Kab bin Zuheyr'den Kasidei Bürde

FORUMSAL.NET YENİDEN ERİŞİME AÇILDI ForumSAL · Bilgilendirme

Yaşanan süreçte sabır gösteren ve yanımızda olan tüm üyelerimize teşekkür ederiz. Alternatif adreslerimiz üzerinden de bize ulaşabilirsiniz.

Alternatif erişim adreslerimiz
⚪ Konu yazarı en son 2754 gün önce aktifti

Yurdundan koparılmış gözleri sürmeli yaralı bir ceylân gibi
​
​

Suat'ı alıp götürdüler. Gönlüm öyle kırık ki!​

Gönlüm, azat nedir bilmeyen bir köle örneği ezgin.​

Tan vakti Suat göçtü buralardan. O ne mağrur bakışlardı Rabbim​

ve ne müstağni.​

Suat ki boyu altın ölçüde; önden bakılınca zarif nahif, incecik belli,​

tombul görünüşlü arkadansa, arka çizgileri bile belli.​

Gülerken dişlerinde kar yağar gibi bir kış aydınlığı ,​

Öyle beyaz, onları şarapla yıkıyorlar durmadan sanki.​

Vâdi açık. Kuşluktur. Çakıllarda kuş sesli serin sular.​

Kuzey yelleriyle serin sular gibi saf ve ışıklı Suat'ın ağzındaki.​

Süpürürse rüzgâr nasıl üstündeki bulutları, nasıl yıkarsa pırıl pırıl​

geceleri yağmur tepeleri​

Ağzındaki su o yağmur suyu Suat'ın. dişleri o beyaz kum tepeleri.​

Soylulukta en soylu, cömertlikte bir eşi yok bir sevgili iken Suat,​

Ne kendi sözünde durdu, ne de dinledi beni.​

Suat bu, işi gücü bana oyun, naz, vefasızlık, söz verip dönmek.​

Benim kaderim böyle, Onun aşk felsefesi.​

Bulut bir zavallıdır Onun yanında biçimden biçime girmekte,​

Renkten renge girmekte yaya kalır bukalemun, gulyabani.​

Sen ne aptalsın ki yahu sandın Suat durur sözünde.​

Kalburda su durursa, Suat da durur sözünde tabii.​

Suat'tan söz aldım diye böbürlenip durmak ha!​

Hayaller kurdun, umutlandın! Ama umutlar uçucu, aldatıcıdır​

rüyalar gibi.​

Suat'ın vuslat. sözleri geçse yeridir atlatışlar tarihine.​

Bir söz istedin mi kendinden, hemen kesilir meşhur yalancı​

Urkub'un teki.​

Böyle arkandan atıp tutuyorum ya Suat, elbet ayrılık acısından.​

Onun için affet beni, sen yine de sev beni.​

Suat şimdi mutlaka öyle bir yerdedir ki, vakit de akşam;​

Saf kan ve yörük dişi develerdir ancak develerin oraya götüreni.​

Evet, ta ötelerde konaklıyan Suat oymağını tutmak için​

Yüreğe korku veren. dağ gibi rüzgâr tempolu hecin develer gerekli.​

Öyle deve gerek ki, terlerse ırmak aksın kulağının ardından,​

Uçsuz bucaksız çöl yollarını seve seve tepmeli...​

Bir deve ki. bakışı iki hançer ufuklara saplanan.​

Eşi gitmiş; yabani bir aksığın gibi öyle uçsun ki, o dursun, altından​

kaysın ateş çölü ve ateş tepeleri.​

Gerdanı sağlam. ayakları yer sarsan vücudu kıvrım kıvrım ve​

ölçülü biçili.​

Soy sopça en arık damızlık develerden haydi haydi ileri.​

Böğrü enli, boynu uzun ve kalın; çehresi geniş.​

Bir erkek deveyi andırmalı tıpkı; Suat'ı tutar o zaman belki.​

Derisi daha parlak olmalı kabuğundan deniz kaplumbağasının.​

