Coolumsu
Platinum Üye
-
- Katılım
- 3 Temmuz 2014
-
- Mesajlar
- 18.555
-
- Tepkime puanı
- 2.047
-
- ForumSAL Yaşı:
- 12 yıl 3 ay
- Kıdem:
- Forumun Eskisi
-
- Konum
- R5
Lalegül FM Hezeyanı
İslam dini, akıl ve vahiy üzerine kurulu, sınırları net bir şekilde çizilmiş bir inanç sistemidir. Bu sistemin yegâne kaynağı Kur’an-ı Kerim ve onun ete kemiğe bürünmüş hali olan Sünnet’tir. Ancak tarih boyunca, dinin bu berrak pınarını bulandırmaya çalışan en büyük tehlikelerden biri, "maneviyat" adı altında pazarlanan hurafeler ve kontrolü mümkün olmayan rüya anlatımları olmuştur. Bir radyo kanalını dinlemenin Bedir ashabı tarafından "kurtuluş reçetesi" olarak sunulduğu iddiaları, sadece dini birer masal öğesi değil, aynı zamanda Kur’an’ın temel ilkelerine yönelik açık birer çelişkidir.
İslam’ın vakur ve akılcı duruşuna vurulan en büyük darbelerden biri, "maneviyat" ambalajı altında pazarlanan ve zeka seviyesini aşağılayan hurafelerdir. Bedir gazilerinin mezarlarından kalkıp bir radyo istasyonuna dinleyici topladığı yönündeki iddia, yalnızca bir hurafe değil; aynı zamanda dinin kutsal değerlerini ticari birer metaya dönüştüren bir akıl tutulmasıdır. Bu tür anlatılar, Kur’an’ın şerefli ayetlerini ve İslam’ın asil kahramanlarını, bir medya kuruluşunun PR (halkla ilişkiler) çalışmasına kurban etmektedir.
Kur’an-ı Kerim, dini bu tür "ruhçu" hezeyanlara hapsedenleri şiddetle reddeder. Mâide Suresi 3. ayette "Dininizi kemale erdirdim" buyuran Allah, dinin tamamlandığını ve mühürlendiğini ilan etmiştir. Bu ayeti idrak eden her zihin bilir ki; Bedir ehlinin ne bir radyo frekansına ihtiyacı vardır ne de İslam’ın hidayet metotları bir yayın organının insafına bırakılmıştır. Dine rüyalar üzerinden "ekleme" yapmak, aslında "Allah dini eksik bıraktı, rüyalarla tamamlıyoruz" demenin örtülü ve küstahça bir yoludur.
Bu rezalet, sadece dini değil, insanın akıl sağlığını da hedef almaktadır. İsrâ Suresi 36. ayetteki "Hakkında bilgin olmayan şeyin ardına düşme; çünkü kulak, göz ve kalp, bunların hepsi ondan sorumludur" uyarısı, mümini ferasetli olmaya çağırır. Kanıtı olmayan, denetlenemeyen ve tamamen uydurma kokan rüya hikayeleriyle kitleleri uyutmak, insanları Kur’an’ın aydınlığından koparıp şahıs merkezli bir köleliğe mahkûm etmektir. Bedir aslanlarını, modern dünyanın ticari kaygılarına meze yapmak, en hafif tabiriyle manevi bir fütursuzluktur.
İslam, bir radyo frekansına sıkıştırılamayacak kadar büyük; Bedir ehli ise bir cemaat pazarlamasına alet edilemeyecek kadar yücedir. Halkın temiz inancını, "nur kazanma" vaadiyle belirli kurumlara kanalize eden bu din tüccarlığı, Kur’an’ın "Allah’ın ayetlerini az bir bedel karşılığında satmayın" (Bakara, 41) emrinin açık bir ihlalidir. Müslümanlar için tek kurtuluş yolu, rüyaların karanlık dehlizleri değil; aklın, ilmin ve Kur’an’ın sarsılmaz hakikatidir. Bu tür hurafelere prim vermek, dini aslından koparıp bir masallar yığınına dönüştürmek isteyenlerin değirmenine su taşımaktır.
