Hüzün Kovan Kuşu

  • Kullanıcı Arda1
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • - Üye Günlüğü
FORUMSAL.NET YENİDEN ERİŞİME AÇILDI ForumSAL · Bilgilendirme

Yaşanan süreçte sabır gösteren ve yanımızda olan tüm üyelerimize teşekkür ederiz. Alternatif adreslerimiz üzerinden de bize ulaşabilirsiniz.

Alternatif erişim adreslerimiz
⚪ Konu yazarı en son 1118 gün önce aktifti
Karşılıksız bir aska kurban ettim ömrümü!.
İşte gidiyorum,
Toprak alsın benim de bu hazin öykümü..

İşte gidiyorum, gurbet yorgunu gövdemi
Çukura kim indirecek?
İşte gidiyorum,
Bu menhur cinayeti, simdi çıkıp kim üstlenecek?
Çürüdü gözlerim, yüreğim, bu yağmurlu şehirde..
İşte gidiyorum,
Beni kaldırın, hicranım kalsın teneşirde..

Size yüzyıllardır sesini kaybetmiş
Bir türküyü söyleyecektim..
Ve bir yayla rüzgarı şefkatiyle
Kirpiginizin ucundan öpecektim..

Bir masum türküydü sadece
Yüzbinlerce mağdurun gönlünde
Belki söyleriz hep birlikte
Belki, mahşerin birinci gününde..

Nasıl sevmiştim hepinizi.. nasıl böyle oldu akıbetim?

İşte gidiyorum, hiçbiriniz, hiçbir dilde beni anlamadiınız,
Ben başımı verdim, sizinse
İnsafsız bir linç oldu karşılığınız

İşte gidiyorum,
Penceresiz bir dünyanın bilinmez labirentine..
İşte gidiyorum,
Saçlarında ki yıldızları artık koparabilirsin anne!.?

Sonunda kaptırdım gönlümü
Ölüm denen o kaypak türküye..

Çatladı yüreğim çatladı sazım
Demek ki böyleymiş yazım
Sana armağan olsun
Senden ödünç aldığım bu yürek sızım


Ankara mavi göl hatırası

Hadi eyvallah...​

t513d.jpg
 
Giderdim dostlar! İnandığım birtakım değerler olmasaydı giderdim çoktan. Ama dehşetin dibindeyken, bütün dünya bana sırtını dönmüşken, beni hâlâ ayakta tutan şeyler var çok şükür.
​

[YOUTUBE]18jc99g4YWI[/YOUTUBE]​
 
Giderdim dostlar! İnandığım birtakım değerler olmasaydı giderdim çoktan. Ama dehşetin dibindeyken, bütün dünya bana sırtını dönmüşken, beni hâlâ ayakta tutan şeyler var çok şükür.​


​



​


I ıhh yanlış. Bütün dünya sana sırtını dönmedi !!! :/
 
''Ülkeyi yönetenler halka küfredince sorun olmuyor. Halka zulmedenlere, küfredenlere laf söyleyince böyle oluyor. Bunlar olağan devlet mekanizmaları. Daha önce de yazmıştım, Kendimizi özgür zannediyoruz oysa ki sadece ipimizi biraz uzun bırakmışlar.''

“TOMAkrasi halkın kendi kendini sulamasıdır.” Behzat Ç.’nin yazarı Emrah Serbes, Türkiye’deki mevcut düzeni böyle tanımlıyor. Gezi Parkı direnişine ilk günden bu yana aktif destek veren Serbes’le protestolar ve memleketin hal-i pür melali.​

Yazar Emrah Serbes hakkında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, İçişleri Bakanı Muammer Güler ve İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu’ya hakaret ettiği iddiasıyla on ay beş günden on iki yıla kadar hapis istemiyle dava açıldı.​

Ne kadar hükümet yalakası varsa a. koyim

tkshf.jpg
 
Beni bir gün unutacaksan, bir gün bırakıp gideceksen, boşuna yorma derdi; boş yere mağaramdan çıkarma beni. Alışkanlıklarımı özellikle yalnızlığa alışkanlığımı kaybettirme boşuna. Tedirgin etme beni. Bu sefer geride bir şey bırakmadım. Tasımı tarağımı topladım geldim. Neyim var neyim yoksa ortaya döktüm. Beni bırakırsan sudan çıkmış balığa dönerim. Bir kere çavuş olduktan sonra bir daha amelelik yapamayan zavallı köylüye dönerim. Beni uyandır...

/ Oğuz Atay.​

[YOUTUBE]YdgNYbbTRkM[/YOUTUBE]​
 
Bayramın kutlu olsun ey Adapazarı !​

[YOUTUBE]6aMysiBfPh8[/YOUTUBE]​
 
Azar azar ölüyorum ve sen bunu bilmiyorsun​

[YOUTUBE]7lWY-b1fBWA[/YOUTUBE]​
 
Her bayram olduğu gibi yine tüm gün yatakta pinekleyeceğim bir bayram günü daha gelmiştir.
İyi gün dostları olan riyakar kişilere duyurulur. Sabah uyandığımda telefonum sayenizde susmayacak ama bayramdan sonrada ben sizi arayıp sövücem...
Yatak bizi bekler o zaman...
 
