Islam Tarihindeki Ilk Türk.

FORUMSAL.NET YENİDEN ERİŞİME AÇILDI ForumSAL · Bilgilendirme

Yaşanan süreçte sabır gösteren ve yanımızda olan tüm üyelerimize teşekkür ederiz. Alternatif adreslerimiz üzerinden de bize ulaşabilirsiniz.

Alternatif erişim adreslerimiz
🟢 Konu yazarı şu anda aktif
Bir çok farklı görüş olsa da Türkler, İslâm dininden önce çok tanrılı bir din olan "Gök Tanrı" inancına sahiptiler. Gök Tanrı inancına göre Tengri tek tanrı değil, (haşa) en büyük tanrı idi. Yine bu inanca göre Tengri dışında bir sürü tanrıça var idi. Bunlara kısaca değinecek olursak; Umay, Erlik, Ülgen... bunlardan bazılarıdır.

Türklerin, İslâm diniyle şereflendirilmesi esasen Peygamber efendimizin, İslâm dinini tebliğ ettiği ilk yıllara dayanmaktadır. Bu bilgiyle yola çıktığımızda; Türklerin, İslâm dini ile tanışması 9'uncu yüzyılın ilk çeyreğine rast gelmektedir. Ünlü tarih araştırmacısı Yılmaz ÖZTÜNA'nın ifadeleri ile 10'uncu yüzyıla kadar yavaş, 10'uncu yüzyıla girildiğinde ise süratle İslâm, Türkler arasında yayıldı. Türklerin, İslâm ile tanışması öyle bir hâl aldı ki, haçlı keferesinden bir hıristiyan, İslâm dinine geçtiğinde ona "Türk oldu!" denildi.

Dinimiz İslâm, Hz. Muhammed (S.A.V.) tarafından milâdi takvime göre 610 yılında tebliğe başlandığını göz önünde bulunduracak olursak; tarih kayıtlarında Türk toplumlarının -bunun altını çizmek gerekir-, İslâm dini ile tanışması ve müslüman olması arasında nereden bakarsak 350 - 400 sene var olduğunu görürüz. Lâkin ilk müslüman Türk'ün, İslâm'a girişi Peygamber efendimizin İslâm'ı tebliğ ettiği yıl ile aynıdır. Yani milâdi 610 senesidir.


Peki kim bu ilk Türk müslüman?

Hz. Muhammed (S.A.V.)' in davetine "evet" demiş ve azılı bir İslâm düşmanı olan Ebu Cehil' in çok şiddetli işkencelerine maruz kalmış ve akabinde ilk Türk Müslüman şehit mertebesine de erişmiş o güzel insan... Ailesi ile birlikte, İslâm'ın ilk şehitlerinden olan Ammar ailesi'nin validesi, Hz.Sümeyye validemizdir.

Allah(c.c.) katında, şehitlerin değeri müslüman kardeşlerimizce bilinmektedir. Ve bu davaya ilk canını, kanını veren yine bir Türk evladı, Hz. Sümeyye (r.a.)'dır. Allah(c.c.) bizleri, bu atalara layık bir soy eylesin.
 
Arabistan yarımadası ‘nda halkın bir kısmı çöllerde yaşıyordu ve bu kişilere “bedevi” deniliyordu. Medine gibi şehirlerde yaşayan yerleşik kimselere ise “Medeni” deniyordu. Medine isminin zamanla yerleştiğini görüyoruz. Eski adı ise Yesrib olarak bilinmektedir.

Arabistan yarımadasında kabilevi bir yaşantı hakimdi. Kabileler arasında savaş eksik olmazdı. Sürekli bir savaş halinde olmaları ticareti sekteye uğratıyor ve hayatı çekilmez hale getiriyordu.



Kabilevi yaşam tarzında bir kişinin suçunu bütün kabile yüklenir. Bu sebeple bireysel hatalar çok çabuk bir şekilde savaşa dönüşebiliyordu. İşte bu sebeple kabileler arasında “Haram aylar” adı verilen 4 aylık bir yasak süre belirlendi ve savaş bu aylar içerisinde yasaklandı.