İslam dini, akıl ve vahiy üzerine kurulu, sınırları net bir şekilde çizilmiş bir inanç sistemidir. Bu sistemin yegâne kaynağı Kur’an-ı Kerim ve onun ete kemiğe bürünmüş hali olan Sünnet’tir. Ancak tarih boyunca, dinin bu berrak pınarını bulandırmaya çalışan en büyük tehlikelerden biri, "maneviyat" adı altında pazarlanan hurafeler ve kontrolü mümkün olmayan rüya anlatımları olmuştur. Bir radyo kanalını dinlemenin Bedir ashabı tarafından "kurtuluş reçetesi" olarak sunulduğu iddiaları, sadece dini birer masal öğesi değil, aynı zamanda Kur’an’ın temel ilkelerine yönelik açık birer çelişkidir.
İslam’ın vakur ve akılcı duruşuna vurulan en büyük darbelerden biri, "maneviyat" ambalajı altında pazarlanan ve zeka seviyesini aşağılayan hurafelerdir. Bedir gazilerinin mezarlarından kalkıp bir radyo istasyonuna dinleyici topladığı yönündeki iddia, yalnızca bir hurafe değil; aynı zamanda dinin kutsal değerlerini ticari birer metaya dönüştüren bir akıl tutulmasıdır. Bu tür anlatılar, Kur’an’ın şerefli ayetlerini ve İslam’ın asil kahramanlarını, bir medya kuruluşunun PR (halkla ilişkiler) çalışmasına kurban etmektedir.
Kur’an-ı Kerim, dini bu tür "ruhçu" hezeyanlara hapsedenleri şiddetle reddeder. Mâide Suresi 3. ayette "Dininizi kemale erdirdim" buyuran Allah, dinin tamamlandığını ve mühürlendiğini ilan etmiştir. Bu ayeti idrak eden her zihin bilir ki; Bedir ehlinin ne bir radyo frekansına ihtiyacı vardır ne de İslam’ın hidayet metotları bir yayın organının insafına bırakılmıştır. Dine rüyalar üzerinden "ekleme" yapmak, aslında "Allah dini eksik bıraktı, rüyalarla tamamlıyoruz" demenin örtülü ve küstahça bir yoludur.
Bu rezalet, sadece dini değil, insanın akıl sağlığını da hedef almaktadır. İsrâ Suresi 36. ayetteki "Hakkında bilgin olmayan şeyin ardına düşme; çünkü kulak, göz ve kalp, bunların hepsi ondan sorumludur" uyarısı, mümini ferasetli olmaya çağırır. Kanıtı olmayan, denetlenemeyen ve tamamen uydurma kokan rüya hikayeleriyle kitleleri uyutmak, insanları Kur’an’ın aydınlığından koparıp şahıs merkezli bir köleliğe mahkûm etmektir. Bedir aslanlarını, modern dünyanın ticari kaygılarına meze yapmak, en hafif tabiriyle manevi bir fütursuzluktur.
İslam, bir radyo frekansına sıkıştırılamayacak kadar büyük; Bedir ehli ise bir cemaat pazarlamasına alet edilemeyecek kadar yücedir. Halkın temiz inancını, "nur kazanma" vaadiyle belirli kurumlara kanalize eden bu din tüccarlığı, Kur’an’ın "Allah’ın ayetlerini az bir bedel karşılığında satmayın" (Bakara, 41) emrinin açık bir ihlalidir. Müslümanlar için tek kurtuluş yolu, rüyaların karanlık dehlizleri değil; aklın, ilmin ve Kur’an’ın sarsılmaz hakikatidir. Bu tür hurafelere prim vermek, dini aslından koparıp bir masallar yığınına dönüştürmek isteyenlerin değirmenine su taşımaktır.