiyor. Yeni İngiltere Psişik Araştırmalar Derneği’nden araştırmacı ve bir demonolog olarak ilerlediğimiz oyunda, Francesca Noakes’u yönlendiriyoruz. Francesca, Cooper ailesinin yaşadığı trajediyi çözmeye çalışıyor. Francesca’nın yetenekleri arasında birinin hayatındaki en korkunç anları görmesini, hatta bazen yeniden yaşamasını sağlaması var.
Jack ve Olivia çiftinin Bryony ve Charlotte adında iki kızı var. Kızların annesi Olivia ise hayatını kısa bir süre önce kaybediyor. Küçük kızları Bryony ise paranormal sanrılar görmeye ve sesler duymaya başlıyor. Zaman zaman annesinin siluetini gören küçük kız, onun sesiyle geceleri uyurgezer dahi oluyor. İşte tam da burada devreye Francesca giriyor ve olayı çözmek için uzmanlığını kullanıyor.
İngiltere’de perili olduğu söylenen bir yer olan Red Lion Inn’i araştırmaya gidiyoruz ve burada ipuçları topluyoruz. Hikâyeye, annesinin ölümünden beri tek kelime etmemiş 8 yaşındaki Bryony Cooper olarak başlıyoruz. Yaşadığı keder ve doğuştan gelen paranormal duyarlılığı, Bryony’yi öteki dünyadan gelen ziyaretçiler için mükemmel bir hedef hâline getiriyor. Hikâye ilerledikçe, bir iblis onun rüyalarına girmeye başlıyor. Bazı önemli kısımlarda ise demonolog Francesca Noakes’u yönlendiriyoruz. Yani oyunda iki karakter ile ilerliyoruz.
Francesca olarak oynarken, bulunduğunuz mekânı elektromanyetik alan okuyucu, kızılötesi kamera ve ruh kutusuyla tarıyorsunuz; bunlar, temel olarak hayaletleri bulmak için kullanılan hayalet avlama araçları olarak da biliniyor. Telefon kontrolcünüz ise bu noktada devreye giriyor ve örneğin kızılötesi kamerayı kullanırken, etrafta öteki dünyadan bir varlık için soğuk noktalara bakıyorsunuz. Francesca’nın elindeki cihaz, kırmızıdan maviye doğru değişen renklerde bir dizi ışık sunuyor. Telefonda da tıpkı o cihaz gibi ekranın kenarında renkli bir çizgi beliriyor. Kırmızı, oyuncunun uzakta olduğunu, mavi ise aktiviteyi bulduğunu gösteriyor. Çizgi kırmızıdan maviye dönene kadar Francesca’yı ileri doğru hareket ettirmek için yön oklarını kullanmanız gerekiyor ki işte burada o “hantallık” devreye giriyor.
Kızılötesi kamera sayesinde karakterimiz, hayalet ayak izleri veya gizemli semboller gibi önemli ipuçlarını keşfedebiliyor. Oyunda bu ipuçlarını bulmak için telefonu hareket ettirmeniz gerekiyor. Ekranda bir ipucu belirdiğinde ise kamera ona doğru yakınlaşıyor ve onu kaydediyor.
Diğer Supermassive oyunlarında olduğu gibi oyuncunun verdiği kararlar hikâyenin nasıl şekilleneceğini belirliyor. Örneğin karakterlerin zarar görüp görmeyeceğini seçerken, hayatta kalıp kalmamalarını da oyuncular seçebiliyor. Birbirleriyle nasıl etkileşim kuracakları ya da verdiğiniz cevaplarla nasıl hissedeceklerini de yine seçebiliyorsunuz. Burada örneğin Francesca olarak verdiğimiz bir cevapla Charlotte’un güvenini kazanabiliyoruz ya da zıttı şekilde güvenini kaybedebiliyoruz.
Oyunda bulunan Ed ve Lorraine Warren ise filmlerden tanıdık. The Conjuring: Unspoken’ı direkt Conjuring film evrenine bağlayan detay ise en başta Warren’ların evinde bulunan hayaletli eşyaların yer aldığı odada meşhur, içine şeytan girmiş Annabelle bebeğini görmemiz. Bunun gibi detaylar da oyunu, film evrenini sevenler için çekici hâle getiriyor.
