Mahkemeye gelince “şaşmamak” için!

FORUMSAL.NET YENİDEN ERİŞİME AÇILDI ForumSAL · Bilgilendirme

Yaşanan süreçte sabır gösteren ve yanımızda olan tüm üyelerimize teşekkür ederiz. Alternatif adreslerimiz üzerinden de bize ulaşabilirsiniz.

Alternatif erişim adreslerimiz
🕒 Konu yazarı 10 saat önce aktifti

Adalet Bakanı Akın Gürlek’in Adli Yıl açılışında yaptığı konuşmada vurguladığı “hukuk içinde elde edilmiş somut deliller” meselesi, “seçilmiş” İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu ile ilgili davaya yönelik eleştirilerimin temelini oluşturuyor. Hatta Bakan Bey, “suçlunun cezalandırılması kadar masumun korunması da önemlidir” de diyor. Osman Kavala, Selahattin Demirtaş gibi isimler bu durumdalar, bu kişilerin bir gün bile hapiste tutulmaması lazım. Adalet Bakanı’nın kendi sözlerine sahip çıkıp, bu işe bir el atması gerekiyor​


Adalet Bakanı Akın Gürlek’i zaman zaman eleştiriyorum. Bakanlığından önceki savcılık döneminde de bazı uygulamalarını eleştirdiğimi devamlı okuyucular hatırlar.

Bu meslekteki temel ilkem herkese eşit mesafede olmaktır.

Kimseyi kategorik olarak “yanındayım, arkasındayım, önündeyim, karşısındayım” gibi bir yere koymamaya gayret ederim.


Onun için Adalet Bakanı Gürlek’in İstanbul’daki Adli Yıl açılışında yaptığı konuşma ile ilgili haberi okurken bir yere geldiğimde “işte Adalet Bakanı böyle olur” diye aklımdan geçirdim.

Bakan Gürlek şöyle diyor:

“Kamu gücünü, kaynağını ve kendisine verilen yetkiyi kişisel ya da örgütsel menfaat için kullanan her türlü yolsuzluk iddiasının, hukuk içinde, somut deliller kapsamında ele alınması gerektiğine inanıyoruz. Bütün bunları yaparken temel ilkemizi hiçbir zaman unutmuyoruz. Suçlunun cezalandırılması kadar masumun korunması da önemlidir.”

Bu sözlere şapka çıkarıyorum ve umarım İstanbul’daki törene katılan hâkim ve savcılarımız da bu konuşmayı can kulağı ile dinlemiş olsunlar.

Dinlememiş olabilirler çünkü biliyorsunuz bu tür resmî törenlere katılanların en az yarısının, konuşmaların sıkıcılığı, ortamın sıcaklığı filan derken hafiften içleri geçer, gözleri kapanır.

Tatlı bir şekerlemedir, geçmişte benim başımdan geçmişliği de var.

Dinlemedilerse de dert değil, zaten bu yazıyı yazma nedenim memleketimizin hâkim ve savcılarına Adalet Bakanı’nın bu sözlerini hatırlatmak, unutmamalarını sağlamak!

Bakan Bey’in vurguladığı “hukuk içinde elde edilmiş somut deliller” meselesi adil yargılamanın olmaz ise olmaz bir ilkesi.


Elinizde böyle bir delil yoksa, dava bile açmamalısınız ki insanların lekelenmeme hakları korunsun.

Mesela “seçilmiş” İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu ile ilgili davaya yönelik eleştirilerimin temelini bu ilke oluşturuyor.

Şu ana kadar iddiaların “etkin pişmanlık ifadeleri” üzerine kurulduğunu gördüm.

Davanın bundan sonraki aşamalarında “o dedi, bu dedi” şeklinde ilerleyen bir yargılama görmeyeceğimizi ümit etmek isterim.

“O dedi, bu dedi” de bunun karşılığında somut olarak ne oldu? Temel iddia rüşvet olduğuna göre bu para nereden geldi, nereye gitti?

Dünyada en kolay takip edilen şey artık para. Bizim MASAK da maşallah bunları gayet iyi takip edebiliyor gibi görünüyor.

Daha önce de dikkatimi çekmiş, yazmıştım.

Ekrem İmamoğlu davasında sanıklardan Şişli Belediyesi’ne danışmanlık hizmeti veren Altan Ertürk’ün savunmasından aktarıyorum:


“Belediyeye 3,5 milyon dolar verildiğini, benim de yediemin olarak bu paranın tesliminde yer aldığım iddia edildi. Bu iddia için hiçbir delil olmadan benim sözüme karşı İlker Aydın’ın sözüyle, tek bir kişinin iddialarıyla tutuklandım. Tutuklandıktan sonra yaklaşık iki ay hiçbir bilgim olmadı. Nihayet kasım ayında iddianame çıktığında, İlker Aydın’ın ifadesini okudum ve şok oldum. Çünkü bana isnat edilen suça gözüyle şahitlik etmediğini, bunun doğruluğunu ancak Cem Erdinç’in teyit edebileceğini söylemesine rağmen, Cem Erdinç’in ifadesinin alınmasına bile gerek duyulmadan, İlker Aydın’ın ifadesiyle tutuklanmışım meğer.”

Ertürk, bu davada 6 ay süreyle tutuklu da kaldı, halen de “sanık” olarak yargılanıyor.

Bakan Bey’in sözlerinin hâkim ve savcılarımızca tekrar tekrar okunmasını ve iyice içselleştirilmesini işte bu gibi durumlar için istiyorum.

Bu davada böyle çok “hukuki sorun” var.

Bakan Bey, “suçlunun cezalandırılması kadar masumun korunması da önemlidir” diyor.

Artık herkesin bildiği bir gerçek, hakkında usulünce verilmiş bir mahkûmiyet kararı olmadan kimse suçlu ilan edilemez, herkes masum kabul edilir.

Son bir yılda kaç masumun, suçlu gibi medyada teşhir edildiğini doğrusunu isterseniz ben sayamadım.

Dilerim bu Adli Yıl bu konuda da bir milat olsun!


Ve şunu da unutmayalım. Yani biz unutsak bile hakimler ve savcılarımız unutmasınlar ki masum oldukları mahkeme kararlarıyla sabit olduğu halde cezaevlerinde tutulanlar var.

Osman Kavala, Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ, Tayfun Kahraman, Can Atalay bu durumdalar.

Anayasa’ya göre kararları herkesi bağlayan mahkemelere göre bu kişilerin bir gün bile hapiste tutulmaması lazım.

Adliyemizin üstünde gizli bir güç mü var ki bu mahkeme kararları ısrarla uygulanmıyor?

Adalet Bakanı’nın kendi sözlerine sahip çıkıp, bu işe bir el atması gerekiyor!

Kimse Adalet Bakanı hakkında “açılış töreninde doğruyu söyler, mahkemede şaşar” diye bir yorum yapmak istemez sanırım.
 
Geri