Ve ondan daha sağlam. kızgın güneş altında aç azgın keneler bile​

onu örseleyememeli.​

İlk bakışta dağ gibi korku vermeli görünüşü bakana:​

Boyu yüksek mi yüksek, çevik mi çevik ayakları, tertemiz şeceresi.​

Gürbüz, etine dolgun. bakımdan öyle semizlemiş .olmalı ki,​

Oyluklarından tırmanan salkım salkım keneler derinin cilâsından​

kayıp kayıp düşmeli.​

Yürürken baldırından, et fırlasın etinden, iki ön bacağı ok gibi​

Çıksın dolgun göğsünden. serbest atılışlı çalım çalım üstüne bir​

yaban merkebi örneği.​

gözlerle gerdan arası, başın yular takılan yeri.​

Sert ve katı olmalı bileği taşı gibi.​

Ve upuzun kuyruğu ipek tüylü, sarksın memelerin üstünden.​

Öyle dokunmalı ki memelerin ucunu ürkütmemeli.​

Kapkara iki mızrak bacakları, rüzgâr gibi uçmalı​

Şüpheye düşmelisin ayakları yere değdi mi, değmedi mi.​

Yumru burnundan, kulağından, beyzi çehresinden bu türlü develeri.​

Tanır derhal deveden anlayan yekta bir bilirkişi.​

Ayakları demirdenmişcesine çakılları fırlatır iki yana.​

Deri mahfaza bile takmaksızın aşar kayalıkları bu eşsiz develer ki.​

Çalışkan bir işçi gibi terler coştukça, terledikçe coşar...​

Aşar kuşlar gibi serap derelerini, sahra tepelerini, ateş​

çöllerini...​

Kertenkelenin güneşte yanan sırtı sıcaktan külde pişmiş ekmeğe​

Döndüğü günler bile kimse durduramaz koşmaktan şu bizim deveyi.​

Bir sıcaklık ki, a yolcular dinlenin! der kervan sahibi​

-Ve taş altına gizlenir siyah çekirgeler, o sabır ateşleri.​

Ama bizim meşhur devemiz gün ortasında koşusunu bitirmez,​

Başlamıştır yolculuğa sanki daha yeni.​

Sıcak artar, değişir yürüyüşü; sıcak arttıkça değişir. Ve ön​

ayaklarının​

Çırpınışlı hızlanışı andırır ölmüş çocuğuna göğüs döven bir anneyi​

ve ona bakıp (anıp kendi ölmüş yavrularını​

da) hıçkıran yırtınan öbür anneleri.​

Evet o yürüyüş, o ayak çırpınışları göğsünü paralayan yaşlı bir​

annenin çırpınışları.​

Akla elveda diyen bir annenin, alır almaz ilk yavrusunun kara​

haberini.​

Göğsü kan içinde kalan. üstü başı yırtılmış,​

Saçları darma dağın çılgın bir annenin haberini.​

Söz taşıyıp öç alan iki yüzlü şiir ve kabile düşmanlarım :​

"Ey Ebi Sülma'nın oğlu sen mahvoldun." dediler. Suat'ın derdi​

bana yetmezmiş gibi.​

"Ey Ebi Sülma'nın oğlu sen kendini ölmüş bil." Ben de koştum​

güvendiğim dostlara :​

Kime başvurdumsa ama: "Biz yokuz bu işte, var git kendin bak​

başının çaresine" demezler mi?​

Ben de onlara dedim : "Gidin gidin beni yalnız bırakın,​

Neye hükmetmişse o olur, hükmeden o Allah ki.​

Yaşamak dediğiniz nedir bin yıl yaşasa bile​

Eninde sonunda insanoğlu o kanbur tahta kutuya girmiyecek.​

Binmiyecek mi?​

Heber geldi: "peygamber. seni öyle bir cezaya çarpacak ki!"​

Siz bilirsiniz. hey zavallılar! İşte onun kapısındayım, yüreğimde​

sonsuz bağışlanma ümidi.​

