-
- Katılım
- 13 Ağustos 2023
-
- Mesajlar
- 2.771
-
- Tepkime puanı
- 4.064
-
- ForumSAL Yaşı:
- 3 yıl 2 ay
- Kıdem:
- Yerleşik Üye
-
- Konum
- Germany
Fyodor Dostoyevski’nin 1862 yılında yayımlanan ve Sibirya’daki sürgün ile kürek cezası yıllarını anlattığı **“Ölüler Evinden Anılar”**da şöyle bir tespitte bulunur:
Derin bir soyutlanışın içinde yaşadım, zihnimin o ıssız çölünde… Ve zamanla, o tatlı dehşeti sevmeyi öğrendim. Ruhun yönünü kaybettiği o koyu yalnızlıkta,
kendi karanlığıma daldım, içimdeki her bir aynayı dikkatle süzdüm.
Bütün bir ömrümü sessizliğin ortasında yeniden yaşadım; unutulmuş her bir detayı, o merhametsiz ve çıplak ışığın altında tek tek inceledim. Kendi kendimin en acımasız yargıcı olup, yüzüme bakmaktan korkmadan kendimi mahkûm ettim.
Bana bu yalnızlığı, bu kimsesiz boşluğu bahşeden kaderime şükrettiğim zamanlar da oldu. Zira biliyordum: O zindan olmasaydı; ne kendimi gerçekten anlayabilir, ne ömrümü baştan yazabilir, ne de ruhumu gerçekten sevebilirdim.

Derin bir soyutlanışın içinde yaşadım, zihnimin o ıssız çölünde… Ve zamanla, o tatlı dehşeti sevmeyi öğrendim. Ruhun yönünü kaybettiği o koyu yalnızlıkta,
kendi karanlığıma daldım, içimdeki her bir aynayı dikkatle süzdüm.
Bütün bir ömrümü sessizliğin ortasında yeniden yaşadım; unutulmuş her bir detayı, o merhametsiz ve çıplak ışığın altında tek tek inceledim. Kendi kendimin en acımasız yargıcı olup, yüzüme bakmaktan korkmadan kendimi mahkûm ettim.
Bana bu yalnızlığı, bu kimsesiz boşluğu bahşeden kaderime şükrettiğim zamanlar da oldu. Zira biliyordum: O zindan olmasaydı; ne kendimi gerçekten anlayabilir, ne ömrümü baştan yazabilir, ne de ruhumu gerçekten sevebilirdim.
