-
- Katılım
- 13 Ağustos 2023
-
- Mesajlar
- 2.787
-
- Tepkime puanı
- 4.071
-
- ForumSAL Yaşı:
- 3 yıl 2 ay
- Kıdem:
- Yerleşik Üye
-
- Konum
- Germany
Alman filozof Immanuel Kant’ın hayatına dair anlatılan meşhur bir hikâye vardır.
Kant’ın hayatında evlenmeyi düşündüğü kadınların olduğu, fakat karar vermekte fazlasıyla ağır davrandığı aktarılır. Çağdaşlarının anlattığına göre Kant, evlilik konusunda o kadar uzun düşünüp tereddüt etmiştir ki sonunda fırsatı kaçırmıştır.
Kadınlardan biri başka bir yere taşınmış, diğeri ise Kant kararını verene kadar kendisinden daha hızlı davranan başka bir erkekle evlenmiştir. Kant ise hayatının geri kalanında hiç evlenmemiştir.
Zaman içerisinde bu gerçek olay daha renkli bir hikâyeye dönüşmüştür. Anlatının yaygın biçiminde bir kadın Kant’a evlenme teklif eder:
“Sizinle evlenmek istiyorum.”
Kant ise:
“Düşünmem için bana biraz zaman verin.” der.
Ve düşünmeye başlar...
Öyle uzun düşünür ki sonunda evlenmeye karar verdiğinde kadının evine gider. Kapıyı açan babası ona kadının yeni adresini verir. Kant adrese ulaştığında ise kadının çoktan evlenmiş ve çocuk sahibi olduğunu görür.
Kant’ın tam yedi yıl düşündüğü ve kadını kocası ile iki çocuğuyla bulduğu bu bölüm tarihsel olarak doğrulanmış değildir; hikâyenin sonradan süslenmiş biçimidir.
Yine de bu trajikomik anlatı, zihnin soyut düşüncenin labirentlerinde kaybolduğunda hayatın canlı, akışkan ve beklemeyen ritmini nasıl kaçırabileceğinin güzel bir simgesine dönüşmüştür. Kant düşünmeye devam ederken hayat kendi kararını çoktan vermiştir.
Anlatıyı felsefi açıdan ilginç kılan karşılıklardan biri de Søren Kierkegaard’ın “Ya/Ya Da” (Either/Or) eserinde öne çıkan seçim ve varoluş düşüncesidir.
Kierkegaard için insanın varoluşunda yalnızca ihtimalleri düşünmek yeterli değildir; seçmek, karar vermek ve seçimin sorumluluğunu üstlenmek de gerekir. Daha sonraki eserlerinde geliştirdiği “sıçrama” düşüncesi ise özellikle inanç ve dinsel varoluş bağlamında, aklın tek başına kesinliğe ulaştıramadığı yerde karar ve bağlılığın önemini ortaya koyar.

Kant’ın hayatında evlenmeyi düşündüğü kadınların olduğu, fakat karar vermekte fazlasıyla ağır davrandığı aktarılır. Çağdaşlarının anlattığına göre Kant, evlilik konusunda o kadar uzun düşünüp tereddüt etmiştir ki sonunda fırsatı kaçırmıştır.
Kadınlardan biri başka bir yere taşınmış, diğeri ise Kant kararını verene kadar kendisinden daha hızlı davranan başka bir erkekle evlenmiştir. Kant ise hayatının geri kalanında hiç evlenmemiştir.
Zaman içerisinde bu gerçek olay daha renkli bir hikâyeye dönüşmüştür. Anlatının yaygın biçiminde bir kadın Kant’a evlenme teklif eder:
“Sizinle evlenmek istiyorum.”
Kant ise:
“Düşünmem için bana biraz zaman verin.” der.
Ve düşünmeye başlar...
Öyle uzun düşünür ki sonunda evlenmeye karar verdiğinde kadının evine gider. Kapıyı açan babası ona kadının yeni adresini verir. Kant adrese ulaştığında ise kadının çoktan evlenmiş ve çocuk sahibi olduğunu görür.
Kant’ın tam yedi yıl düşündüğü ve kadını kocası ile iki çocuğuyla bulduğu bu bölüm tarihsel olarak doğrulanmış değildir; hikâyenin sonradan süslenmiş biçimidir.
Yine de bu trajikomik anlatı, zihnin soyut düşüncenin labirentlerinde kaybolduğunda hayatın canlı, akışkan ve beklemeyen ritmini nasıl kaçırabileceğinin güzel bir simgesine dönüşmüştür. Kant düşünmeye devam ederken hayat kendi kararını çoktan vermiştir.
Anlatıyı felsefi açıdan ilginç kılan karşılıklardan biri de Søren Kierkegaard’ın “Ya/Ya Da” (Either/Or) eserinde öne çıkan seçim ve varoluş düşüncesidir.
Kierkegaard için insanın varoluşunda yalnızca ihtimalleri düşünmek yeterli değildir; seçmek, karar vermek ve seçimin sorumluluğunu üstlenmek de gerekir. Daha sonraki eserlerinde geliştirdiği “sıçrama” düşüncesi ise özellikle inanç ve dinsel varoluş bağlamında, aklın tek başına kesinliğe ulaştıramadığı yerde karar ve bağlılığın önemini ortaya koyar.