Ondan özür dilemeye geldim, af istemeğe geldim;​

Çünkü O sırrını bilendir, kabul edicisidir mazeretlerin.​

O affedenlerin en affedicisi.​

İçi hidayet öğütü en yüce gerçekler dolu Kur'anı​

Sana armağan eden Allah için ver bana bir savunma mühleti.​

Bakma ve zaten bakmazsın sözlerine beni kıskananların.​

Senin hükmün onlara değil, hakka ayarlı ve ben de bir parça​

suçluyum belki.​

Ama senin makamındayım şimdi. Fillerin bile titrediği makamda.​

Bir makam ki, titrerdi bir fil benim gördüklerimi görse. işitse​

işittiklerimi​

Burada beni ancak Allah buyruğuna bağlı Peygamber affı​

kurtarır:​

Ben de onun öç ve adalet eline uzatıyorum işte sağ elimi.​

Beni ancak o kurtarabilir burda. Yalnız O. Şimdi söz yalnız Onun.​

Ama O "Sen suçlusun, cezanı çekeceksin" dese önünde eğik​

bulur boynumu adaletin heybeti.​

En heybetli manzara bu olur benim için. Çünkü Asserde,​

İç içe açılan sonsuz aslan yataklarının en içindeki​

Muhteşem yurdunda hüküm süren aslanlar başbuğudur O.​

Bir arslan ki. erkenden ava çıkar, yavrularının besini insanoğlu,​

insan eti.​

Bir arslan ki, savaş alanında kendi düşmanı dengi​

Bırakmadan çarpışmayı, haram sayar kendine savaşı terketmeyi.​

Heybetinden kısılır sesleri yırtıcı çöl arslanlarının ,​

Arslanlar arasında bile o dağıtır adaleti.​

Parçalandı silâhları ve elbiseleri, kurda kuşa yem oldu​

Bu vâdide kendi gücüne bileğine güvenen nice kişi.​

Şüphe yok ki, Peygamber, en keskin bir kılıçtır kılıçlarından​

Allahın.​

Sonsuz bir kurtuluşa, nura ve hidayete alıp götüren bizi.​

Ve arkadaşları O'nun, Mekke vâdisinde İslâmı kabul eden​

Kureyşin en ileri gelenleri... Cömertlikte ve yiğitlikte hiç birinin​

yok dengi.​

İlk gûnler, göçmek gerekliydi, hemen göçtüler, . zerre tereddüt​

etmeden.​

Bırakarak yurtlarını, tüten ocaklarını, mal ve mülklerini.​

Yerlerinde kalanlar çarpışamıyacak güçte olanlardı.​

Onlar da, müdafaasız ve silâhsız, çepçevre küfürle çevrili, bugünü​

hazırlamış beklemişlerdi.​

Evet, bunlar, başları dimdik gezen yiğit üstü yiğit,​

Davuda mahsus demir gömlektir zırh diye giydikleri.​

Zırhları pırıl pırıl ve upuzun. Çelikten büklümleri öyle ki,​

Birbirine geçip kaynaşmış bir ayrıkotunun halkaları gibi.​

Mızrakları düşmanı devirse yere, gurur nedir bilmezler,​

Yenilirlerse bilmezler nedir umut kesmek, yok ya yenildikleri!​

Ak soy develer gibidir gidişleri. korunmaları da saldırış.​

Vurulunca göğüslerinden vurulurlar. Onlar ürkmez, onlardan​

ürker dev dalgalı ölüm denizi.​

Ka'b b. Züheyrin yazdığı kaside. Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s) tarafından beğenilmiş ve Peygamberimiz hırkasını çıkararak şaire giydirmiştir.​

Bu yüzden bu kaside "Kaside-i bürde" olarak tanınır. İstanbul Hırka-i Şerif Camiinde sergilenen Hırka-i-Şerif Ka'b b.Zuheyr'e giydirilen hırkadır​

​
 
Geri