Hüzün Kovan Kuşu

  • Kullanıcı Arda1
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • - Üye Günlüğü
FORUMSAL.NET YENİDEN ERİŞİME AÇILDI ForumSAL · Bilgilendirme

Yaşanan süreçte sabır gösteren ve yanımızda olan tüm üyelerimize teşekkür ederiz. Alternatif adreslerimiz üzerinden de bize ulaşabilirsiniz.

Alternatif erişim adreslerimiz
⚪ Konu yazarı en son 1119 gün önce aktifti
Çünkü büyüdükçe arzularım küçüldü, şaşkınlıklarım küçüldü, beklentilerim küçüldü.
Büyüdükçe öyle bir küçüldüm ki içimde taşacak bir şey kalmadı.
Büyümenin bir bedeli varsa işte bu, yarım metre uzadım, yirmi kilo aldım
Ve dünyadan vazgeçtim.
​
 
Akşam 23:00'da Adana yolcusu kalmasın istikamet Adana...
 
Aramıza mesafeler koyacağımıza mesafelerin a. koysak
 
q8ztd.png
 
Aşk'tı insanı başkasının kalbine bağışlama şekli,
Aşk tekti ve sek içimlik bir zehirdi.
Çekmecelerden çok sonra çıkan beyaz bir kağıtla iç acıtan sebepti,
Aşk hepti ve hepsi de geçti.
 
Madde 65 ; Hüzünlü Piç​

İşler iyi de gitse kötü de gitse her zaman yanımda olan biri var. Beraber büyüdük onunla. Aynı okullara gittik. Aynı teneffüsleri bekledik. El ele tutuştuk karşıdan karşıya geçerken. Hâlâ birbirimizi kollarız yaya geçitlerinde. Sabah kalkarım başımda bekler. Yüzünde sanki başka bir dünyadan gelmiş gibi duran acayip tebessümüyle. Bence hiç çıkma o yataktan der, dışarıda berbat bir hava var. Pazardan dönen sinirli teyzeler var. Havada uçuşan serseri kurşunlar var. Ayrıca bütün şoförler yerli yersiz kornaya basıyor.

Arkadaşlarla otururken gelir bazen. Bir parça uzakta durur. Benden başka seveni yok çünkü. Biz güldükçe kollarını kavuşturup küskün bakar. Büyük bir bilmişlikle de vardır o bakışlarında. Yine bana kalacaksın nasılsa der gibi başını sallar.

Kuyrukta beklerken muhabbet ederiz genellikle. Kuyrukta beklemekten zevk alan tek insan diyebilirim. En son Üsküdar’da iki kilometrelik bir iftar çadırı kuyruğunda gördüm onu. Oruç tutmamasına rağmen.

Kaleciye geri pasın serbest olduğu zamanlardan beri maça gidiyoruz beraber. Gelme, uğursuzsun diyorum, gene de geliyor. Kaç sefer yakaladım gol yediğimizde çaktırmadan sevindiğini. Takım tutmuyorum diyor ama biliyorum kimle oynasak onları tutuyor. Felaketlerden zevk alan bir mizacın mı var diye sormuştum bir seferinde. Gerçeklere tahammül edebilecek gücüm var demişti.

Onunla ortak bir şeyler yapmanın da imkânı yok. Ben film seyretmek istiyorum o eski fotoğraflara bakmak istiyor. Sürekli eski günlükleri karıştırıyor. Tam bir şimdiki zaman düşmanı. On beş dakika öncesini bile özlüyor.

Omzumun üstünden bakıyor yazarken. Dudak büküyor. Berbat bir yazarsın diyor. Neden diyorum. Maziye saygın yok diyor. İstikbalden haberin yok. Ayrıca üslubun berbat. On beş yaşında bir kızın anlayabileceği kadar bayağısın. Hiç Proust okumadın mı Allah aşkına? Ya ciddi bir şeyler yaz artık ya da bırak bu işleri bir kuruyemişçi açalım.

