Hüzün Kovan Kuşu

  • Kullanıcı Arda1
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • - Üye Günlüğü
FORUMSAL.NET YENİDEN ERİŞİME AÇILDI ForumSAL · Bilgilendirme

Yaşanan süreçte sabır gösteren ve yanımızda olan tüm üyelerimize teşekkür ederiz. Alternatif adreslerimiz üzerinden de bize ulaşabilirsiniz.

Alternatif erişim adreslerimiz
⚪ Konu yazarı en son 1118 gün önce aktifti
Bir kapı önündeyim
Girsem suç,
Gitsem ayaz.​
 
Serin ve sakin bir sabah balkonda kahvaltı ediyorduk. Saçların dağınık, gözlerin uykuluydu. Kalbimi kazanmak için hiçbir şey yapmana gerek yoktu.
 
hüzün baş duygumuzdu.
yaz günleri sahici denizler, sahici kıyılar olurdu.
ama bizim sığınağımız sonbahardı,
cam önleriydi sokağa bakan.

edip cansever​
 
ahlakçılar üzerine ....
yargılar, yargılamalar..

ipimizi çekenler, kendi doğrularını doğanın yasaları üzerinde görenler, ahkâm kesenler, siktir et diyenler...


bütün duyguları kendi tekellerinde biriktirenler; sadece kendi çektikleri acıları bilen ve onu kutsallaştıranlar; benciller, aç yırtıcılar...

söyleyin bize, bir tek siz mi yanıyorsunuz cehennem ateşlerinde?
dünya sadece sizin için mi dönüyor?
sizden başkası yok mu ?
doğru ya, bağırsanız sesinizi duyan olmaz..
peki ya biz?
peki ya bizim acılarımız?
ya bizim sesimiz?

siz, bunları göremeyecek kadar kendinizle meşgulsunuz.

çünkü siz görmek değil, yargılamak için varsınız. bu durum sizin için çok kolaydır ki, bu kadar süreklidir hayatlarınızda... ne de kolaydır tekmeyi vurmak, üzerinde durmaya çalıştığımız sandalyeye... ve sonra biz, birer piçkurusu gibi soluk alıp vermeye çalışarak parmak uçlarımız yere değsin diye çırpınıp dururuz dar ağaçlarında. bir ölüm yetmez yargılamalarınıza; bu yüzden, bize tekrar can verir tekrar yaparsınız yapacağınızı. kurban-cellat ilişkisi işte... o kadar zevk alırsınız ki bundan, her şey cinayet olur artık! hem de faili belli...

öyle yücedir ki değerleriniz!! tüm erdemler sizde toplanmıştır. siz, toplumun seçilmis ve kutsanmış insanlarısınızdır. "öteki" ise aşağı, kusurlu, cüzamlı, vebalı, ruhu satılmış, fahişe piçi, sikilmiş ya da **Spam/Adversiting** çocuğudur...

eyyy siz yüce erdemliler! doğruları aşklarından da üstün olanlar! ve sadece bir çamur lekesi ile ya da bir ''öteki'' ile kirleneceğini zannedenler!

korkmayın!

biz sizin kadar temiz olmayacağız...

gideriz, en ucuza, bir fahişe gibi ruhumuzu satarız da, kokuşmuş yargılarınıza ve erdemlerinize boyun eğmeyiz; sizin olsun onlar...

biz sizin gibi yargılamayacağız; hatasında dolayı kimsenin celladı olmayacağız. çünkü biz, bir başkasının yargıcı değiliz.

eyyy yüce erdemliler! ağzından aşkı düşürmeyenler!. söyleyin bize, nasıl bir aşktır ki bu, korkudan bırakıp kaçıyorsunuz ve sırf elinize dikeni battığı için onu yere atıyorsunuz?

ahh! erdemleriniz ve yargılarınız aşklarınızı bile nasıl da köreltmiş!!!

o kadar erdemlisiniz ki:
aşkı tekelleştiriyorsunuz
unufak ediyorsunuz
/sıkıştırıyorsunuz
can çekişiyor insanlık.....

