İngilizce Kalıplar

FORUMSAL.NET YENİDEN ERİŞİME AÇILDI ForumSAL · Bilgilendirme

Yaşanan süreçte sabır gösteren ve yanımızda olan tüm üyelerimize teşekkür ederiz. Alternatif adreslerimiz üzerinden de bize ulaşabilirsiniz.

Alternatif erişim adreslerimiz
🟢 Konu yazarı şu anda aktif
It depends on: …-e bağlı / …-e göre değişir
  1. It depends on the weather.
    → Hava durumuna bağlı.
  2. It depends on your budget.
    → Bütçene bağlı.
  3. It depends on what you want.
    → Ne istediğine bağlı.
  4. It depends on how much time we have.
    → Ne kadar zamanımız olduğuna bağlı.
  5. It depends on the situation.
    → Duruma bağlı.
  6. It depends on whether he agrees or not.
    → Onun kabul edip etmemesine bağlı.
  7. It depends on how you look at it.
    → Olaya nasıl baktığına bağlı.
  8. It depends on what happens next.
    → Bundan sonra ne olacağına bağlı.
  9. It depends on how much you’re willing to spend.
    → Ne kadar harcamaya istekli olduğuna bağlı.
  10. It all depends on how well you prepare for the exam.
    → Her şey sınava ne kadar iyi hazırlandığına bağlı.
 
It depends upon: …-e bağlı olmak / …-e dayanmak
  1. Success depends upon hard work.
    → Başarı sıkı çalışmaya bağlıdır.
  2. The outcome depends upon several factors.
    → Sonuç birkaç faktöre bağlıdır.
  3. Everything depends upon your decision.
    → Her şey senin kararına bağlı.
  4. Our future depends upon what we do today.
    → Geleceğimiz bugün ne yaptığımıza bağlıdır.
  5. It depends upon how much time we have.
    → Ne kadar zamanımız olduğuna bağlı.
  6. The final decision depends upon the circumstances.
    → Nihai karar koşullara bağlıdır.
  7. Your progress depends upon how regularly you practice.
    → İlerlemen ne kadar düzenli pratik yaptığına bağlıdır.
  8. The treatment depends upon the patient’s condition.
    → Tedavi hastanın durumuna bağlıdır.
  9. The result will depend upon whether they accept our proposal.
    → Sonuç, teklifimizi kabul edip etmemelerine bağlı olacak.
  10. Much depends upon what happens next.
    → Pek çok şey bundan sonra ne olacağına bağlıdır.
 
be likely to: …-mesi muhtemel olmak / büyük ihtimalle … yapmak
  1. It is likely to rain tonight.
    → Bu gece yağmur yağması muhtemel.
  2. She is likely to accept the offer.
    → Teklifi kabul etmesi muhtemel.
  3. He is likely to arrive late.
    → Geç gelmesi muhtemel.
  4. Prices are likely to rise next year.
    → Fiyatların gelecek yıl artması muhtemel.
  5. The situation is likely to improve soon.
    → Durumun yakında düzelmesi muhtemel.
  6. You are likely to encounter some difficulties.
    → Bazı zorluklarla karşılaşman muhtemel.
  7. Regular exercise is likely to improve your overall fitness.
    → Düzenli egzersizin genel kondisyonunu geliştirmesi muhtemeldir.
  8. The new policy is likely to affect small businesses.
    → Yeni politikanın küçük işletmeleri etkilemesi muhtemeldir.
  9. People who read regularly are likely to develop a larger vocabulary.
    → Düzenli okuyan insanların daha geniş bir kelime hazinesi geliştirmesi muhtemeldir.
  10. The findings are likely to lead to further research.
    → Bulguların daha ileri araştırmalara yol açması muhtemeldir.
 
be unlikely to: …-mesi pek olası olmamak / … yapması düşük ihtimal olmak
  1. He is unlikely to come today.
    → Bugün gelmesi pek olası değil.
  2. She is unlikely to change her mind.
    → Fikrini değiştirmesi pek olası değil.
  3. It is unlikely to rain tomorrow.
    → Yarın yağmur yağması pek olası değil.
  4. They are unlikely to accept the offer.
    → Teklifi kabul etmeleri pek olası değil.
  5. Prices are unlikely to fall significantly.
    → Fiyatların önemli ölçüde düşmesi pek olası değil.
  6. The situation is unlikely to improve overnight.
    → Durumun bir gecede düzelmesi pek olası değil.
  7. The disease is unlikely to spread further.
    → Hastalığın daha fazla yayılması pek olası değil.
  8. The company is unlikely to recover its losses this year.
    → Şirketin bu yıl kayıplarını telafi etmesi pek olası değil.
  9. These measures are unlikely to have a significant impact on the economy.
    → Bu önlemlerin ekonomi üzerinde önemli bir etki yaratması pek olası değil.
  10. Without sufficient evidence, the researchers are unlikely to reach a definite conclusion.
    → Yeterli kanıt olmadan araştırmacıların kesin bir sonuca ulaşması pek olası değildir.
 
