Beni eh işte, biraz tanıyanlar bilir. Tören, merasim sevmem. Zorunda kalmadıkça düğün dernek, nişan, kına, kız isteme, cenaze vb. katılmam.
Bir şekilde bir bahane bulur, sıyrılırım bu tür organizasyonlardan.
Katıldığım organizasyon düğünse (ki birkaçı geçmemiştir.) en fazla durduğum on onbeş dakikadır.
Babamın babası vefat ettiğinde çok küçüktüm. Üzülmediğimi dahi hatırlıyorum.
Çocuk aklı...
Hatta içten içe artık o despot, baskıcı adamın olmayışına sevinmiştim bile denebilir.
Hiçbir arkadaşımın düğününe de cenazesine de gitmemişimdir.
Taa ki annemin babası geçen sene bu zamanlar vefat edene kadar. Artık yaş kemâle ermiş, katılmasan olmaz. Bir bahane bulup sıyrılamazsın.
İlk vefat haberini aldığımızda sabahın erken saatleriydi. İlk olarak nereye gidilir, herkes nerededir? Bilemedim. Soramadım da nerededirler diye ilk saatlerde. Bilmiyorum ki ben, vefat edenlerde süreç nasıl işler, nasıl işletilir. İlk nereye gidilir, ne yapılır.
Rahmetlinin evine gittim. Dediler ki ....camisinde. Orada yıkıyorlar. Oradan .....camisine gidene kadar işlemleri bitirip mezarlığa geçmişler. Bahsi geçen mezarlığa gidesim gelmedi. Ayaklarım gitmedi. Ne yapacağımı bilmez bir hâlde beklerken taziye yerinin hazırlığına yardım görevi uygun görülmüş ki beni aradılar.
Taziye yerinde hazırlığın nasıl yapılacağı hakkında en ufak bir fikrimin olmayışı, acemiliğim, her bir adımda tokat gibi çarptı yüzüme.
Neyse ki bu işlerde tecrübeli bir akrabamız yetişti imdadımıza.
Ben o güne kadar öldükten sonraki her merasimin, törenin gereksizliğine inanırdım.
Ben öldükten sonra cenazeye kimin geldiği, gittiği umrumda değildi.
Üzüntüden çok şaşkınlıktı benim üç günlük taziye koşuşturmaşasında yaşadığım.
Daha önce önümde ölen de oldu, ölüyle temas ettiğim de oldu ama ben ölümden sonrasıyla ilk kez yüzleştim.
Manevi bir dürtü oldu mu?
Oldu.
Sorgulamalarda bir farklılık yarattı mı?
Yaratmadı.
Sonuç?
Ben hâlâ inançsızım.
Sözün özü Gassal dizisini izlerken Bâki karakterinin rasyonelliği gölgesinde yapılan espriler beni yakalarken, gasilhane sahneleri tekme tokat girişti bana.
Günlük hayatımızın içinden telaşları izleyip Bâki'nin yalnızlığına eşlik edip kendime bir yolculuk yapma fırsatım oldu.
Çektiğimiz şehir yalnızlığı, mekanikleşen duygular...
Hayır, göz yaşı dökmedim. Keşke dökebilseydim.
Öyle, dökesim geldi.