Ticaret için panayırlar kuruluyordu. Aralarında “Ukaz Panayırı” en bilinen pazar yeridir.

Ticaret ve edebiyat bu sayede gelişme olanağı buldu. Aslında Araplar arasında siyasi birliğin olmamasının sebebi de bu kabilevi yaşam tarzıdır.

Dini yaşantıya baktığımızda ise putperestliğin yaygın olduğunu görüyoruz. Arabistan’da islam tarihi başlayana kadar bir çok din görülmüştür. Bunlar arasında Hristiyanlık veya diğer adıyla İsevilik , Yahudilik veya diğer adıyla Musevilik, Mecusilik veya diğer adıyla ateşgedelik, Hanif dini veya diğer adıyla Allah’ü Teala’nın gönderdiği ilk ve tek hak din ve islamiyetin öncü din hareketi bulunmaktadır. Hz.İbrahim ile devam eden Hanif dini H.z. Muhammed ve ailesinin de mensub olduğu bir inanıştır.

Mekke islam tarihi öncesinde de büyük bir öneme sahiptir. Putlarla dolu olan Kabe bu kentte bulunmaktadır. Kabe duvarlarına şiirler asılır ve ibadetler burada yapılırdı. Bu yönü ile Mekke şehri dini bir merkez konumundadır.

Sosyal yaşantı içerisinde köle ticareti yaygındı ve insanlar arasında farklar vardı. Bu farkların kaynağı ise paraydı.

İşte islam tarihi ve uygarlığı böyle bir coğrafyada yükseldi.

Alıntı
 
İslâmiyet fetihlerle yayılırken alınan topraklarda yaşayan insanların da kültürlerinden faydalanıldı, böylece bilim ve düşünce alanında, büyük eliş* meler ortaya çıktı.
Abbasiler Dönemi’nde Yunan kültüründen yararlanılmış hatta birçok eser Arapça’ya çevrilerek medreselerde okutulmuştur.
Uyarı: Bu durum Kur’an’a ters düşmeyen her türlü yenilik ve gelişmenin kabul edildiğinin göstergesidir.

DEVLET YÖNETİMİ

İslam Devleti’nin kurucusu Hz. Muhammed’dir. Bu devlet, Hicret’ten sonra Medine başkent olmak üzere kuruldu.
Hz. Muhammed’in vefatından sonra halef ya da halife denilen devlet yöneticileri seçildi. İlk dört halife seçimle geldiği için bu döneme “Hulefa-i Raşidin” ya da “Cumhuriyet Devri” dendi. Emevi halifesi Muaviye’nin oğlu Yezid’e halifeliği bırakmasıyla halifelik saltanat şeklinde devam etti.
Hz. Ömer Dönemi’nde sınırların genişlemesi üzerine idari, adli, mali, askeri düzenlemeler yapıldı. Yönetimi kolaylaştırmak amacıyla ülke büyük illere ayrıldı, valiler ve kadılar atandı.
Abbasiler Dönemi’nde ise, yönetimde ilk defa vezirlik makamı oluşturuldu. Divan kuruldu.
İslam Devleti’nde sırasıyla Hz. Muhammed Dönemi’nden itibaren Medine, Hz. Ali Dönemi’nden itibaren Kufe, Emeviler de Şam, Abbasiler de Bağdat başkent olarak kullanıldı.
ORDU

Hz. Muhammed ve Hz. Ebu Bekir dönemlerinde düzenli ve sürekli ordu yoktu. Ordu gönüllü mü*cahidlerden oluşuyordu. Bu dönemde ordudaki askerlerin tek gelir kaynağı elde edilen ganimetlerdi.
İslam Devleti’nde ilk düzenli ordu Hz. Ömer zamanında kuruldu.
Hz. Ömer fetihlerin sürekliliğini sağlamak için ilk defa ordugahlar kurdu. Fetihleri daha sistemli hale getirmek için de Divan-ı Cund’u (ordu divanı) kurdu. Ayrıca ordunun maaşını ve giderlerini kar* şılamak içinde ikta sistemini oluşturdu.
İlk İslam donanması da Hz. Osman Dönemi’nde oluşturuldu.
DİN ve HUKUK