Ne zaman berbat bir birahanenin önünden geçsek koluma giriyor, gel şurada oturalım diye ısrar ediyor. İstemiyorum, işim gücüm var diyorum ama dinlemiyor, kolumdan çekiyor. Paldır küldür giriyoruz içeri, iki bira söylüyorum mecburen. Ben içmeyeyim sağ ol diyor. İçmeyeceksen niye getirdin beni buraya diyorum. Lütfen garsonun önünde tartışmayalım diyor. Kafayı bulunca cep telefonumu elimden alıyor, kimseyi arama böyle güzel diyor. Nefret ediyorum yalnız ve sarhoş olmaktan. Hiç kimse yalnızken tam anlamıyla sarhoş olamaz, şahit gerekir sarhoşluk için. O zaman gel onu arayalım diyor. Benim hiç gururum yok mu, nasıl istersin böyle bir şeyi benden diyorum. Seni sevmeyen birini sarhoşken arayamazsın. Seni sevmeyen birini gece yarısından sonra arayamazsın. Seni sevmeyen birini öğleden sonra bile arayamazsın. Belki akşamüstü mesaj çekersin. Olsun yine de arayalım diye tutturuyor. Olmaz diyorum. Herkesin içinde çocuk gibi ağlamaya başlıyor. Ağzını kapatıyorum. Elimi ısırıyor. Şişeyle vuruyorum kafasına o zaman. Küsüp gidiyor. Birkaç gün gözükmüyor ortalıkta. Sonra ansızın çıkıp geliyor yine, hiçbir şey olmamış gibi sarılıyoruz.

Neredeydin diyorum nasılsın iyi misin? Seni özledim diyor. Kalbini kırdıysam özür dilerim kardeşim diyorum. Önemli değil diyor, zaten kalbini İkea’dan almış, söküp takabiliyormuş. Ayrıca yalanlara inanmaya ihtiyacı varmış. Bütün çaresiz insanlar gibi. Bütün hasta yakınları gibi. Dağılan bir okul gibi.

Hüzünlü piç diyorum ona ismini bilmediğimden. O da bana acemi piç diyor. Yok dünyadan haberin. Bir fabrika paydos ederken ortalığa çöken hüznü bilmiyorsun. Bilmiyorsun suya bırakılmış kâğıttan kayıkların gerçek anlamını. Rüzgârda uçuşan torbaları. Moloz dökülmüş arsaları. Bu hızla ölmeye devam edersek bütün dünya mezarlık olacak. Ama sen hâlâ ölümü kişisel bir şey olarak algılıyorsun. Herkes uzmanı olduğu konunun zalimi olmuş. Ben de mi diye soruyorum. Sen de diyor. Ama üzülme. Hiçbir şey bırakmayacağız arkamızda. Çekip giderken sırtımıza saplanacak bir çift göz olmayacak. Enkazımızı toplayıp öyle gideceğiz. Asgari centilmenlik toz olmayı bilmeyi gerektirir.

Acılarımız da birbirine benziyor artık. Birbirine benzeyen parmaklar gibi ama. Her birinin eşsiz bir izi var. Bazen gözlerim doluyor karanlıkta. Ama fısır fısır konuşmaya başlıyor yine kulağımın dibinde, hiç susmuyor, ağlamama asla müsaade etmiyor. Her şey affedildi diyor, hiç ayrılmayacağız diyor. Keşke kadın olsaydın diyorum öyle konuştuğunu duyunca. Bu kış çok kar yağar belki beraber kayboluruz diyor o da bana. Söylediği her şeye inanıyorum o zaman. Gözlerimi kapatıyorum her yer bembeyaz oluyor. Yine el ele tutuşuyoruz iki çocuk gibi. Sessizce söz veriyoruz birbirimize. Sessizce verilen sözlere kim inanmaz.
​
 
Lan ne **Spam/Adversiting** karı kız manyağı adamlarsınız lan. Dininiz imanınız kadın kız olmuş siktirin gidin lan, ben berbere tıraş olmaya gidiyorum
 
Ben iftara hazırım. Bunun yanına buz gibi bir kola, birde çoban salatası yaparsam tamamdır. Üstüne de çay sigara muhabbeti.

Hayatın ritmini yakalıyorum sanki ;)​

qb45q.jpg
 
Senin Sesin bir Nimettir Be Kadın.​

Kadınlar ikiye ayrılır ; Sıla ve diğerleri.

Sıla'dan önce sıla dan sonra ;)
​

[YOUTUBE]_Cm1aJQTsjU[/YOUTUBE]​
 
BAKIŞLARIN BOĞAZIMDA DÜĞÜMLENEN URGAN GİBİ
BİR GÖNÜL Kİ BANA YAKIN BENDEN UZAK YABAN GİBİ
GÜN OLUR TETİK DÜŞER GÜN OLUR NAMLU ŞAŞAR
GÜN OLUR YÜREĞİNE DAĞ DAYANMAZ AŞAR GİBİ

BU SEVDANIN ADINI KOY ARTIK GÜLÜM
HEP BENİ SORUYORSAN AYRILIK NİYE
ÖLDÜRMEZ BENİ BİL Kİ BU KARA ZULÜM
ÖLÜRÜM SENDEN UZAK YAR DİYE DİYE