Hic bir kere hayat bayram olmadı ya da her nefes alışımız bayramdı...
 
Kavgalı savaşlı yerlerden geldi hüzün kovan kuşu ve hep ağladı. Bir nebze olsun acıda kalan insanlara umut saçmak için.

Bira ve hüzün kovan kuşu ile geçiştirilen bir siktiri boktan bayram günü ...
 
Hani kendi kendine naif bir şekilde hayatını sürdürürsün. Sırf var olan sistemin içinde düzene ayak uydurmak için bir kaç saat çalışır, bir kaç kuruş para kazanırsın. Akşam eve gelir Neşet Ertaş açar rakını yudumlar sigarandan çekersin. Çağa ayak uydurur internete filan takılırsın. Sağa sola bakmadan kimseye salça olmadan yaşar, yalnızlığınla geçinir gidersin. Sonra damdan düşer gibi biri çıakr karşına hayatına girer. Sana karışır müdahale eder, şöyle yap böyle yapma diye telkinlerde bulunur. Nihayetinde seni seviyorm der ve sana ilk kazığı o an atar.

Sen hala girenin farkında olmazsın çünkü kaptırmışsındır kendini bir kere akıntıya ve akıntıya karş kürek çekmenin de manası yoktur debelendikçe batarsın diplere. Herşeyin olurlar senin, hayatta bir parçan, pakette kalan son sigaran olurlar, son kibrit çöpü kadar değerli olurlar,

Hiç gitmem, üzmem derler ama gemi su almaya başladığında gemiyi ilk terk eden fareler gibi ilk giden onlar genelde. Ve sende yüksek bir yere çıkıp nasıl gittiklerine bakar içinden ben böyle dünyanın a..na koyim dersin. ve elinden bir şey gelmez çünkü kafaya koymuştur gitmeyi. Seni terk etmeyi, hayatını mahvetmeyi, hayatının a..na koyup içine sıçıp, yok edip batırmayı kafasına koymuştur. Geride ne bırakıp ne kaldı aceba diye düşünmeyi bile aklından geçirmezler sadece giderler ve sadece bakarsın.

Sonra da hiç bir eşy olmamış gibi hayatlarına devam ederler, gezerler, cafelerde otururlar, internet aleminde sörf yaparlar, enteresan pozlar verip facebook ve twittera resimler eklerler. Hiç akıllarına gelmezsin, niye geleceksin ki o böyle mutludur, senin hayatına girip benliğini senden çalıp gitmiştir çünkü. Kısacası onlar hırsızdır, hayat hırsızıdır onlar, emeklerini, umutlarını, hayatını ve hatta yalnızlığını bile senden çalıp giderler. Ve gidenler hiç gitmeyeceğim , gitmek bırakmak gibi bir niyetim yok diyenlerdir.

Ve sonrada hakkını helal et derler.
Şimdi biz bunlara hakkımızı helal edelim mi ?

[YOUTUBE]Dg6gi34mqcI[/YOUTUBE]​
 
Çocukken hep ev resmi çizerdik. Pembe panjurlu, tek katlı. Bacasından mutlaka duman çıkan. Pencerelerine çiçekli perdeler asardık. Bir bahçesi olurdu; gülleri, fesleğenleri sıraladığımız.
Hani şair sorar ya; "Mutluluğun resmini çizebilir misin " diye.
Çizerdik valla.
O kadar kolaydı mutluluk.
Sonra biz büyüdük.
Evler büyüdü.
Dünya büyüdü.
Boyalar mıydı, kalemler miydi, dünya mıydı bize ihanet eden ?
Çizilmiyor Ustam. "Mutluluğun Resmi "
Ne zaman dallı ,çiçekli bir hayal gelse aklıma, kolumdan çekiştiriyor ağlayan çocuklar, ağlayan analar.
Sonra aklıma yine sen düşüyorsun Usta;
"Güzel günler göreceğiz çocuklar/ Motorları maviliklere süreceğiz"
Yeniden umutla sarılıyorum kalemlere ,boyalara. Uğraşıyorum uğraşıyorum​
 
Mütevazı hakikatlerin peşindeydim o gece. Bilmem gerekmeyen şeyleri öğrenmek istemiyordum. Ufak ama kritik bir görev bekliyordum. Ajan olmak isteyen bir çocuk gibi. Bütün gün soğukta gezmiştim, duygularım donsun diye. Küçük dersler almak istiyordum. Tepeden bakmayan insanların vereceği mütevazı dersler. Çevir aç kapağı kim icat etmiştir? Hawaii’de yaşayan etobur tırtıllar nasıl beslenirler? Bla bla bla.

Yaşadıklarıma bir hikâyeymiş gibi bakmak istiyordum ayrıca. Kendi yaşamıma bir hikâye gibi bakarsam geriye dönüp düzeltme şansım olacaktı sanki.

