İnsanın Kendine Karşı Kazandığı Savaş

FORUMSAL.NET YENİDEN ERİŞİME AÇILDI ForumSAL · Bilgilendirme

Yaşanan süreçte sabır gösteren ve yanımızda olan tüm üyelerimize teşekkür ederiz. Alternatif adreslerimiz üzerinden de bize ulaşabilirsiniz.

Alternatif erişim adreslerimiz
🟢 Konu yazarı şu anda aktif
Nietzsche, insanın yarasına merhem sürmez. Yarayı gösterir. Üzerini örten ne varsa kaldırır ve insanı, kaçtığı hakikatle aynı odada yalnız bırakır.

Onun felsefesinde hayat, huzura ulaşılması gereken uzun bir yol değildir. Acısıyla, kaybıyla, yenilgisiyle, haksızlığıyla birlikte üstlenilmesi gereken bir varoluştur. Yaşamak, başına gelenlerden korunmak değil; onların karşısında neye dönüşeceğine karar vermektir.

Nietzsche’nin insanı kaderinden merhamet dilenmez. Geçmişini inkâr etmez, yaralarını kutsamaz, acısını da kimliğe dönüştürmez. Yaşadıklarını kendi iradesinin ateşine atar; işe yaramayanı yakar, kalanı yeniden biçimlendirir.

“Güç istenci” tam da burada belirir.

Bu güç, bir başkasının üzerinde yükselmekten çok insanın kendi üzerine çıkabilmesidir. Korkusuna hükmetmesi, alışkanlıklarını kırması, kendisine çizilmiş sınırları sorgulaması ve gerektiğinde dün inandığı insanı dahi geride bırakabilmesidir.

Nietzsche’nin gözünde insan tamamlanmış bir varlık değildir. İnsan, aşılması gereken bir geçittir. Kendisiyle yetindiği anda durur; kendisini aşmaya başladığı anda yaratır.

Francis Bacon yüzyıllar önce “Bilgi güçtür” demişti. Nietzsche’nin dünyasında ise bilmek tek başına yetmez. İnsan hakikati öğrenebilir, dünyayı çözebilir, yüzlerce kitabın bilgisine sahip olabilir; yine de kendi korkularının esiri olarak yaşayabilir.

Asıl mesele, bildiğin şeyle ne yaptığındır.

Dünyaya hâkim olmadan önce kendi karanlığına inebilmek, yenilgiden sonra ayağa kalkmak değil, ayağa kalkan insanın artık eskisi olmamasıdır.

Nietzsche’nin insana bıraktığı en sert düşüncelerden biri de burada saklıdır:

Hayat seni kırabilir.

Fakat son şeklini ona vermek zorunda değilsin.



Zusammenfassung von Nietzsche ⭐️ Escuela PCE
 
Francis Bacon yüzyıllar önce “Bilgi güçtür” demişti. Nietzsche’nin dünyasında ise bilmek tek başına yetmez. İnsan hakikati öğrenebilir, dünyayı çözebilir, yüzlerce kitabın bilgisine sahip olabilir; yine de kendi korkularının esiri olarak yaşayabilir. Asıl mesele, bildiğin şeyle ne yaptığındır.

Hakikati bulamadığı için korkmaya devam ediyor çünkü belirsizlik olduğu sürece hiçbir şeyden emin olunamaz. Hakikat de dünya koşullarında çözülebilecek bir konu değil.
 
Ben zaten Nietzsche'nin söylediğini mutlak doğru olarak görmüyorum. Felsefede beni çeken taraflar bunlar . Aynı soruya bakıyorsun; Nietzsche başka bir yere varıyor, Kierkegaard başka, Russell başka... Bazen birbirleriyle örtüşmüyorlar, hatta açıkça çelişiyorlar ama okurken her birinin kendi düşünce sistemi içinde mantıklı bir tarafını görebiliyorsun.

simdi örnek baktim bunun icin ..

“Felsefenin değeri, büyük ölçüde onun belirsizliğinde aranmalıdır.”
— Bertrand Russell, The Problems of Philosophy, “The Value of Philosophy”

Kierkegaard ise başka bir kapı açıyor. Concluding Unscientific Postscript'te nesnel kesinlikle insanın yaşadığı/benimsediği hakikat arasında ayrım kuruyor. Ünlü formülünde hakikati, kişinin tutkuyla sahiplendiği “nesnel belirsizlik” üzerinden tarif ediyor. Yani belirsizlik onun için mutlaka ortadan kaldırılması gereken bir kusur değil.


William James daha da farklı düşünüyor. Pragmatizmde bir fikrin hakikatini donmuş, değişmez bir özellik olarak ele almıyor:

“Truth happens to an idea.” — “Hakikat bir fikrin başına gelir.”
Devamında fikrin doğruluğunun doğrulanma süreci içinde oluştuğunu anlatıyor. Yani “hakikat nedir?” sorusuna Russell'ın, Kierkegaard'ın ve James'in verdiği cevaplar bile aynı değil.
 
Felsefeyi pek sevmem ama bazı beğendiğim şeylerde oluyor şimdi.

Taaa 13. yyda ne demiş Yunus Emre ; "Bir ben var bende, benden içeri"
 
Geri