ekmek şarap
​
 
Kaburgalarımda açılan yarayı düşünmeye vakit bulamıyorum
ama ne zaman dökülse yüzüm,
Kadıköyde bir çay bahçesine oturup kendime şeftali suyu söylüyorum
çay bahçelerinin ve çaya yazılan şiirlerin modası geçeli uzun zaman oldu
ve uzun zaman oldu gitmeyeli Ankara’ya
iki kolun bitimindeki iki el gibi ayırmaya çalışıyorum kendimi, kendimden
ne zaman alın yazımı okumaya kalkışsam, sonunda babamın imzasına rastlıyorum
tepemdeki elma ağacından üç incir düşse şimdi ayaklarımın dibine
Newton koşa koşa gelir yanıma, yerçekimini ıspat için
Kant elma ağacından incir düşmesinin nedenini araştırmaya başlar,
ben tekbir getiririm o sırada, tuhafiyeci bir kadından
bağışlansın diye bunca acizliğimiz
geniş balkonlu evler inşa eden inşaat işçilerinin kutsal olduğuna inanıyorum yıllardan beri
istanbulu avucunun içi gibi bilen babam, kutsal mıdır bilmem ama
kırk beş yaşına basıyor bu yıl
babam toprağı seviyor,
toprak babamı
güzel gülen adamlar listesine onu da ekliyorum
ve bir bir düşüyor rakamlar büyük saatten
akşamüstü ağır bir kapıya benziyor bugün
bu elimdeki, içtiğim dördüncü şeftali suyu
arkamdaki masada bebeğinin garip konuşmasına mânâlı cevaplar veriyor bir anne
ben sevgilimi düşünüyorum
ona, hayattayken kıymetini bilmediğim çocuk seslerine doyabileyim diye
bi oyun parkının yakınına gömülmek istediğimi söyleyeceğim​
 
[YOUTUBE]i7qdgIrqn-g[/YOUTUBE]​
 
[YOUTUBE]_Q3YES8qQVQ[/YOUTUBE]​
 
TRT LEYLA İLE MECNUN DİZİSİ'ni yayından kaldırmış.
Daha İsmail Abi'nin beklediği gemi gelmedi ki,
Oturup Erdal Bakkal'dan bir çay bile içemedik,
Hırsız Yavuz'la bir daha deniz kenarında oturamayacak mıyız?
İskender'e akıl danışamamıştık bile.
Daha MECNUN LEYLA'SINA bile kavuşmamıştı...​
 
ÜVERCİNKA

Böylece bir kere daha boynunlayız sayılı yerlerinden
En uzun boynun bu senin dayanmaya ya da umudu
kesmemeye
Laleli'den dünyaya doğru giden bir tramvaydayız
Birden nasıl oluyor sen yüreğimi elliyorsun
Ama nasıl oluyor sen yüreğimi eller ellemez
Sevişmek bir kere daha yürürlüğe giriyor
Bütün kara parçalarında
Afrika dahil

Aydınca düşünmeyi iyi biliyorsun eksik olma
Yatakta yatmayı bildiğin kadar
Sayın Tanrıya kalırsa seninle yatmak günah, daha neler
Boşunaymış gibi bunca uzaması saçlarının
Ben böyle canlı saç görmedim ömrümde
Her telinin içinde ayrı bir kalp çarpıyor
Bütün kara parçaları için
Afrika dahil

Senin bir havan var beni asıl saran o
Onunla daha bir değere biniyor soluk almak
Sabahları acıktığı için haklı
Gününü kazanıp kurtardı diye güzel
Birçok çiçek adları gibi güzel
En tanınmış kırmızılarla açan
Bütün kara parçalarında
Afrika dahil

Birlikte mısralar düşünüyoruz ama iyi ama kötü
Boynun diyorum boynunu benim kadar kimse
değerlendiremez
Bir mısra daha söylesek sanki her şey düzelecek
İki adım daha atmıyoruz bizi tutuyorlar
Böylece bizi bir kere daha tutup kurşuna diziyorlar
Zaten bizi her gün sabahtan akşama kadar kurşuna
diziyorlar
Bütün kara parçalarında
Afrika dahil

