Bu öyle bir şey değil. Son dönemlerde "ben kimim ki namaz kılmıyorum diyeyim, Allah beni huzuruna kabul etmiyor" diyen tembeller türedi. Sanki büyük bi laf ediyolar akıllarınca. Boş. Bu öyle bir şey değil. İnsan susayınca suyun ağzına akmasını mı bekler? Yoksa bi zahmet niyetlenip, doğrulup, yönelip, suya uzanır mı? Niyetlendik de Allah bize niyetimizi kabul etmediğine dair elçi mi gönderdi? Namazdan muaf olduğumuz haberi mi geldi? Hayırdır? Doğrulduk da Allah belimizi büküp otur yerine mi dedi? Yöneldik de Allah kıbleyi mi değiştirdi? Uzandık da Allah camileri mi yıktı? Bu hem tembelliktir, hem iftira. Bile isteye tembellik üzere yapmadığımız ibadetin sebebidir diye Allah'ı işaret edersek zaten secde bize nasip olmaz. Bana bakın, yakında bizi yaratan o ihtişamlı varlığın karşısına çıkacağız. Zannetmeyin ki iki kelimeyi bir araya getirip "beni kabul etmedin ki" diyebileceğiz ha. Onun bize küçücük bir nazarı yeter hakikati itiraf etmemize. Allah huzuruna niyetsizleri kabul etmez, onu hatırlamayanları kabul etmez, onu bilmeyenleri kabul etmez. Fakat hepsinin rızkını verir. Kendisine karşı çıkanın bile... Tembellik başka, kovulmak başka. Var mı bir delil? Kovuldunuz mu? O zaman nasip etmiyor demeyin, kovulduk deyin. Allah elini açıp kimseye anneler gel çocuğum (haşa) demez. Günde beş kere ezan okunur. Kalkıp gittin mi? Davet var, icabet var mı? Yok. Davete icabet etmemek reddetmektir, kabul görmemek değil. Bir müslüman için büyük bir afettir kendini kandırmak. Hele bir niyetlenin bakalım, görelim kapılar açık mı kapalı mı?