Öte yandan oyun, aslında ayakları yere basan bir paranormal korku hikâyesi anlatıyor olsa da oynanış anlamında pek de beni içine çekemedi. Çünkü sinematikleri fazla olan bu oyunun kontrolleri çok hantal. Özellikle sinematik girdiğinde karakterlerin yüzlerine yapılan yakınlaştırma, modelleme kaynaklı olarak karakterlerin mimiklerinin yeterince iyi olmaması, çiğ hissettiriyor. Ortam tasarımı konusunda başarılı olan oyun, gerilimi hissetmenizi sağlıyor.
Kısa bir oyun olması ve hâlihazırda Netflix aboneliği ve telefon ile oynanabiliyor olması oyunu çekici kılıyor ancak Netflix Games tarafında bu tarz etkileşimli oyunlar hem beta olarak test ediliyor hem Türkiye’de henüz kullanıma sunulmadı. Türkiye’de kullanıma açıldığında farklı korku oyunlarını denemeyi sevenler şans verebilir.
Daha önce 30 Haziran’da Unhinged adlı oyunu yayımlayan Netflix, 13 Ekim’de The Conjuring: Unspoken’ı sundu. Korku oyununu, daha önce etkileşimli hikâye odaklı oyunlardan tanıdığımız Supermassive Games geliştirdi. Netflix tarafına geldiği için Supermassive Games dışında Warner Bros. Games ile de bir ortaklık söz konusu. Tıpkı Unhinged’de olduğu gibi Netflix’in “N-Controller” adı verilen uygulamasını kullanarak, telefonunuzu kontrolcü hâline getiriyorsunuz. Burada ilerlerken, bazı komutları veya talimatları da verebiliyorsunuz. Ancak bu oynanış mekaniği Unhinged’de işlediği kadar iyi işlemiyor.
Oyunda, özellikle etrafı kolaçan etme ve eşya toplama dinamiklerinde bu kontrolcü sistemi patlıyor. Ya etraftaki nesnelere takılıyorsunuz ya da iki farklı ekipmanınız var: kamera ve paranormal sesleri tespit eden bir sinyal bulucu. Bunların açılarını telefondaki kontrolcü ile tutturamıyorsunuz ve karakter ekranda saçma sapan hareketler yapmaya başlıyor. Bu çok sık olmasa da oyunun 60 dakikayı aşan oynanış süresince (en fazla bir buçuk saat) 2-3 kez kontrolcü uygulamasını kapatmak zorunda kaldım. Bu da elbette zaman kaybı.
Oyunun hikâyesine dönecek olursak, talihsiz paranormal olaylar başlatan bir karakteri yönlendiriyoruz. Anlatı odaklı olan oyun, interaktif yapıda ve verdiğiniz kararlar ile hikâye gelişiyor. Yeni İngiltere Psişik Araştırmalar Derneği’nden araştırmacı ve bir demonolog olarak ilerlediğimiz oyunda, Francesca Noakes’u yönlendiriyoruz. Francesca, Cooper ailesinin yaşadığı trajediyi çözmeye çalışıyor. Francesca’nın yetenekleri arasında birinin hayatındaki en korkunç anları görmesini, hatta bazen yeniden yaşamasını sağlaması var.
Jack ve Olivia çiftinin Bryony ve Charlotte adında iki kızı var. Kızların annesi Olivia ise hayatını kısa bir süre önce kaybediyor. Küçük kızları Bryony ise paranormal sanrılar görmeye ve sesler duymaya başlıyor. Zaman zaman annesinin siluetini gören küçük kız, onun sesiyle geceleri uyurgezer dahi oluyor. İşte tam da burada devreye Francesca giriyor ve olayı çözmek için uzmanlığını kullanıyor.
