Herkesin kendini bulmak için oynadığı bir filmin içinde, herkes kadar kalabalığım ama herkes gibi yalnız değilim. Duvarların arkasında saklanan her şey önce benim beynimde başlıyor ve evvela benim beynimde kopuyor kıyamet. Küçük böcekleri aşağılık zevkleri uğruna hiç tereddüt etmeden öldüren insanların yaşadığı bu yerin adı dünya. Ben kendimi buraya hissetmiyorum. Önemli olan bu değil. Önemli olan, hiç kimse buralı değil ama buradan başka yaşayacak bir yer de bilmiyorum doğrusu. Pis bir otel odasında kirli bir aynanın yüzünde kendi yüzünü arayan sefilleriz hepimiz. Ben hariç. Neden mi? Çünkü ben aynanın yüzündeki o kirim. En pis olan benim, en çok konuşulan ama aslında en çok susulan... Tüketilmiş bedenlerde zevk kırıntısı arayarak bitiyor ömür. Tutunacak ufacık bir dal önce cennetimiz oluyor, koptuğunda cehennemimiz. Kırıldığı için dala küfürler ediyoruz; dal kırılmadan önce biri bizim fotoğrafımızı çekseydi, dala tanrı gibi taptığımızı görürdü. Evet, bütün bu zıtlığın tek açıklaması var: Biz, yani insanlar, sadece insanız. Bütün kusurlarıyla, yanlışlarıyla, hatalarıyla insanız. Kimi zaman muhteşem hatalar yapıp gülümseriz, kimi zaman sefil doğrularla kıvranarak ölürüz.