İslamiyet öncesi çok karışık ve kötü durumda olan Arabistan, İslam dini ile düzenli, adaletli ve hoşgörülü bir yapıya ulaştı.
İslâm Devleti’nde hukuk sisteminin kaynağı öncelikle Kur’an-ı Kerim sonra Hz. Muhammed’in hadisleri (sözleri) ve sünnetidir (davranışları).
Zamanla farklı toplumlarla buluşan İslamiyet farklı yorumlanmış ve böylece farklı mezhepler ortaya çıkmıştır.
MALİYE

İslam Devleti’nde ilk Beytü’l Mâl (devlet hazinesi) Hz. Muhammed Dönemi’nde kurulmuş ancak en geniş şekilde Hz. Ömer devrinde yenilenmiş* tir.
İlk devlet bütçesi yine Hz. Ömer Dönemi’nde dü* zenlenmiş ve hazinenin başına haznedar atanmıştır.
İslam Devleti’nin gelir kaynakları ise; savaşlarda elde edilen ganimetlerin 1/5’i, Öşür ya da Aşar denilen ve Müslümanlardan alınan 1/10 ürün vergisi, Haraç adıyla gayri müslimlerden 1/5 oranında alınan ürün vergisi, yine gayri müslimlerden alınan Cizye (koruma) vergisi ve savaş esirlerinden alınan fidyedir.
Diğer gelirler ise bağlı beylik ve devletlerin gönderdiği vergiler ve maden, tuzla, gümrük vergileridir.
İlk İslam parası olan Dinar, Emevi halifesi Abdülmelik tarafından basıldı.
Uyarı: Böylece İslam Devletinde ekonomik birlik sağlanmıştır.

MİMARİ

Arabistan’da İslamiyet öncesinde özgün bir mimari yoktu. Ancak yeni alınan bölgelerin kültürlerinden etkilenilerek yeni bir mimari anlayışı doğdu.
İslam mimarisi Emeviler devrinde gelişti ve Hristiyan mimarisiyle yarışabilecek düzeye ulaştı. Osmanlı Devleti Dönemi’nde ise Hristiyan mimarisini geçti.
BİLİM ve SANAT

İslamiyet bilime çok önem vermiştir. Hz. Muhammed’in “İlim Çin’de de olsa alınız, ilim sizin yitik malınızdır onu bulunuz”… gibi hadisleri bilime verilen önemi gösterir.
İslam kültüründe en önemli bilim devleti Endülüs Emevileri ve Abbasilerdir. Her iki bölgede de yapılan bilimsel çalışmalar bugün dahi dünyaya fayda sağlamaktadır.
Tıp, Astronomi, Kimya, Matematik, Tarih, Coğrafya, İslam devletlerinde gelişen pozitif bilimlerdir.
Tefsir (Kur’anın açıklaması), Fıkıh (Hukuk), Kelam (Felsefe), Hadis… gibi dini ilimler de okutulurdu.
İbn-i Sina (Tıp), Razi (Kimya), El Biruni (Coğ* rafya), El Bettani (Astronomi), El Harizmi (Matematik), El Cebir (Cebir), İbnü’l Esir (Tarih) önemli bilim adamlarıdır.
İslam Devleti’nde sanat yine İslami kurallara göre şekillendi. Putperestliğin yeniden canlanmasını önlemek isteyen devlet adamları insan resmi, heykelcilik… gibi sanatlara müsade etmemiştir.
Bu sanatların yasaklanması, Hat (güzel yazı), Tezhip (kitap süsleme), Oymacılık, Kakmacılık, Nakkaşlık (taş işlemeciği, çinicilik… gibi) sanat dallarının gelişmesini sağladı.
Putperestliğin tamamen unutulduğu Emeviler Dönemi’nde yeniden resim ve heykel sanatları canlandı. Bu durumun göstergesi olarak Emeviler dönemindeki Kasr-ül Hayr Sarayı, Abbasiler dönemindeki Balkuvara Sarayı gösterilebilir.

Alıntı
 
Geri