İngiltere’de perili olduğu söylenen bir yer olan Red Lion Inn’i araştırmaya gidiyoruz ve burada ipuçları topluyoruz. Hikâyeye, annesinin ölümünden beri tek kelime etmemiş 8 yaşındaki Bryony Cooper olarak başlıyoruz. Yaşadığı keder ve doğuştan gelen paranormal duyarlılığı, Bryony’yi öteki dünyadan gelen ziyaretçiler için mükemmel bir hedef hâline getiriyor. Hikâye ilerledikçe, bir iblis onun rüyalarına girmeye başlıyor. Bazı önemli kısımlarda ise demonolog Francesca Noakes’u yönlendiriyoruz. Yani oyunda iki karakter ile ilerliyoruz.
Francesca olarak oynarken, bulunduğunuz mekânı elektromanyetik alan okuyucu, kızılötesi kamera ve ruh kutusuyla tarıyorsunuz; bunlar, temel olarak hayaletleri bulmak için kullanılan hayalet avlama araçları olarak da biliniyor. Telefon kontrolcünüz ise bu noktada devreye giriyor ve örneğin kızılötesi kamerayı kullanırken, etrafta öteki dünyadan bir varlık için soğuk noktalara bakıyorsunuz. Francesca’nın elindeki cihaz, kırmızıdan maviye doğru değişen renklerde bir dizi ışık sunuyor. Telefonda da tıpkı o cihaz gibi ekranın kenarında renkli bir çizgi beliriyor. Kırmızı, oyuncunun uzakta olduğunu, mavi ise aktiviteyi bulduğunu gösteriyor. Çizgi kırmızıdan maviye dönene kadar Francesca’yı ileri doğru hareket ettirmek için yön oklarını kullanmanız gerekiyor ki işte burada o “hantallık” devreye giriyor.
Kızılötesi kamera sayesinde karakterimiz, hayalet ayak izleri veya gizemli semboller gibi önemli ipuçlarını keşfedebiliyor. Oyunda bu ipuçlarını bulmak için telefonu hareket ettirmeniz gerekiyor. Ekranda bir ipucu belirdiğinde ise kamera ona doğru yakınlaşıyor ve onu kaydediyor.
Diğer Supermassive oyunlarında olduğu gibi oyuncunun verdiği kararlar hikâyenin nasıl şekilleneceğini belirliyor. Örneğin karakterlerin zarar görüp görmeyeceğini seçerken, hayatta kalıp kalmamalarını da oyuncular seçebiliyor. Birbirleriyle nasıl etkileşim kuracakları ya da verdiğiniz cevaplarla nasıl hissedeceklerini de yine seçebiliyorsunuz. Burada örneğin Francesca olarak verdiğimiz bir cevapla Charlotte’un güvenini kazanabiliyoruz ya da zıttı şekilde güvenini kaybedebiliyoruz.
Oyunda bulunan Ed ve Lorraine Warren ise filmlerden tanıdık. The Conjuring: Unspoken’ı direkt Conjuring film evrenine bağlayan detay ise en başta Warren’ların evinde bulunan hayaletli eşyaların yer aldığı odada meşhur, içine şeytan girmiş Annabelle bebeğini görmemiz. Bunun gibi detaylar da oyunu, film evrenini sevenler için çekici hâle getiriyor.
Öte yandan oyun, aslında ayakları yere basan bir paranormal korku hikâyesi anlatıyor olsa da oynanış anlamında pek de beni içine çekemedi. Çünkü sinematikleri fazla olan bu oyunun kontrolleri çok hantal. Özellikle sinematik girdiğinde karakterlerin yüzlerine yapılan yakınlaştırma, modelleme kaynaklı olarak karakterlerin mimiklerinin yeterince iyi olmaması, çiğ hissettiriyor. Ortam tasarımı konusunda başarılı olan oyun, gerilimi hissetmenizi sağlıyor.
Kısa bir oyun olması ve hâlihazırda Netflix aboneliği ve telefon ile oynanabiliyor olması oyunu çekici kılıyor ancak Netflix Games tarafında bu tarz etkileşimli oyunlar hem beta olarak test ediliyor hem Türkiye’de henüz kullanıma sunulmadı. Türkiye’de kullanıma açıldığında farklı korku oyunlarını denemeyi sevenler şans verebilir.