Neden Bu Kadar Çok Büyük Zihin Hiç Evlenmedi?

  • Kullanıcı Cherry
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • - Forumsal - Yaşamdan Kesitler
FORUMSAL.NET YENİDEN ERİŞİME AÇILDI ForumSAL · Bilgilendirme

Yaşanan süreçte sabır gösteren ve yanımızda olan tüm üyelerimize teşekkür ederiz. Alternatif adreslerimiz üzerinden de bize ulaşabilirsiniz.

Alternatif erişim adreslerimiz
🟢 Konu yazarı şu anda aktif
Listeye uzaktan bakınca ortak bir özellik görülüyor: Bu insanların hiçbiri resmî olarak evlenmedi. Fakat biraz yaklaştığımızda aynı sonuca birbirinden tamamen farklı yollardan vardıklarını görüyoruz. Kimisi kendisini düşünceye adadı, kimisi dinî hayatı seçti, kimisi özgürlüğünü korudu, kimisi sevdi fakat evliliğe ulaşamadı. Bazıları için yalnızlık bilinçli bir tercih, bazıları için hayatın getirdiği bir sonuçtu.

1. Düşünceyi hayatının merkezine koyanlar​

  1. Platon (MÖ 428/427–348/347)
  2. René Descartes (1596–1650)
  3. Blaise Pascal (1623–1662)
  4. Baruch Spinoza (1632–1677)
  5. John Locke (1632–1704)
  6. Gottfried Wilhelm Leibniz (1646–1716)
  7. David Hume (1711–1776)
  8. Immanuel Kant (1724–1804)
  9. Arthur Schopenhauer (1788–1860)
  10. Herbert Spencer (1820–1903)

Bu insanların hayatlarında düşünce sıradan bir uğraş değil, yaşamlarının merkezindeydi. Yıllarını okumaya, yazmaya, araştırmaya ve kendi düşünce sistemlerini kurmaya verdiler.

Özellikle Kant'ın son derece düzenli ve çalışma merkezli hayatı, Spinoza'nın bağımsız ve sade yaşamı, Schopenhauer'in insan ilişkilerine karşı mesafeli mizacı birbirinden farklı nedenlerle aynı noktada buluştu: Geleneksel aile hayatı onların yaşamlarının merkezi olmadı.

Yine de buradan “Büyük filozoflar evliliği reddeder” sonucu çıkarılamaz. Her birinin hikâyesi farklıdır. Ortak nokta, düşünsel hayatlarının olağanüstü büyük bir yer kaplamasıdır.


2. İnanç, görev ve adanmışlık nedeniyle evlenmeyenler​

  1. İbn Sina (Avicenna) (980–1037)
  2. Thomas Aquinas (1225–1274)
  3. Antonio Vivaldi (1678–1741)
  4. Florence Nightingale (1820–1910)
  5. Gregor Mendel (1822–1884)
Bu grupta evlenmeme farklı anlamlar taşır. Thomas Aquinas Dominiken rahibiydi, Vivaldi Katolik rahibiydi, Mendel ise Augustinusçu bir keşişti. Dolayısıyla onların hayatında bekârlık yalnızca kişisel bir ilişki tercihi olarak değerlendirilemez; seçtikleri dinî yaşam biçiminin de bir parçasıydı.

Florence Nightingale ise başka bir örnektir. Evlilik ihtimali bulunmasına rağmen kendisini mesleğine ve toplumsal görevine adayan bir yaşam seçti.

İbn Sina'nın özel hayatı hakkında ise diğer isimlerdeki kadar kesin bilgiler bulunmadığından, neden evlenmediği konusunda kesin hükümler vermek doğru değildir.

Buradaki temel fikir şudur: İnsan yalnızca bir insana bağlanarak hayatını adayabilir diye bir kural yoktur. Kimi hayatını bir inanca, kimi bir göreve, kimi de insanlığa hizmet düşüncesine bağlar.

3. Sanatı hayatının büyük tutkusuna dönüştürenler​

  1. Leonardo da Vinci (1452–1519)
  2. Michelangelo (1475–1564)
  3. George Frideric Handel (1685–1759)
  4. Ludwig van Beethoven (1770–1827)
  5. Franz Schubert (1797–1828)
  6. Hans Christian Andersen (1805–1875)
  7. Johannes Brahms (1833–1897)
  8. Vincent van Gogh (1853–1890)
Bu insanların hayatlarında aşkın veya duygunun bulunmadığını söylemek mümkün değildir. Tam tersine, bazılarının mektuplarında ve eserlerinde çok güçlü bir sevme ve sevilme ihtiyacı görülür.

Beethoven'ın kimliği hâlâ kesin olarak bilinmeyen “Ölümsüz Sevgili”ye yazdığı mektup bunun en çarpıcı örneklerinden biridir. Brahms'ın Clara Schumann'a duyduğu derin bağlılık hayatının en önemli duygusal ilişkilerinden biri oldu. Van Gogh'un aşk hayatı ise çoğu kez karşılıksızlık ve hayal kırıklıklarıyla geçti.

Onlarda eksik olan mutlaka aşk değildi. Aşkın evlilik denilen düzene dönüşmesi gerçekleşmedi.