Burda senin cesaretinden laf açmanın tam da sırası
Kalabalık caddelerde hürlüğün şarkısına katılırkenki
Padişah gibi cesaretti o, alımlı değme kadında yok
Aklıma kadeh tutuşların geliyor
Çiçek Pasajında akşamüstleri
Asıl yoksulluk ondan sonra başlıyor
Bütün kara parçalarında
Afrika hariç değil




(Cemal SÜREYYA)​
 
ru87g.jpg
 
Hayat son zamanlarda saçma sapan la ,
Behzat'ın hayatı gibi " Kimi Sevdiysem Düşman oldu bana " ,
ya da Hayalet gibi " Kimse görmedi beni " ve ya Harun misali " Çok sevdim , Deli kanlı gibi sevdim diye kavuşamadık olmadı " Akbaba gibi " Cinayet ben oldum ! " cico gibi " ezik büzük yaşıyorum " Ne bileyim la işte Önüme gelene " Saçma sapan konuşma la " diyesim var benim ...

Öle işte bilemedim bi türlü​
 
yetmiş sekiz yaşındaki ibrahim aslan ''dualarım kabul oldu'' diye sevinçten ağlıyordu. oğlu emin’in kemikleri on sekiz yıl sonra bir kuyunun dibinde bulunmuş da ona seviniyormuş. şimdi arkanıza yaslanın ve bir an düşünün n’olur. bir baba, on sekiz yıl önce öldürülen ve kaybedilen oğlunun, kafatası ve kemikleri, yanmış halde bir kuyunun dibinde bulundu diye sevinç gözyaşları döküyor! bundan sonraki tüm sevinçlerim bu ülkeye haram olsun.​
 
Dönerse senindir donmezse zaten hiç senin olmamıştır diye bir şey yok.
 
Sokakbaşı’nın daima içini gördük. Masada rakı vardı, arkada Neşet Ertaş sesi vardı. Unutmamak için. “Karım öldü, kızım öldü, kızım katil…” Esat Dörtyol’dan geçerken Sokakbaşı’na doğru kafamızı çeviririz. Bir koku, bir ses. Koku: Anason. Ses: Neşet Ağa.​

rw9tr.jpg
 
Ulus Kazan arası bozuk olsun parası...​

rw9yr.jpg
 
Birleşince kısa devre yapan parmak uçlarımız öldü önce. Sonra yeşil öldü benim için, sonra kahverengi. Sonra ilk öpüştüğümüz yeri kalbinden bıçakladılar, on iki yıl geçti, susmak ne kısaymış. Sen " böyle ne güzel sonsuza kadar susalım" diyorsun. Sonsuzluk bir gün herkesle konuşur sevgilim, bunu da biliyorsun.
 
Sonra fark ettim ki; su akıyor,rüzgar esiyor,yağmur yağıyor...

Her şey yine ve aynı şekilde oluyor...
Öyle bir yere geldim ki; Sıcak ve soğuk, aşk ve nefret,savaş ve barış...
Üşümek ve sonra ısınmak gibi...

Gitsem ayrılık olur kalsam çöl...

Gidersem bende hasret olur ve belki beni sevenlerde özler...
Ama anladım ki; özlemden kimse ölmüyor,
Ama ben ölüyorum...

Nefes alıyorum,önemsiyorum ve gitmek istiyorum...

Anladım ki hasret yeni bir aşka kadar sürüyor...​
 
"...O yüzden belli bir dönem o Ankara’da, o bozkırda olan, derdi olan insanlar onu unutmazlar. Onlar için Neşet Ertaş paketlerinde kalan son sigara gibidir. Güvenpark’tan kalkan son otobüs gibidir..."

Neşet Ertaş dinlemeyen bir nesile aşina değiliz.​

[YOUTUBE]V2roUuphUmo[/YOUTUBE]​
 
Geceleri uyunmaz ki. Geceleri özlenir.
 
Geri