The thing is: Mesele şu ki… / İşin aslı… / Sorun şu ki… / Şöyle bir durum var…
  1. The thing is, I’m really tired.
    → Mesele şu ki gerçekten çok yorgunum.
  2. The thing is, I don’t have enough money.
    → Sorun şu ki yeterince param yok.
  3. The thing is, I don’t know him very well.
    → Mesele şu ki onu çok iyi tanımıyorum.
  4. The thing is, we need more time.
    → Mesele şu ki daha fazla zamana ihtiyacımız var.
  5. The thing is, I’ve already made other plans.
    → Şöyle bir durum var, ben zaten başka planlar yaptım.
  6. The thing is, I don’t really want to go.
    → İşin aslı, aslında gitmek istemiyorum.
  7. The thing is, nobody told me about the meeting.
    → Mesele şu ki kimse bana toplantıdan bahsetmedi.
  8. The thing is, learning a language takes a lot of time.
    → Mesele şu ki bir dil öğrenmek çok zaman alır.
  9. The thing is, we can’t make a decision without more information.
    → Mesele şu ki daha fazla bilgi olmadan karar veremeyiz.
  10. The thing is, what works for one person may not work for another.
    → Mesele şu ki bir kişide işe yarayan şey başka birinde işe yaramayabilir.
 
There’s no point in: … yapmanın anlamı/faydası yok.
  1. There’s no point in waiting.
    → Beklemenin anlamı yok.
  2. There’s no point in arguing with him.
    → Onunla tartışmanın anlamı yok.
  3. There’s no point in worrying about it now.
    → Şimdi bunun için endişelenmenin faydası yok.
  4. There’s no point in complaining all the time.
    → Sürekli şikâyet etmenin anlamı yok.
  5. There’s no point in pretending everything is fine.
    → Her şey yolundaymış gibi davranmanın anlamı yok.
  6. There’s no point in buying something you’ll never use.
    → Hiç kullanmayacağın bir şeyi satın almanın anlamı yok.
  7. There’s no point in trying to change the past.
    → Geçmişi değiştirmeye çalışmanın anlamı yok.
  8. There’s no point in memorizing words if you never use them.
    → Kelimeleri hiç kullanmıyorsan onları ezberlemenin pek faydası yok.
  9. There’s no point in making assumptions without sufficient evidence.
    → Yeterli kanıt olmadan varsayımlarda bulunmanın anlamı yok.
  10. There’s no point in introducing new regulations unless they can be effectively enforced.
    → Etkili bir şekilde uygulanamayacaklarsa yeni düzenlemeler getirmenin anlamı yok.
 
There’s no reason to: … yapmak için hiçbir neden yok / … yapmana gerek yok
  1. There’s no reason to worry.
    → Endişelenmek için hiçbir neden yok.
  2. There’s no reason to rush.
    → Acele etmek için hiçbir neden yok.
  3. There’s no reason to apologize.
    → Özür dilemen için bir neden yok.
  4. There’s no reason to be afraid.
    → Korkman için hiçbir neden yok.
  5. There’s no reason to feel embarrassed.
    → Utanman için hiçbir neden yok.
  6. There’s no reason to change your plans.
    → Planlarını değiştirmek için hiçbir neden yok.
  7. There’s no reason to assume that he is lying.
    → Onun yalan söylediğini varsaymak için hiçbir neden yok.
  8. There’s no reason to believe that the situation will get worse.
    → Durumun kötüleşeceğine inanmak için hiçbir neden yok.
  9. There’s no reason to abandon the project at this stage.
    → Bu aşamada projeden vazgeçmek için hiçbir neden yok.
  10. There’s no reason to draw conclusions before all the evidence has been examined.
    → Tüm kanıtlar incelenmeden sonuç çıkarmak için hiçbir neden yok.
 
Geri