BİR URGAN Kİ BOĞAZIMDA NE ÖLDÜRÜR NE GÜLDÜRÜR
ZULME YOLDAŞ OLMUŞ BELLİ HER ANINDA SÜRÜNDÜRÜR
GÜN OLUR SİNSİ HANÇER GÜN OLUR HASRET BİÇER
GÜN OLUR KURAK YERDE ÇİÇEK OLUR AÇAR GİBİ

BU SEVDANIN ADINI KOY ARTIK GÜLÜM
HEP BENİ SORUYORSAN AYRILIK NİYE
ÖLDÜRMEZ BENİ BİL Kİ BU KARA ZULÜM
ÖLÜRÜM SENDEN UZAK YAR DİYE DİYE​

[YOUTUBE]fiNhi193se0[/YOUTUBE]​
 
Toplasan iki kişi edermiyiz hala ?​

[YOUTUBE]rPo6BMVOY00[/YOUTUBE]​
 
Ve bazilari ;
Yokken bile vardir,fazlasiyla. ( Sen gibi dostum. ).
 
Hayatımın a. koyup gittiğin için teşekkür ederim.
 
Sonra belki çay içeriz.
Şansımız varsa yağmur da yağar.
Damlalara huzur yüklemece oynarız.
Benim damlam seninkini alnından öper.
Güzel şeyler olur belki.
Sen gel bence.​
 
Eşitlik fikrine en çok âşıkken inanırız. Çünkü en çok o zaman ihtiyaç duyarız.​
 
Benimle konuştun, benimle gülümsedin. Şimdi bunları bu kadar çabuk unutabiliyor olmandan nefret ediyorum.
 
Bir uçurum gibi bahsetti benden; düşmekten çok korktuğu ama bir çocuk gibi kıyısında oynamaktan asla vazgeçmediği...

K.T
 
qdsd0.jpg

Unutmanın acısı ayrılığın acısından farklı. Ayrılık hüzne yakın, unutmak kasvete. Yani birini er ya da geç unutmaya mahkum olduğunu bilmenin kasvetinden bahsediyorum. Birini yavaş yavaş unuttuğunun bilincine vardığın anların sıkıntısından bahsediyorum. O kişinin parça parça silinip alakasız hatıraların arasına karışmasından bahsediyorum. Belki de neden bahsettiğimi bilmiyorum. Sadece üzülüyorum, vefasız kader.​

[YOUTUBE]QM7A7m6Nw-c[/YOUTUBE]​
 


Anlıyorsun,
Herşey seni unutmama müsaitken ben değilim.
Ve seni unutmak için,
Yani eğer unutmam gerekse illa seni,
Bütün kadınları öldür.
Seni unutayım derken, onları sevemem..

Bilirsin uzun iş unutmak ve bunun için ölmek gerek.
Ne zaman ölmeyi istesek,
Yaşamayı sevdiren şeyler çıkıyor karşımıza.
Umut ettirecek işler geliyor başıma.
Ne zaman ölecek olsam,
Bir intiharın eşiğinde yarı baygın buluyorum kendimi.
Etrafımda ilaç şişeleri, içki şişeleri.
Üzerine nefesimin bulaştığı ipler,
Bir ilmek daha,
Bir düğüm daha oluyor boğazıma.
Yerde yatıyor,
İyileşmek için tüketilmiş gibi şişeler..
Duvarda,
"İyiki yapmadın" diyen bir resim sana ait,
Ve "yapamadım" diyen bir resim daha bana ait..
İyiki, diyen hiç bir resim yok bize ait..

Sanki o baygınlıkta yaşanıyor herşey,
İyiki diyip üzerime geliyorsun karelerin içinden sıyrılıp.
Beni intihar değil, sen öldüreceksin sanıp keyifleniyorum.
Sarılıyorsun, ne olur yapma.
Dedim ya umutlanıyorum,
Yüzün yüzüme değiyor, ten değiştiriyorum.
Ve gözlerin biraz daha yaklaştıkça gözlerime,
Bakış açım yerle bir olup,
Bakamadığım açlar yerle gök oluyor.
Afrika'da simit satmış bir çocuğun neşesi var gözlerinde,
-Gelme..

Diyorum gelmiyorsun, afferin.
Ve ben elimde kalem kağıt seni anlatırken buluyorum kendimi.
Kalem kağıtla bulmasam kendimi,
Kirpiklerimi koparır şekiller çizerdim sana benzeyen..
Kirpiklerim olmasa ağlardım, eksiksiz.

Bekliyorum,
Seni bekliyorum.
Ölüm gibi işte,
Nasıl olsa geleceksin,
Ve ben, senden önce ölmüş olmak istemiyorum, hepsi bu.

Yalan,
Hepsi bu değil.
Dahası var ama, gereği yok.


Gökhan İnesi//Panşehir


​
 
Geri