Akp bir anlatı partisidir ve bu konuda bence dünya siyasi tarihinin en başarılı örneklerinden birisidir. İnsanların zaafları üzerine inşa ettikleri anlatılarla yapay bir lider kültü yaratıp bu kültü sadece kendi kitlesine değil, her görüşten yurttaşa benimsettiler. Şimdi bir benzerini Kılıçdaroğlu ve ekibi yapmaya çalışıyor. Akp'nin yarattığı Erdoğan kültü karşısına bir Kılıçdaroğlu kültü oturtmaya çalışıyorlar. Dediğin gibi, devamlı bir kurtarıcı arayan bu seçmen kitlesi düşünüldüğünde Kılıçdaroğlu'nun ekibi kağıt üstünde doğru olanı yapıyor ancak pratikte bu plan çalışmıyor. Kılıçdaroğlu'ndan bir lider ve dolayısıyla bir lider kültü yaratamıyorlar çünkü bunu yaratacakları zemini tam olarak oluşturamıyorlar. Eski islamcılardan, Mhp eskilerinden ve dincilerden müteşekkil bir zeminden yükselen yapının bugün olmasa da bir gün çökeceği ve o çöken yapının altında o yapıyı inşa edenlerin değil, Türk milletinin kalacağı da aşikar. O sebeple bize kurtarıcı insanlar değil, kurtarıcı sistemler gerek. Avcı toplayıcı dönemlerde vahşi hayvanlardan kurtulmak için bize yol gösterecek bir lider seçtiğimiz dönemlerde değiliz. Evet, bulunduğumuz coğrafya itibarıyla bu oldukça ütopik bir beklenti ama bunun gerçekleşmesi elzem. Her seferinde kurtarıcı liderin gelip bizi bu bataklıktan hiç olmazsa kafamızı kaldırabilecek kadar yukarı çıkarmasını bekleyerek sonsuza kadar yaşayamayız. Özetle, ben Cem Küçük yerine Barış Yarkadaş'ın geleceği ve geri kalan her şeyin yerli yerinde kalacağı bir sistem istemiyorum. Birilerinin gelip beni devamlı kurtarmasını da istemiyorum. Bizim modern bir Führerprinzip'e değil, akla, mantığa ve hukuka dayanan bir yönetime ihtiyacımız var.
belli bir yaşın üzerindeki sol liberal, düpedüz liberal, sağ liberal ve düpedüz sağ görüşte ve nispeten muhalif eski basın yeni youtube mensuplarını takip ediyorum uzun süredir.
sürekli aynı nakaratı tekrar ediyorlar; seçim, muhalefet partileri, ittifak ihtimalleri, muhtemel adaylar meclis aritmetiği, yasalar, anayasa mahkemesi vesaire. mütemadiyen müesses nizam ve teşkilatları üzerinden fikir üretiyorlar. bu alanda kalarak çözüm üretebileceklerini düşünüyorlar. ya algıları daha ötesini kavramaya yetmiyor. ya bizlerin algılarıyla oynuyorlar. ya da daha ötesine geçmeye tevessül etmiyorlar. cesaret niyet çaba... yok... vee aslında hiç bir şey yapmıyor, söylemiyorlar. sadece can dündar gördüğüm kadarıyla ve o da, sürgünün özgürleştiren radikalizmi ile rahat konuşuyor. farklı konuşuyor. murat yetkin'in anayasal değişiklik için söylediklerini dinlerken ülkenin duayen gazetecisi olarak herhalde ilk sıraya kendi adını iftiharla yazmaya kalkacak olan böyle bir şahsın aslında masal anlattığını şaşkınlık içinde kavrıyorum.
ahmet şık, nevşin mengü'ye hala seçim diyerek boğaziçililere yerinizde oturun diyen kılıçdaroğlu'nu mafyatik suç devletini anlamamış olmakla itham ediyordu.
kılıçdaroğlu ve chp'yi ileride tarih kitapları 'süreci eski rejimin araçlarıyla yönetebileceklerini ve saray'ı sandıkla tasfiye edebileceklerini düşündüler ve hatalarının bedelini kendileriyle birlikte ülkeye ödettiler' diye yazacak belki...
konuyu şuraya getirmeye çalışıyorum. inanın müreffeh bir ülkede yaşamayı sizler kadar ben de istiyorum. aslında her seçim dönemi bize şunu hatırlatır; haklar ve özgürlükler sadece bir gelecek vaatidir, her seçimde bir vaat olarak tekrarlanması bunu kanıtlar ve öyle kalmaya mahkum. zira kimsenin kimseye vereceği ne bir hak var, ne de özgürlük. verilse zaten bu lütfun adı özgürlük olmaz. haklar ve özgürlüklerden dem vuruluyorsa bilin ki bu bizlere verilecek ödevlerdir sadece. iktidara boyun eğme ödevi, vergi verme ödevi, devlete saygı ödevi vs. zırvalar.
hepimiz eşit, adil, özgürlükçü bir ülkede yaşamayı dilerken, çok kutuplu toplumumuzda bunun esasen ne kadar ütopik bir istek haline geldiğini görüyor ve üzülüyoruz. zira iktidarı(güç) ele geçiren her gücün bir elinde havuç, diğer elinde sopa olacağinida görüyoruz.