Sonra o gelmişti biraz mahcup ve çok güzel. Yanıma oturup susmuştu. Öfke olarak sessizlikler görmüştüm. Anlayış ifadesi olarak sessizlikler. Kabulleniş olarak sessizlikler. Pişmanlık olarak sessizlikler. Hayranlık olarak sessizlikler. Ama onun sessizliğini çözememiştim.

“Bütün gün yaşadıklarımı bir ajan raporu gibi yazdım,” demişti ilk olarak. Sonra da bir kâğıt uzatmıştı. Kâğıtta şöyle yazıyordu: “24 tane sigara içti. 6 şişe bira. Radyo dinledi. 8 sefer iç çekti. Gizlice ağladı, 12 miligram.”

Sabaha kadar konuşmuştuk orada. Çok zarif sorunları vardı. Bilekliğinin kapatma yeri sıkışmıştı. “Bazen konuşurken birbirimize dokunuyormuşuz gibi hissediyorum,” demişti bir ara. “Sanki konuşmuyoruz da sarılıyoruz.”

Sonra bir daha görüşmedik. Birbirimize o tarz sorular sormamıştık çünkü. Bambaşka bir kafaydı o. Herkes birbirini götürmeye çalışırken çalan şarkıları dinleyen sadece bizdik.

İlk başta tam olarak hissedemediğimiz kırılma anları var. Zamanla harap edici duygulara dönüşüyorlar. Yaralanmanın sıcaklığıyla ilk anda hissedilmeyen kurşunlar gibi. Böyle durumlarda “biraz zaman” her şeyi daha da beter ediyor. Bizi yere seren büyük sorunlar olmuyor hiçbir zaman. Bizi yere seren evdeki şekerin bitmesi oluyor, kaybolmuş bir kitap oluyor, kesilen elektrik oluyor. İkimiz de yere serilmiştik o gece. Öyle bir kafaydı işte.

Şimdi tepelerden aşağı bakıyorum. Kara yılanlar gibi kıvrılıp giden asfalt yollara. Kayaların arasında, balkondan sarkan çocuklar gibi boşluğa uzanan ağaçlara. Sanki köklerinden kurtulup havaya karışmak istiyorlar.

Bazen yine oturuyorum aynı yerde. O geceki tadı yok tabii. Kelimelerin gelip benimle konuşmasını bekliyorum. Onlar da gelmiyorlar. Bazen bir iki fısıltı duyuyorum, o kadar.

“Aslında o kadar da önemli biri olmadığımızı anladığımızda neden üzülüyoruz ki?” diye sormuştu o gece. “Bunun temel bir aydınlanma anı olması gerekmez mi? Hepimizi önemli insanlar olduğumuza inandırdılar. Sonra da çekip gittiler.”

Sonra da gitmişti. Evet. Önemsiz insanlar olduğumuzu hatırlamaya yeniden ihtiyacımız var.
​
 
[YOUTUBE]rjyELfw9cc4[/YOUTUBE]​
 
Onu aradım ve seni seviyorum dedim. Çarklar durdu, yargılama bitti. Hayatımda ilk kez çekip gitmek istemiyorum. Şimdi bile utanıyorum söylediklerimden. Herkesin kalbinin çizildiği bir yer var. Orada görünmez bir duvara çarpıyorsun. Daha öteye gidemiyorsun. Bütün dünyan o çakıldığın yerden uzanabildiğin yere kadar oluyor artık. Benim çakıldığım yer de o günlerde bir yerde işte. Ama tam nerede bilemiyorum. Hiçbir zaman da bilemeyeceğim bunu. Orası beni daha iyi bilecek.​

[YOUTUBE]E08X17f7qek[/YOUTUBE]​
 
Beni al zamanın dışına götür. Biraz sarıl, biraz koru, biraz öp sonra yine sokağa bırak. Elimden tut var olmayan şeylere ekle zihnimin bataklığından kurtar. Beni al Tanrı’nın huzuruna çıkar. Ben de ona diyeyim ki, “Tanrım. Beni olduğum gibi kabul edebilecek bir Tanrı’ya her zaman inanabilirim.” O da bana, “Yürü git o zaman şeytanla görüş huzurumda ne işin var alla alla,” desin. “Kim soktu lan bunu içeri megalomana bak,” diye söylenirken biz şeytanın yanına gidelim. Sen de şeytana de ki, “Şeytan kardeş, sonuçta sen de bir melektin ama iktidar hırsın vardı. Şeytanı şeytan yapan iktidar hırsıdır. Eski günlerini özlüyor musun?” Şeytan da sana, “Sen kaç yaşındasın güzelim?” diye sorsun. “Otuz dört,” de, otuz beş olduğun halde. Şeytanın gözleri dolsun ama çaktırmasın bizi gene zamanın içine sepetlesin. Orada bir çay molası verelim geceyi bekleyelim. O gece beni al kardeşlerinin acılarıyla çarp sonra kendi yaralarına sar. Biraz sustur, biraz soğuk davran, biraz da teyzem ol. Konuşabilecek gücümüz varsa ağladıklarımız yalan. Sahiden bak. Beni al biraz sarhoş et biraz saçlarına tak biraz da yağmurların peşinden koştur. Beni al erken öldür mutsuzluk uzun sürmez.
​
 
Geri