Hüzün Kovan Kuşu

  • Kullanıcı Arda1
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • - Üye Günlüğü
FORUMSAL.NET YENİDEN ERİŞİME AÇILDI ForumSAL · Bilgilendirme

Yaşanan süreçte sabır gösteren ve yanımızda olan tüm üyelerimize teşekkür ederiz. Alternatif adreslerimiz üzerinden de bize ulaşabilirsiniz.

Alternatif erişim adreslerimiz
⚪ Konu yazarı en son 1117 gün önce aktifti
Dünyaya gelmek bir saldırıya uğramaktır. Doğan bebek havanın ciğerlerine olan saldırısının verdiği acıyla haykırır. Soğuk saldırır bize, sıcak saldırır. Açlığın, hastalığın, korkunun saldırılarını savuşturma yoluyla yaşarız, hayatta kalırız. Yaşıyor olmak, savaşıyor olmaktan başka bir şey değildir. Bir gün son nefesimizi verdiğimizde bize yapılan ilk saldırıyı tamamen püskürtmüş oluruz. Savaş bitmiştir.
 
Seni sevdiğimi göreceksin sevmediğim zaman,
çünkü iki yüzüyle karşına çıkar hayat.
Bir sözcük sessizliğin kanadı olur bakarsın,
ateş de pay alır kendine soğuktan...
 
Şikayet etme makineleri diyorum ben onlara.

Erkek ağzıyla kuş tutsa yaranamaz kadına. Bir de isteri krizlerini hesaba katarsan… unut gitsin.

Dışarı çıkıp arabaya atlar ve gazlarım, nereye olursa. Yoktur başka yolu. Yapıları farklı galiba, değil mi? İsteri krizine girerler… konuşamazsın. Sen gitmeye kalkarsın, anlamazlar. (Bir kadının tiz sesiyle) NEREYE GİDİYORSUN? “Kaçıyorum burdan, bebeğim!”

Benim kadın düşmanı olduğumu düşünüyorlar, ama değilim. Kitaplarımı okumayıp duyduklarıyla karar veren insanlar bunlar. “Bukowski kadın düşmanı bir domuzdur!” Bunu duyuyorlar ama işin aslı nedir diye merak etmiyorlar.

Evet, zaman zaman kadınları aşağıladığım doğru, ama erkekleri de aşağılıyorum. Hatta herkesten çok kendimi aşağılarım. Birinin aşağılanmayı hak ettiğini düşünüyorsam aşağılarım -erkek, kadın, çocuk, köpek, fark etmez. Kadınlar fazla hassas, ayrımcılığa maruz kaldıklarını sanıyorlar. Onların sorunu da bu.

Bazı erkekler kadınlarla ilişki yürütmekte başarılıdırlar. Ben hiç
 
Neyi erken yaşadıysak ona geç kaldık
 
Her yağmur yağışında
Ve her güneş batışında
Hatıralardan süzülür babam gözüme gelir.
Sessiz yaşamış, sedasız ölmüşlerdir,
Ana şefkati yanında okunmaz esameler,
Babalar ölüm meleği konduğunda ocağın ortasına
Fark ettirirler kendilerini.
Çile, boğuşma, emek ve kavgayla geçen bir ömürden arta kalan
Sessiz bir vedadır bu...
Yüklenir çağı çoluk aşkına hayatın hükmünü,
Anamın arkasında bir dağ, kolu kanadı ocağın üstünde,
Anamın dağı çökmüştür.
Sarsıntıyı anlamaz çocuk yürekler,
Hayat 7 düvel askeri gibi üşüşmüştür üstümüze,
Babam Vatan bildiği yuvasının dağ gibi dertlerine vurmuştur kendini,
Ve düşmüştür yere Mehmetçik gibi vakitsiz
Gözlerimden akar damlalar, yağmur vurduğunda cama.
Artık baba olduğumdanmıdır ne oturur babama değil kendime ağlarım...
Meğer gözyaşı da yakışırmış baba olduğunda erkek adama,
Yoksul evlerin canıymış baba sevgisi,
Ve herkesin yüreğinde bazen bir bam teli kopmasıymış baba yitirilmesi.
Hayat kendi hükmünü koyar derdi babam.
Bu hükümde sana bir müjde var baba,
Eylül fırtınasında senden kurtarabildiğim kitaplarımı, hayat bir bebe bisküvisi kalem silgi ve defter gibi aldı benden.
Kitaplarımı sattım, göz yaşımı içime attım.
Unuttum beni kaç kez tokatladığını,
Ve her tokadın ardından gizli gizli yandığını.
Sırtıma çevirilmiş pusuların önüne atılışını,
Ve yüreğini koyduğunu canım yerine,
Babalar böyledir işte.
Bir sertlik kalkanıyla buğulanır yüzleri,
Gülmez gibidirler, çocuk şefkatini bilmez gibidiler.
Hayatımızın ilk yanılgısını alırız baba olduğumuzda.
Meğer kahkaha atmak isterlermiş, sarılmak minicik ellere, öpmek doyasıya, ne çok hevesleriymiş.
Anam anlatırdı inanmazdım.
Bir su damlasının kayıp gitmesi gibi ellerimizden,
Ya da bir yıldızın yer değiştirmesi gibi gök yüzünde,
Yitirdikten sonra bir dağı anladık...
Şimdi çek babam çek diyen bir masal dudaklarımda,
Çektikçe hayatın yükünü omuzlarımda
Kederimi yatırmak istedim kabristanda.
Ve Ağlamak isterim.
Toprağına yüzümü vurur, bilirim kalkmasada doğrulur, yattığı yerden hisseder beni,
Yağmurda yağarsa hani iyi olur ihtiyar.
Birlikte ağlarız yitikliğimize...
​