4. Sevmiş, bağlanmış fakat evlenmemiş olanlar​

  1. Voltaire (1694–1778)
  2. Jane Austen (1775–1817)
  3. Frédéric Chopin (1810–1849)
  4. Søren Kierkegaard (1813–1855)
  5. Emily Brontë (1818–1848)
  6. Emily Dickinson (1830–1886)
  7. Christina Rossetti (1830–1894)
  8. Franz Kafka (1883–1924)
Bu grup listenin en hüzünlü taraflarından biridir. Çünkü burada bekârlık her zaman “Yalnız yaşamak istiyorum” kararının sonucu değildir.

Kierkegaard, Regine Olsen ile nişanlandı fakat nişanı kendisi bozdu. Buna rağmen Regine onun hayatında ve eserlerinde derin bir iz bıraktı.

Kafka da evliliğin eşiğine geldi. Felice Bauer ile iki kez nişanlandı; fakat evlilik gerçekleşmedi. Mektuplarında yakınlık arzusu ile yalnızlık ve yazma ihtiyacı arasındaki çatışma açık biçimde görülür.

Chopin, George Sand ile yaklaşık on yıl süren fırtınalı bir ilişki yaşadı. Voltaire'in Émilie du Châtelet ile ilişkisi ise yalnızca romantik değil, aynı zamanda güçlü bir entelektüel ortaklıktı.

Bu insanların hikâyeleri önemli bir ayrımı gösteriyor:

Evlenmemiş olmak, sevmemiş olmak değildir.

5. Bilimi ve keşfetmeyi hayatının merkezine koyanlar​

  1. Galileo Galilei (1564–1642)
  2. Isaac Newton (1643–1727)
  3. Henry Cavendish (1731–1810)
  4. Nikola Tesla (1856–1943)
  5. Wilbur Wright (1867–1912)
  6. Orville Wright (1871–1948)
  7. Alan Turing (1912–1954)
Bu gruptaki insanların önemli bir bölümü hayatlarını olağanüstü yoğun biçimde bilimsel çalışmaya verdi.

Newton hiç evlenmedi ve hayatının çok büyük bölümünü araştırmalarına ayırdı. Cavendish'in insan ilişkilerinde son derece çekingen olduğu anlatılır. Tesla ise çalışmalarına bağlanmasının özel hayatını nasıl etkilediği konusunda kendi döneminde de dikkat çeken bir isimdi.

Galileo burada özellikle farklıdır. Resmî olarak evlenmedi fakat Marina Gamba ile ilişkisinden üç çocuğu oldu. Dolayısıyla “bekâr” kelimesinin her isimde aynı hayat biçimini ifade etmediğinin en açık örneklerinden biridir.

Alan Turing'in hikâyesi ise bambaşka tarihsel koşullar altında değerlendirilmelidir. Yaşadığı dönemde Britanya'da erkekler arasındaki eşcinsel ilişkilerin cezalandırılması, onun özel hayatını anlamak açısından göz ardı edilemeyecek bir gerçektir.

6. Geleneksel evlilik kalıbının dışında yaşayanlar​

  1. Jean-Paul Sartre (1905–1980)
  2. Harper Lee (1926–2016)
Sartre bu listenin en ilginç örneklerinden biridir. Simone de Beauvoir ile yaklaşık yarım yüzyıl süren çok güçlü bir entelektüel ve duygusal ortaklık kurdu; buna rağmen ikisi de geleneksel evlilik kurumunu bilinçli olarak tercih etmedi.

Burada artık yalnızlık bile söz konusu değildir. Bir insan başka biriyle hayatının büyük bölümünü paylaşabilir ve yine de evlenmemeyi seçebilir.

Harper Lee ise özel hayatını büyük ölçüde gözlerden uzak tuttu ve hiç evlenmedi. Onun neden evlenmediği konusunda kesin psikolojik açıklamalar yapmak yerine, bilineni bilinmeyenden ayırmak daha doğrudur.


Bu kırk insanın hayatına baktığımızda tek bir cevap bulamıyoruz.

Kimi sevdi ama kavuşamadı. Kimi kavuştu fakat evlenmeyi gerekli görmedi. Kimi inancına, kimi bilime, kimi sanatına, kimi düşüncesine hayatını verdi. Kiminin yalnızlığı bilinçli bir seçimdi; kimininki şartların sonucuydu.

Belki asıl dikkat çekici olan hiç evlenmemiş olmaları değildir.

İnsan hayatının mutlaka tek bir biçimde tamamlanması gerekmediğini göstermeleridir.


801987838_1464653225475477_186248176958628433_n.png.jpeg
 
İnsan kendi yolunu tam bulamamışken, başka yaşamların sorumluluğunu almak ve kendi yaşamına ortak etmek çok zor gelecektir. Bu kadar derin düşünen insanları anlayacak birine denk gelmek de çok ayrı bir konu ve zaten çoğu da anlaşılamadı.
 
İnsan kendi yolunu tam bulamamışken, başka yaşamların sorumluluğunu almak ve kendi yaşamına ortak etmek çok zor gelecektir. Bu kadar derin düşünen insanları anlayacak birine denk gelmek de çok ayrı bir konu ve zaten çoğu da anlaşılamadı.

sahsen bu konu benim ilgimi cok cekti ve epeyce düsündürdü ..

yukarida bazi kisilerin bu konu hakkinda ki düsünceleriniele alip okumayi isterim . Arastirmalarda bulabilirsem.
 
sahsen bu konu benim ilgimi cok cekti ve epeyce düsündürdü ..

yukarida bazi kisilerin bu konu hakkinda ki düsünceleriniele alip okumayi isterim . Arastirmalarda bulabilirsem.
Mutlaka görüş bildirmişlerdir ancak ben de çok detaylı denk gelmedim.
 
Geri