kıskanmanın galip geleceği versustur. kıskanç ve haset insan sınırlarını kaybetiğinde gerçekten her şeyi yapabilme potansiyelini barındırır. üstelik bunu çoğu zaman bir de “güzelleştirme” adı altında çevresine sunarak kendisini aklama gayreti içerisine girer; çünkü, yaptığı zayıf ve çirkin eylemlerle yüzleşmek yerine, onları makûl bi gerekçeye bağlamak insanın kendisini kötü hissetmesini engelleyen en kolay yollardan biridir.
işin komik tarafı ise insan bazen yaptığı kötülüğü inkâr da etmez, sadece ona daha kabul edilebilir bir isim tanımlaması yapar.
özellikle ülkemizdeki ekonomik sıkıntıdan doğan sosyal çürümenin insanlara ne denli etki ettiğini insanlarımızın yoğun ilaç kullanımıyla birlikte duygusal küntleşmeyi (körelme) çok net hissediyoruz . antidepresan kullanan herkes için böyle bir genelleme yapmak doğru olmaz elbette; fakat kişi kendi davranışlarının duygusal ağırlığını eskisi kadar hissedememesi hayattan aslında koptuğunun, bağının kalmadığının göstergesi olarak yansıyabiliyor. hapı kullandığında kendisini daha iyi hissetmesi, çevresine verdiği rahatsızlığı veya yarattığı histerik atmosferi ortadan kaldırmıyor sonuçta. insanın kendi içinde huzurlu olması, çevresine zarar vermediği anlamına gelmiyor.
zaten birçok dinî anlatıda da ilk büyük anlaşmazlıkların bu mitten çıktığını görebiliyoruz. habîl, kabîl örneğindeki gibi " hay " çizgi filminde bunu çok güzel işlemişler. keza, ademoğlu ile şeytan arasındaki kıskançlık vs. çatışmaların ve kardeş kavgalarının merkezinde nereden tutarsanız tutun kökünde hep kıskançlık ve haset vardır.
peki? neden versusu "kıskanmak" kazanır? çünkü, duygusal yükü bünye üzerinde daha fazladır. pozitif duygular beyinde işlenirken negatiflere göre hayatta kalma iç güdüsünden dolayı daha az enerji harcar ve tehlike sezmediği için profrontal cortex uyarılmaz. o yüzdendir ki; korku, bilinmezlik, tehlikeli durumlar her zaman daha uyarıcı olur.