Özledim seni koca reis. Ellerinden öptüm...

duht2.jpg
 
Beni bayramlarda bekleme anne ;
Kaldım mekan içinde mekanlarda.
Şefkatin anılarında gezer.
Sıcaklığından eser yok buralarda.
Buralar zemheri sığınağı, Etrafım duvar, vuslatım nafile
Erişilmez Anne...
Öpüp okşadığın saçlarımda şimdi aklar var.
Hele bakmaya kıyamadığın o çehrem ;
Zemheri de titreyip üşümüş, solmuş bir çiçek gibi Anne...
Anne ; Mutluluğu tattığım o eski bayramlar şimdi kaf dağında bir masal.
Bayramlarda şeker topladığım çocuksu tebessüm, kollarımda kelepçe.
Bayram sabahı sana tebessümle verdiğim gül, beni bayramlarda bekleme anne,
Anne ; Kaldım mekan içinde mekanlarda
Şefkatin anılarımda gezer, sıcaklığından eser yok buralarda,
Buralar zemheri sığınağı etrafım duvar.
Vuslatın nafile erişilmez...
Anne.
​

Unutursam seni kefensiz gömsünler beni prenses...
 
''yazılmış öyküleri unutmalı
kırık bir kuş yolculuğu anlatır
geçmiş ölüler tarlasından kendi yarasıyla
o günden beri bir fotoğrafın yası tutulur.''
 
‎-İnsanın kuralı kaidesi arkadaşına göre değişmez
Yüreğine yazdığın kuralı uygulayacaksın..
​
 
İnsiyatif sahibi olacaksın. Aklını kullanıp hayatın seyrine dahil olacaksın ve adam gibi adam olacaksın...
 
Ve bazen hayattır sevmek. Birini çok uzaktayken bile yüreğinde taşıyabilmektir...

Özdemir Asaf
 
Kaybolmuş bir kentin eskicisiydi.
Makineleşmeye karşı olan duyguları topluyordu kaybolmuş bu kentin sokaklarında
Torbasında umut vardı.
İnsana dair ne varsa...
​
 
Beni al zamanın dışına götür. Biraz sarıl, biraz koru, biraz öp sonra yine sokağa bırak. Elimden tut var olmayan şeylere ekle zihnimin bataklığından kurtar. Beni al Tanrı’nın huzuruna çıkar. Ben de ona diyeyim ki, “Tanrım. Beni olduğum gibi kabul edebilecek bir Tanrı’ya her zaman inanabilirim.” O da bana, “Yürü git o zaman şeytanla görüş huzurumda ne işin var alla alla,” desin. “Kim soktu lan bunu içeri megalomana bak,” diye söylenirken biz şeytanın yanına gidelim. Sen de şeytana de ki, “Şeytan kardeş, sonuçta sen de bir melektin ama iktidar hırsın vardı. Şeytanı şeytan yapan iktidar hırsıdır. Eski günlerini özlüyor musun?” Şeytan da sana, “Sen kaç yaşındasın güzelim?” diye sorsun. “Otuz dört,” de, otuz beş olduğun halde. Şeytanın gözleri dolsun ama çaktırmasın bizi gene zamanın içine sepetlesin. Orada bir çay molası verelim geceyi bekleyelim. O gece beni al kardeşlerinin acılarıyla çarp sonra kendi yaralarına sar. Biraz sustur, biraz soğuk davran, biraz da teyzem ol. Konuşabilecek gücümüz varsa ağladıklarımız yalan. Sahiden bak. Beni al biraz sarhoş et biraz saçlarına tak biraz da yağmurların peşinden koştur. Beni al erken öldür mutsuzluk uzun sürmez.​

Alıntı / Emrah Serbes...

[YOUTUBE]ocb5ZbPjvWU[/YOUTUBE]​
 
Unutmanın acısı, ayrılığın acısından farklı. Ayrılık hüzne yakın, unutmak kasvete. Yani birini er geç unutmaya mahkum olduğunu bilmenin kasvetinden bahsediyorum. Birini yavaş yavaş unuttuğunun bilincine vardığın anların sıkıntısından bahsediyorum. O kişinin parça parça silinip alakasız hatıraların arasına karışmasından bahsediyorum. Belki de neden bahsettiğimi bilmiyorum, sadece üzülüyorum, vasıfsız keder. ​

[YOUTUBE]N_Kl72LfiI0[/YOUTUBE]​
 
Benim sensiz sevinecek bir şeyim yok..​
 
Geceye yakışan parçalar vardır...​

[YOUTUBE]CxjKtUTuKxc[/YOUTUBE]​
 
Aramızda kilometreler yok, yalnızca bir üşüme mesafesi uzağındayım​

[YOUTUBE]sx4LxuoYb3c[/YOUTUBE]​
 
Ben elimde votkayla denizi izleyen bir deliyim.Sevgiline şiir okuyup beraber oturmak istemez miydin diye hiç sorma..İstemiyo rum,benim okuduğum tüm şiirler bir gün onun kulağına gidecek biliyorum..​
 
Dort adet bir kurustan on lira olusturabilme cabasi
 
Sila nin kirik ayna diye bir sarkisi varya hani
 
“seni anlıyorum” demek büyük bir yalandır. kocaman bir yalan. kimse kimseyi anlayamaz ve tanıyamaz dünyada… var olan en sağlam zırh insan vücududur. içindekileri en iyi saklayan kasa odur. koridorlarında birikenlerin kokusunu bile yaymaz dışarıya. deliliğin kokusunu, anormalliğin kokusunu duyamazsın yanında gazete okuyan adamın, otobüs durağında. sadece gördüklerin vardır. beş duyunun algıladığı kadar anlarsın aileni, sevgilini, çocuğunu.
 
Geri