-
- Katılım
- 13 Ağustos 2023
-
- Mesajlar
- 2.755
-
- Tepkime puanı
- 4.030
-
- ForumSAL Yaşı:
- 3 yıl 2 ay
- Kıdem:
- Yerleşik Üye
-
- Konum
- Germany
Tolstoy'un Son Kaçışı:
1910 yılı…
Rus edebiyatının en büyük isimlerinden Lev Tolstoy, 82 yaşında hayatının son dönemini yaşamaktadır.
Bir yanda zühdü, mülkiyetten vazgeçmeyi ve sade yaşamayı savunan fikirleri; diğer yanda dönemin en zengin yazarlarından biri olarak sahip olduğu servet vardır.
Eşi Sofya, 48 yıllık evliliğin ardından çocuklarının miras ve eserlerin telif haklarını kaybetmesinden korkarken, öğrencileri Tolstoy’dan yazdıkları gibi yaşamasını ve servetini köylülere bırakmasını ister.
Tolstoy ise iki tarafın arasında giderek sıkışır. Sonunda bu baskıdan kurtulmak için evini terk eder. Ancak hastalanır ve küçük bir tren istasyonu olan Astapovo’da hayata veda eder.
Arkasında ise bütün bu çatışmayı özetleyen şu cümleyi bırakır:
“Tek istediğim, dürüst bir insan olarak ölmek. Bu çok mu?”
Belki de çoktu.
Çünkü insanın başkalarına karşı dürüst olması kadar, kendi hayatıyla söyledikleri arasındaki mesafeye bakabilmesi de zordur. Psikolojide buna yakın bir çatışmayı bilişsel uyumsuzluk kavramıyla açıklarız: İnandığımız şeylerle yaptıklarımız birbirine uymadığında zihnimizde bir huzursuzluk doğar. Çoğu zaman davranışımızı değiştirmekten önce, kendimizi ikna edecek gerekçeler üretiriz.
Felsefe ise aynı yaraya başka bir yerden dokunur. İnsan yalnızca ne düşündüğüyle değil, düşüncelerinin bedelini ne kadar ödeyebildiğiyle de sınanır. Özgürlükten söz etmek kolaydır; sahip olduklarından vazgeçmek gerektiğinde özgürlüğün anlamı değişir. Eşitliği savunmak kolaydır; ayrıcalıklarımız masaya geldiğinde mesele ağırlaşır.
Belki Tolstoy'un son yıllarındaki asıl kavga da servetiyle, ailesiyle ya da öğrencileriyle değildi. Savunduğu insanla, yaşadığı insan arasındaki mesafeyleydi.
Ve belki insanın hayatındaki en zor hesaplaşma budur:
Başkalarının gözünde iyi biri olmak değil, gece herkes sustuğunda kendi vicdanına verecek bir cevabının olması.

1910 yılı…
Rus edebiyatının en büyük isimlerinden Lev Tolstoy, 82 yaşında hayatının son dönemini yaşamaktadır.
Bir yanda zühdü, mülkiyetten vazgeçmeyi ve sade yaşamayı savunan fikirleri; diğer yanda dönemin en zengin yazarlarından biri olarak sahip olduğu servet vardır.
Eşi Sofya, 48 yıllık evliliğin ardından çocuklarının miras ve eserlerin telif haklarını kaybetmesinden korkarken, öğrencileri Tolstoy’dan yazdıkları gibi yaşamasını ve servetini köylülere bırakmasını ister.
Tolstoy ise iki tarafın arasında giderek sıkışır. Sonunda bu baskıdan kurtulmak için evini terk eder. Ancak hastalanır ve küçük bir tren istasyonu olan Astapovo’da hayata veda eder.
Arkasında ise bütün bu çatışmayı özetleyen şu cümleyi bırakır:
“Tek istediğim, dürüst bir insan olarak ölmek. Bu çok mu?”
Belki de çoktu.
Çünkü insanın başkalarına karşı dürüst olması kadar, kendi hayatıyla söyledikleri arasındaki mesafeye bakabilmesi de zordur. Psikolojide buna yakın bir çatışmayı bilişsel uyumsuzluk kavramıyla açıklarız: İnandığımız şeylerle yaptıklarımız birbirine uymadığında zihnimizde bir huzursuzluk doğar. Çoğu zaman davranışımızı değiştirmekten önce, kendimizi ikna edecek gerekçeler üretiriz.
Felsefe ise aynı yaraya başka bir yerden dokunur. İnsan yalnızca ne düşündüğüyle değil, düşüncelerinin bedelini ne kadar ödeyebildiğiyle de sınanır. Özgürlükten söz etmek kolaydır; sahip olduklarından vazgeçmek gerektiğinde özgürlüğün anlamı değişir. Eşitliği savunmak kolaydır; ayrıcalıklarımız masaya geldiğinde mesele ağırlaşır.
Belki Tolstoy'un son yıllarındaki asıl kavga da servetiyle, ailesiyle ya da öğrencileriyle değildi. Savunduğu insanla, yaşadığı insan arasındaki mesafeyleydi.
Ve belki insanın hayatındaki en zor hesaplaşma budur:
Başkalarının gözünde iyi biri olmak değil, gece herkes sustuğunda kendi vicdanına verecek bir cevabının olması.
